Şeyh Vefa ki İstanbul'da semti ile meşhurdur. Aynı isme izafeten Vefa Bozacısı diye İstanbul'un meşhur bir nimeti de hazretin ismi ile şöhret bulmuştur. Şeyh Vefa kaddese sirruh kerameti zâhir, Allaha takarrub eden velilerdendir. Ulûm-u zahirde ve ulûm-ı! batında yücelerdendir. Tarikatı vefaiyenin pi- Irsad, Cilt I — F: 22
ri, batında içtihad sahibidir. Evradı ve ezkârının müellifidir.
Fatih devri meşayihindendir. İstanbul'un fethinde bulunan ululardandır. Fatih Hazretlerinin cenaze namazında imam olan zattır. Yeniçerinin Karamani Mehmet Paşayı sst eraçti h pareti seyath zanyesake siğıdanıda, Nicemer paşanın Şeyh Vefa hazretlerinin zaviyesine sığındığını haber alıp zaviyeyi kuşattıklarında, hazret dışarıya çıkıp bir kere
«Allah» nârasını savurduğunda orada bulunan yeniçerilerin hepsinin bayılıp yere yıkıldığını, akılları başlarına geldiğinde bir bir oradan savuştuklarını Menakıb-1 Şeyh Vefa'da yazmaktadır. Kerametleri sayılmakla bitmez. Biz burada hazreti bilmiyenlere tanımak arzusu ile keremetinden bir nebzecik maksaddis Yaber de edilen duayı Hak Paziyar reddeylemiye cegi, ehline malümdur.
Kerametlerinden birini daha, buraya yazmakla risalemizi süsleyelim.
Bir kadın gelip oğlunun esarette kaldığını hazreti şeyhe bildirir ve oğluna sağ olarak kavuşması için hazreti şeyhin duasını ister. Hazreti Şeyh de:
— Hanım! Gitme otur, şimdi evlâdın gelir kavuşursun, derler. Bir saat kadar bir vakit geçer, yahut geçmez. Kadının oğlu sırtında aşçı gömlegi, kolları sıvalı bir şekilde zaviyeden içeriye girer. (Al hanım oğlunu) buyururlar. Kadın evlâdına sarılır, evlâd - ana kavuşurlar. Oğlan şaşkın bir vaziyette ne oldugunu nasıl buraya geldigini soranlara şöyle anlatır.
(Beni esir edip, esir pazarında sattılar. Bir hıristiyan beni köle olarak satın aldı. Bana vazife olarak da aşçılık yapmanı buyurup mutfaga vazifeye verdi. Esaretimden beri orada aşçılık yapmakta idim. Bugün sahibim ava çıkıp tavşan avlamış, pişirmek için bana verdiğinde mutfakta bir kara kedi peyda oldu tavşanı elimden kaptı ve kaçırmağa başladı. Ben de kedinin ağzından almak için peşine düştüm. Kediyi yakalayım derken kendimi burada buldum. Zira, kedi agzında tavşan ile buraya girdi) der. Bir de bakar ki kara kedi şeyhin dizi dibinde, tavşan da yerde yatıyor. Hazreti Şeyh lâtife ederek:
- Al tavşanı gotur, pışır de katır karnını şışırsın. der.
Bu nımet-i ilahiyyeyi ve keramet-i veliyyi ve himmet-i evliyayı görüp Allaha hamdü sena ederler ve şeyhin tahtı hizmetine girip, dünya ve âhiret maksuduna ererler. Şimdi, o zata «Esir Bey» derler ki hazreti şeyhin zaviyesinde ebedi uykusunda yatıp, ruhu cennet bahçelerinde gezmektedir. Şeyhin kedisi de orada kendine mahsus efendisinin türbesi kapısındaki kabrinde yatmaktadır. Ihmal etme ziyaretlerine git. Böyle şey olmaz deme, inkârı bırak.
Hazret-i Süleyman'ın velisi olan Asaf-1 Berhaya Belkıs'- ın tahtını bir goz açıp kapayasıya üç aylık yoldan getirdıgıni Allah Kur'an-ı Keriminde sure'i Nemlde zikrediyor. Beni İsrailin nebisi olan Hazreti Süleyman'ın evliyası, bir göz açıp kapayıncaya kadar taht-ı Belkısı getirirse, enbiyalar serveri rahmeten lil âlemin olan Hazreti Muhammed Aleyhisselâmın evliyasına böyle bir ufak kerameti çok görüp gafillerden, münkirlerden olma.
Beni Israil velilerinin kerametlerine inanıyoruz, onlardan da böyle kerametler zuhurunu Kur'an-ı Kerim haber veriyor.
Beni Israil evliyası izn-i ilâhi ile ölüyü ihya ederse ve tarfetül-aynda Belkıs'ın tahtını üç aylık yoldan getirirse, sevgili Habibinin velisinin nelere kadir olduğunu senin irfanına terkederim. Enbiyadan zuhur eden mûcizat, evliyaullahtan zuhur eden keramet onların kendilerinden olmayıp, Allah onların elinden, zuhura getirip halkeder. Bu böyledir bilmiş olasin.
Hazreti mahbubu kibriyanın velilerine böyle ufak kerametleri çok görme. Bunu da unutma, velinin kerameti; şerefi;
tâbi olduğu Nebisine aittir.
Bız gelelım kıssamıza: Hazreti şeyh Vefa'nın bir erkek çocuğu olmuş. Oynama çagına geldigi vakıt, sokaktan geçen sakaların kırbasını elindeki çivi ile deler fışkıran suya ağzını verip su içermiş. Kırba; eti, mubah olan hayvan derisinden tabaklanıp yapılır. O vakit Istanbul'a kırk çeşmeler yapılmamış kırk çeşme suyunu Îstanbul'a getiren, Avrupalilar'ın muhteşem Süleyman dedikleri yirmiyedi muharebeye yani gazaya iştirâk eden, biz Türklere Rodos'u ve Macaristan'l zapteden Viyana'yı kuşatan Sultan Süleyman Handır. Sakalar
şeyhin hatırı ve şeyhe olan hürmetlerinden ve edeplerinden ötürü çocuğun yaptığı bu kabahati babasına söylemezlermiş.
Nasıl söylesinler? Resûlüllah «Çocuk babasının sırrıdır» buyurmuşlardır. Ana, evlada hamıle, kaldıgı zaman bır nesneyı çalsa, meselâ gül yahut karabiber. O çaldığı şey çocugun yüzünde yahut vücudunda yahut da ahlâkında görülür, bu böyledir. Ananın veyahut babanın yaptığı kabahat, evlât üzerinde zuhura gelir.
Bunun böyle olması akıl ve basiret sahiplerine büyük âyatı beyyinnattır. Yapacağımız bir kabahatin cezasını çocugumuz çekebilir.
Bu nasıl adalettir demeyiniz. Bir baba, hırsız yahut katil olsa evlâdına, katilin yahut hırsızın oglu derler... Görüyorsunuz ya babanın yahut ananın kabahati çocukla zikrediliyor. Gayri meşru çocugun zuhura gelmesi, anasının yaptığı kabahatin ortaya çıkmasıdır. Çocuğun bu kabahatte hiçbir suçu olmadığı halde anasınin yaptıgı kabahat ile zikrolunup, anasının suçu ile suçlanır ve onun nâs içinde hor hakir olmasına sebep olur, onun yaptığı kabahati evlât çeker. Biz sözümüze gelelim: Böylece aylar geçer, çocuk elindeki çivisiyle sakaların kırbasını delip su içmeye devam ederken, sakalardan biri çocuğun bu hareketinden usanıp hazreti şeyhe gider, çocuğu babasına şikâyet eder. Hazreti Vefa (Allah sırrını takdis buyursun.) Oglunun ne vakittenberi sakaların kırbasını deldiğini sorar; şikâyetçi saka da sokağa oynamağa çıktığından beri der. Hazreti şeyh bütün kırbaları delinen sakaları huzuruna davet edip hepsinin kıralarımı yeniler. Ve hepsinden helâllık alır ve onlara der ki: (Ben çocugumun terbiyesini veririm, siz üzülmeyin, bu yapılan kabahat benim yahut anasının kabahatidir. Çocukta kabahat yoktur) diyerek sakaları tatyîbi hatır eder. Sonra, haremini yanına çagırıp ne gibi bir suç işlediğini kendisinden sorar. Kadın ağlayarak (Vallahi efendi bilerek Allahın hiçbir emrini geri bırakmadım, yapma dedigi şeyi irtikâp etmedim. Yalnız şu var ki, ben çocuga hamile iken, sizin izniniz ile bitişik komşuya oturmağa gitmiştim. Komşu bir iş için benim oturduğum odadan dışarıya çıktığında konsolun üzerinde duran limon gözüme ilisti. Istemeğe utandım, nefsimi körletmek için limonu iğne
ile delip agzıma götürüp suyunu içtim,) dediginde hazreti şeyh (Tamam hastalık teşhis olundu, elhamdü lillâh.) diye müsterih olur.
Görüyorsunuz; ana igne ile limonu gayri meşru olarak emerse, çocuğu da çivi ile kırbayı delerek suları içer. Ailesine komşudan helâllık almasını tenbih buyurur. Kadın komşuya yaptıgını anlatıp helallık diledi. Komşusu da (Ne kıymeti var limonu yeseydin), dedi. Ve hakkını helâl etti. Hazreti Şeyh, çocuğunu yanına çağırıp, sakaların kırbasını delmemesini dahi çocuga tenbih etmek luzumunu duymadı. Ertesi günü çocuk elindeki çivi ile yerleri çiziyor, önünden gelip geçen sakaların, değil kırbasını delmek onlara bakmıyordu bile.
Bu kıssadan âkillere ve ehli ferasete yüz bin hisse vardir. Çocuklarımızın yaptıgı itaatsizlikler ve kabahatler hep ana ve babanın isyanının evlâd üzerindeki zuhurudur. Bazan, böyle de olmayabilir. Amma yüzde doksan dokuz bu böyledir. Allah, dilerse zalimden âdil, âdilden zalim getirebilir.
O emrinde hakimdir. Istediği gibi mülkünü tasarruf edebilir.
Bu böyle olunca ana ve baba çocuk üzerinde çok itinalı olma- Iı haramdan sakınmalı, Allah ve Büyüklerine itaatta olmalıdır ki evlâd da aynı haramdan kaçınan, Allaha ve Peygambere ve büyüklerine itaatkâr olanlardan olsun. Ana babanın haramı irtikâbını bir tarafa bırakın, bazı takva ile hareket etmeyip mubâh olan şeyleri işlemekle çocuğun mâneviyatta ilerlemesine mani olanlar bile olmuştur. Meselâ şeriatta ana cünüpken evlâda süt veyahut mama verebilir. Fakat, evlâdının mânen yücelmesini isteyenler abdestsiz olarak yavrusuna, süt meme, mama vermemelidir. Zira, çocugun mâneviyatına tesiri olur. Velhasıl yavrunun üzerine mânen ve maddeten dikkatle durmalıdır ki evlâdın dünya ve âhireti ma'mur olsun. Şu kıssayı ibretle oku: