Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Ehlullahtan Cüneyd-i-Bağdadi (K.S.) rivayet ediyor: Bir Mecusî'nin, karlı bir günde kuşlara yem verdiğini… — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 1 · s. 249

— Allah'ın emirlerini, senden daha iyi tutan kimse yok, eliye onu kandırır. Bu suretle, onun amellerini hebâ eder. Bu gibiler, yalnız kendilerini cennetlik, diğer bütün insanları cehennemlik bilirler. Her yaptığını, Allah için değil de, insanlara gösteriş olsun dive yapmağa başlarlar ki, büyük bir âfettir. Buna RIYA, böyle yapanlara da MÜRAÎ denir. Ulemadan bazıları, riyâ için (Gizli şirk) dahi demişlerdir.

Kibir de, çok kötü ve Allah'ın hiç sevmediği sıfatlardan birisidir. Kibir sahibi, Allah'ın düşmanıdır. Şeytanın, rahmetten koğulmasına, kibri sebebolmuştur. Kalbinde, zerre miktarı kibir olan kişinin, cennete giremeyeceğini Habib-i Hüda efendimiz haber vermektedir. Yukarıda tarif ettiğimiz U'cub kibirden de kötüdür. Kibir, bir kimseye karşı olur. U'cub sahibi, yalnız. da kalsa bu huyu kendisinde hisseder, yine kendisini beğenir.

Gazap, hilmiyetin aksidir. Dilimizde: (Öfke ile kalkan, zararla oturur). Sözü ile, babalarımız gazabın fenalığını ne güzel ifade etmiş ve bizlere nasihatta bulunmuşlardır. Gazap, gayet kütü bir sıfattır. Meselâ, bir mü'mine beş milyon lira versen, dininden çıkmaz, ama gazaplandığı zaman öyle bir küfür savurur ki, ne din kalır, ne iyman... Ne'ûzü-billâh, dinden çıkar. AIlah, nasibederse, ileriki derslerde, sırası gelince inşaallah onu da söyleyeceğim.

Hased; çok kötü bir sıfattır. Nasıl ki, ateş odunu yakarsa, hased de sahibini öylece yakar. Daha dünyada nâra sürükler ve cehennem azabını burada görmeğe başlar.

Hazreti Âdem, cennetten çıkarıldıktan sonra, bir zelle için senelerce ağladı ve nihayet affa mazhar oldu. Kendisine, taraf-1- ilâhiden üç nûr gösterildi ve:

— Bu nûrlara ne olduklarını sor! buyuruldu.

Hz. Adem, ilk nûra sordu:

—- Kiminle müşerref oluyorum, adınızı bağışlayınız?

Nûr, ona cevap verdi:

— Ben akılım, dedi. (Demek ki, akıl bir nûrdur).

— Makamın, vazifen nedir? Neden mükerrem kılınmışsın?

— Makamım, insanoğlunun başıdır. Hayır ile şerri seçerim. Benim bulunduğum kafanın sahibinde, türlü türlü san'atlar zuhura gelir. Lisanından, âb-i-hayat gibi sözler akar. Cennet yolları, Hak cemali, Hak rizası benimle bulunur.

Hz. Adem, akıl nûruna:

— Allah, seni daima mükerrem kılsın, temennisinden sonla ikinci nûra döndü ve sordu:

— Ey muazzez nûr!... Makamın neresidir, vazifen nedir.

adınızı bağışlar mısınız?...

Ikinci nûr da, kendisine şu cevabı verdi:

— Benim adım da, hayâ'dır. Insanın güzünde bulunurum.

Benim bulunduğum göz, Allah'tan gayrısını görmez. Hayâ sahibi insandan, melekler bile hayâ ederler. Ben, hangi güzde bulunursam, o göz ibret sahibi olur. Hz. Osman Zinnûreyn gibi, dedi.

Bir göz ki, olmaya ibret onun nazarında;

Ol düşmanıdır sahibinin, baş üzerinde...

Adem aleyhisselâm:

— Allah seni de mükerrem kılsın, dedi. Sana sahip olan evlâtlarıma ne mutlu, ne kutlu!... Sonra, üçüncü nûra döndü:

— Ne muazzez nûrsun, ne mükerrem cevhersin, dedi. Adın, vazifen nedir, makamın neresidir?

Uçüncü nûr cevap verdi:

— Adım merhamettir. Makamım, insanoğlunun kalbidir.

Iymanlı kalplerde bulunurum. Benim dahil olduğum kalpler.

baştan aşağı nür olur. İçinde, benim bulunduğum kalbin sahibi dünyada saadete ve âhiretde selâmete erer, dedi.

Bir başka rivayete göre de; Allahu zülcelâl, Hz. Âdem'e üç nûr gösterip, bunlardan birisini almasını emretti. Hz. Adem, bu nûrlardan akıl nûrunu seçip aldı. İyınan ve hayâ nûrları, akıl nûrunu takibettiler. Hz. Âdem:

— Seni değil, aklı istemiştim, deyince:

— Ben akıl ile beraberim, ondan ayrılmam, cevabını veren iyman nûrundan sonra, hayâ nûru da:

— Ben de iymanın bulunduğu yerden ayrılmam, dedi.

Sonra, Adem aleyhisselâma:

— Sol tarafa bak! denildi. Üç zulmet görüp iğrendi. Pek çirkin ve kelimelerle tarif edilemeyecek kadar iğrenç idiler. Hz.

Âdem'e emrolundu:

— Yâ Âdem (A.S.) bu üç zulmete sor... İsimleri nelerdir?

Mekânları nelerdir? Vazifeleri nelerdir?

Hazreti Adem (A.S.) birinci zulmete sordu:

— Ne kadar çirkinsin. Ismin nedir? Mekânın neresidir?

Vazifen nelerdir?

Zulmet cevap verir:

— İsmim kibirdir. Vazifem kulu, cenab-ı Hakkın gazabına uğratmaktır. Mekânım insan oğlunun başıdır. Bir başta ben olursam, kul Hakdan dûr olur.

Deyince; Âdem aleyhisselâm:

— Yalan söyleme yâ kibir!... İnsan oğlunun başında Akıt gibi bir cevher, bir nûr vardır. Deyince:

— Evet öyledir. Amma akıl gidince; ben o kafada kaim, o.

vücuda hâkim olurum.

Dedi. Adem aleyhisselâm ikinci zulmete sual edip:

— İsmin nedir? Mekânın neresidir? Vazifen nedir?

Dedi. Ikinci Zulmet cevaben:

— Benim ismim tamâ'dir. Mekânım insan oğlunun gözüdür. Ben bir Ademoğlunun gözünde bulunursam; o Âdemoğlu insanlıktan istifa edip, hayvan gibi olur. Din gider, iyman gider.

İlm-ii irfan gider. Namus, ırz, vicdan gider.

Dedi. Adem nebi (A.S.):

— Sus!.. yalan söyleme. İnsan oğlunun gözünde hayâ olur.

Deyince:

— Evet öyledir. Havâ gidince ben gelirim. Ben gelince belâ gelir.

Dedi. Uçüncü zulmete hitab edilmesi emrolundu. Hazret-i Safiyullah üçüncü zulrete:

— Ne kadar çirkin yaratılmışsın. İsmin nedir? Mekânın neresidir? Vaziten nedir? Diye sorunca, zulmet cevap verip:

— Adım haseddir. Mekânımı kalbdir. Vazifem ise, bir kalpte oturdum mu, o kalpte ne din, ne iyman, ne Hak kalır. Sahibimi ateşe yakarım. Beni hâmil olan hayvandan daha aşağı olur, şeytandan beter olur. Helâk olur, dedi. Adem nebî:

-- Sus, yalan söyleme!... Kalbde merhamet bulunur. Deyince:

— Doğru yâ Adem!... Merhametle cem' olmam. Merhamet gidince ben yerine kaim olurum... dedi.

Sür çıkar ağyarı dilden ta tecelli ide Hak Padişah konmaz saraya hane mâmur olmadan Anlayana sivrisinek saz; anlamayana davul - zurna az.

Hubbu-Câh; (yani, makam sevmek ise;) insanı helâk eder.

Taberistan valisi olacağım diye, makamından vazgeçmiyerek Kerbelâ'da Imam-ı Hüseyni şehid edenler gibi makamına, câhina doyamadan gidenler binlercedir. Onlar nâra gidip yerlerinde, makamlarında şimdi baykuşlar oturmakta; örümcekler ağ kurmaktadır.

Mal sevmeğe gelince: Karûn gibi, kendi ve malı yere batıp, sevdiği malları mirasçılarına taksim olup, onlar azabını çekmektedirler.

Karın âfeti ki, Yeme hasletidir. Yiyip semirenleri şimdi yer altında yılanlar, kurtlar yiyip semiriyorlar.

Afetül-ferc ki: Beş dakikalık lezzet için ömür boyunca zillete, rezalete o meş'um kara damga vurulup cemiyetten kovulan, Allah huzurundan tardolanların haddi hesabı mı var? Züleyha gibi şehvete düşersen, sultan dahi olsan zelîl olursun. Şehvetine sabredersen Yusuf (A.S.) gibi köle de olsan sultan olursun.

İşte tövbe ayı geldi. Allaha dön!... Allaha dön!...

Hiç vakit kaybetmeden dönülecek kapı orasıdır. Belki ömrümüzün son Receb ayını idrâk ediyoruz. Suçlarımıza tövbe edelim. Bir daha günaha, isyana dönmeyelim.

Resûl Aleyhisselâm:

Kalennebiyyü aleyhisselatu vesselâm Ettaibu minezzenbi kemen la zenbe leh.

«Tövbe eden günahı yapmamış gibidir» diyor.

Biz. zaif mahlüklarız. Allah kavidir. Biz fâniyiz, O bâkîdir.

Nasıl olur da, biz zaifler o kaviye isyan ediyoruz. Gözlerimizin.

nûrunu söndürüverirse ne yapabiliriz? Aklımızı alırsa, her ne olursak olalım, bizi akıl hastahanesine götürürler. Ellerimiz kurusa; ayaklarımız kötürüm olursa ne yapabiliriz? Allah şifa vermezse hangi doktor bizi iyi edebilir? Gelin!... ibret alalım. Her gün ahbaplarımız âhirete gidiyor. Bize de sıra gelecek. Allahü zül-celâlin, afvetmeyeceği kul ve günah yoktur. O kerem sahibidir. Şeytan bile Adem'in kabrine secde edip; (Aman yarabbi!)

dese; o bile afvolur. Biz âdemzadeyiz, Hazret-i Resûlün ümmetiyiz. Hakkın katında mertebemiz yücedir. Afvedersek afv ve mağfiret buluruz. Cennet bizim için hazırlandı. Okuduğum âyetin lûgaden mânası budur. Allah, bizleri afvına, mağfiretine çağırıyor. Cenneti bizler için hazırladığını ilân ediyor. Ne kadar günahımız çok olsa; Rabbimizin rahmetinden büyük olamaz.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.