Beyt-il-Makdis'de vani Kudüs mescidinde bir kadın vardı.
Orada Allah rızası için hizmet ederdi. Receb ayı geldi mi; ibadetine ilâve olarak Receb ayına hürmeten her gün on iki ihlas süresini tilâvet ederdi. Yine Receb ayı geldi. Adeti olan on iki ihlâ'sı Recebe hörmeten tilâvet ediyordu. Günlerden bir gün oğlunu çağırıp:
— Oğlum benim ölümüm yaklaştı. Bana bir emr-i Hak olursa Rabbime ibadet kıldığım, daima hizmetinde bulunduğum zaman sırtıma giydiğim bu eski elbisemi bana kefen yap.
Diye vasiyyet etti. Birkaç gün sonra da öldü. (Yani oldu, mü minler ölmezler olurlar. Kâfirler ölürler,) Oğlu anasının vasiyyetini tutmadı. Ona yeni kefen aldı. Annesini yeni kefenlere sardı. Eski bir elbiseyi kefen yapmak dosta, düşmana karşı kendisine ağır gelmişti. O gece annesini rüyada gördü. Annesi ona:
— Niçin vasiyetimi tutmadın?
Diye sitem etti. Sabah olunca vasiyetini yerine getirmek üzere eski elbiseleri alarak kabristana yollandı. Annesinin kabrini açtı. Nasıl bu işi yapmasın, rüyasında annesi ona:
— Niçin vasiyetimi yerine getirmedin? Senden razı değilim. Hakkım sana helâl olmasın, demişti.
Bir de baktı ki, kabir bomboştu. Annesi kabirde yoktu. Şaşırmıştı. Dün buraya onu kendi eli ile gömmüş ve son vazifesini yapmıştı.
Ağlamağa başladı, şimdi ne yapacaktı? Kendisine şöyle nîda olundu:
— İşitmedin mi, bilmedin mi? Bizim şehrimiz olan Recebe bir kimse hürmet etse, biz onu kabrinde yalnız bırakmayız.
Seyyid Seyfullah (K.S.) şöyle diyor:
Biz âşıkız, biz ölmeyiz Çürüyüp toprak olmayız Karanlıklarda kalmayız Bize Leyl-ü-Nehâr olmaz.
Allaha kulluk eden, Allahı seven, Allahın dostları zulmette kalmazlar. Ebedî saâdeti buradan bulurlar. Ebedi hayata buradan ererler. Onlara gözlerin görmediği; kulakların işitmediği, akılların düşünemediği, beşer kalbinin hatıra getiremediği nimetler ihsan olunur. Böyle günleri fırsat bilip; sây idegör. Yakın bir zamanda bu misafirhaneden seni cansız bir ata bindirip dostlarının firkat gözyaşları; düşmanlarının sevinç sürûrları ile o korkunç çukura amelin ile başbaşa bırakacaklar. Şâirin dediği gibi:
Aldanına azizim bu dünyanın nakşına, nakkaşına Hazret-i Adem gibi girsen Hezâran yaşına Akıbet gelirsin şu musâlla taşına Kapatırlar seni bir hâli haraba yalnız O karanlık gecede kendine bir dost ara bul.
Oranın dostu, arkadaşı iyi amellerdir. İyman, Namaz, Oruç' tur, zekât'tır, saclakâttır, bütün iyiliklerdir, zikrullahdır, sıddık.
tır, bütün mahlükatı ilâhiyyenin hakkını gözetmekdir. Resûl Sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurdular:
«Bir kişi öldüğü zaman, bütün amelleri münkatî olur. Yaptığı iyilikten üç şey, üç ameli daima devam eder; defter-i amalinin hayır kısmına daima sevap yazılır.»
1 — Sadaka-i Cariye ki: Mektep, Medrese yaptırmak, Çeşme yaptırmak, Kuyu açtırmak, Hastahane yaptırmak, Mescid yaptırmak, Kanal açtırmak, yol yaptırmak, ağaç dikmek, köprü yaptırmak gibi...
Yaptırdığı bu hayırlar devam ettiği müddetçe, defter-i âmali kapanmaz ve daima hayır defterine sevap yazılır.
2 — Iyi evlât yetiştirmek: Dinine, vatanına, milletine, hemcinsine hizmet eden iyi ahlâklı evlât yetiştirmek de böyledir.
Kendi evlâdı olmasa da, başkasının evlâdı dahi olsa o, yavrunun yapacağı iyiliklerin sevabı, onu yetiştirenlerin defter-i-âmaline yazılacaktır.
3 — Talebe okutmak veya okutturmak da böyledir. Kur'an ilminden başka tıb (Doktorluk, baytarlık, eczacılık) mühendislik, mimarlık, hukuk, coğrafya, kimya, iktisat ve benzeri bütün ilimleri öğrenmek, mü'minler için farzdır. Bunları öğretmek veya öğrenmekte de sevab-ı-azim bulunduğundan, bu maksatla yapılan mekteplerde okuyan talebe ve okutulan ilimler devam ettiği müddetçe, yaptıran kişilerin hayır defterleri de kapanmaz.
Yalnız, bu ecr-i-azime nail olabilmek için şart: Allah'a, Peygambere, semavi kitaplara ve özellikle Kur'anı kerime iyman et.
mektir. Zira, bu ilimlerin hiç birisi, Kur'anı kerimden hariç değildir.
Bir kimse, iymana müteallik şeylere, inanmazsa, onun yapacağı hayır ve hasenatın, âhireti için hiç bir faydası olamayacağını, Kur'anı kerim açıkça beyan buyurmaktadır. Inanmadığı halde, yukarıda sayılan hayırları yapan kimsenin mükâfalı, yalnız dünyaya mahsustur. Ona (Büyük adam) derler, saygı gösterirler ve bütün bu iltifatlar dünyada kalır. Ahiretin sermayesi, iymandır, islâmdır. Fakat, şunu da söylemeden geçemeyeceğim ki, bu kabil iyilikleri yapanlar meselâ Hıristiyan, hatta dinsiz bile olsalar, bu hayırlı işlerinden dolayı son nefeslerinde kendilerine iyman ve islâm nasibolması ihtimali mevcuttur. Bir kimsenin; müslüman olsa bile, insanlara fenalığı dokunuyor, Allahın dinini, yolunu unutup iyiliklerde bulunmuyorsa, son nefesinde iymanının elinden gideceği ve âhirette de azaba duçar olacağı, kütübü mûteberede yazılıdır. Bu sebeple, mü'minler hayır ve hasenata koşmalı, hem dünya, hem de âhiret hayatlarını mâmur ve âbadan etmelidirler. Tembellik, kokmuşluk, kötülük iymanın gitmesine sebebolacağı gibi, iyilikler de iymanın bekasına en mühim âmildir.
Aşağıda sunacağım hikâyeyi, ibretle okuyunuz: