Imamı Kuşeyri buyuruyor ki: Babamdan yetim kaldım.
Memleketimizden tahsil-i ulûmiçin akranlarım başka diyarlara
gidiyorlardı. Ben de anama gidip, (Anacağım, arkadaşlarım tahsile gidiyorlar, bana müsaade ver. Ben de tahsil edeyim, cahil kalmıyayım.) diye izin istediğimde: (Oğlum, senden başka evimin kapısını açacak kimsem yok. Beni bu dârı dünyada yalnız bırakma) deyip ağladı. Ben de kendisine cehaletin ne kadar kötü olduğunu, okumağa hevesim olduğunu, Allah için olsun müsaade etmesini rica ve niyaz edip, nâçâr müsaadesini alıp, arkadaşlarla yola koyulduk. Şehrin haricine çıktığımda abdest bozmak için bir kuytuya vardım, abdestimi bozar iken üstümü kirlettim. Arkadaşlara: (Siz gidin, ben eve dönüp çamaşır değiştirip size yetişirim) dedim. Onlar yola koyuldular. Ben de eve döndüm. Eve geldiğimde, anamın yüksek sesle ağladığını işittim, benim firâkıma dayanamayıp, ağlıyordu. Içeri girip üzülmemesini, tahsilden vazgeçeceğimi kendisine bildirdiğimde: (Yok evlâdım ben bu mes'uliyeti üzerime alamam. Git tahsil et. Ben anayım; ağlamaktan ve duâdan başka elimden ne gelir? Gözyaşlarıma bakma, o yaşlar senin hasretinle yanan kalbimin ateşini söndürüyor. Durma git tahsil eyle) dediyse de ben gitmekten vazgeçtim: (Sil gözünün yaşını, benim garip anam) diye gönlühü aldım. Bana dualar edip: (Allah sana ilmini nasip eylesin beni garip bırakmadığın gibi, sen de dünya ve âhirette garip kalmayasın) dedi. Gönlü şâd oldu. Ertesi günü yüzü nûrlu bir zat evimizin kapısını çaldı, kapıyı açtığımda, ne istediğini kendisinden sordum. Beni arzu ettiğini bildirdi. Kiminle müşerref olduğumu sorduğumda: (Ananı yalnız bırakmadığın ve onu hasret ateşine yakmadığın için, Allah Hızır kulunu seni okutup yetiştirmek için, sana yolladı) dediler. Anladım ki, bu gelen Hızır aleyhisselâmdı. Elini öpüp, kendisinden üç sene de cemî ulûmu tahsil ettim. İcazetim zamanı geldiği vakit bin kitap telif etmişti. Beni okuttuğu kitapları bir sandığa koyup memleketimizden geçen Ceyhun nehrine atmamı söyledi. Ben de kitapları götürüp nehre atmağa kıyamadım. Bir yere sakladım. Eve döndüğünde, bana sual edip, (Kitapları ne yaptın?) dedi, (Nehre bıraktım) dediğimde, (Ne gördün?) dediler. Hiçbir şey görmediğimi söyledim. (Kitapları nehre atmamışsın) dedi ve (git kitapları nehre at) diye tenbih eyledi, ben yine gidip kitaplanı nehre atmağa kıyamadım, yerini değiştirdim. Eve geldiğimde, kitapları
nehre atarken ne gördüğümü sordular. (Bir şey görmedim) de.
dim. (Yaramaz çocuk yine nehre atmamışsin kitapları) dedi.
Uçüncü sefer gidip kitap sandığını nehre attığımda, nehirden iki el çıkıp sandığı aldı ve nehre dalıp kayboldu. Eve döndüğünı zaman, gördüğümü Hazreti Hızır'a anlattım. (Evet sandığı nehre şimdi atmışsın) dedi. Bunun mânasını sorduğumda, (Kıyamete yakın Hazreti İsa yeryüzüne inip ümmeti Muhammed'den bir fert gibi bu kitaplar ile âmil olacaktır) buyurdu. Annesine olan muhabbetten ve şefkatten dolayı, Allahın kendisine bu in' âmı, ihsanı zikr ediyorlar. Kardeşler, bu kıssa bize büyük biribret bahşediyor. Anasının rızası için kendini feda edenin, Allah, Hızırı bile ayağına günderiyor. Mihnet diyarı olan dünyada böyle olursa, âhirette nail olunacak nimeti var kıyas eyle!
Ebâ Hureyre radiyallahu anh, Resûl aleyhisselâmdan rivayet edip buyuruyorlar: (Allahın kullarından her kimde bu dört haslet var ise, Allah, o kimsenin vücuduna nânı haram kılar. Ve onu şeytanın şerrinden korur. Bu kimse, bu sıfata mâliktir ki, Allaha isyanda, kula itaat etmez. Her ne kadar onu ölümle ve döv mekle tehdit etseler, yahut dövseler ve öldürseler bile!... Ikincisi: Allaha isyanda kendine mal, mülk ve mevki vaad etseler dahi bunları kabul etmez ve Allaha isyan etmez; üçüncüsü: Allahın haram ettiği bir şeye mâlik olsa da, Allah korkusundan fenalığı terk eder. Dördüncüsü: Elinde salâhiyeti olduğu halde kendisine fenalık yapanı af edip, intikamı terk eder. Allah böyle kimsenin vücudunu nâra haram kıldı ve onu şeytanın şerrinden emin eyledi) diyor. Yine devam edip buyururlar ki: (Bir kimsede bu dört sıfat bulunursa, Allah celle o kulun başına rahmetini saçar ve o kulunu, sevdiği kimseler zümresine ithal eder.
Bir: — Şu kimse ki, fakiri evinde misafir eder, yahut fuka.
raya misafir olur.
Iki: — Hastalara ve gözsüzlere, kötürümlere ve emsali sa.
kat ve âlil kimselere merhamet eder.
Uç: — Kölesine, işçisine, uşağına kötü söz söyleyip, onları dili ve eli ile incitmez ve onlara yardımcı olur.
Dört: — Ana ve babasua şefkatli olup, onların dünyada hizmetlerini yapar ve onların affı için Allaha dua eder. Allah da
böyle olan kullarına rahmetini saçar; sevdikleri arasına bunları dahil eder.) buyurdular. Bu hadis-i şeriften anlaşılıyor ki, ana ve babasına iyilik edenler, bu dünyadan îman ile göçecektir.
Ana ve babaya itaat, bir kimsenin necatına sebep olduğu bu hahadis-i şerif ile sâbittir. Ana ve babaya asi olanlar ise, ne gibi ameli saliha yaparsa yapsınlar, âkıbetleri nârdır, buyurdular.
Allahın rızası ananın, babanın rizasındadır. Allahın gazabı ise, ananın ve babanın gazabındandır buyuruyorlar. Bir kişi ibadet ehli olmasa, lâkin Allaha âsi olup, ana ve babasına mûti olsa, ana ve babayı hoşnut etse, Allah ondan razıdır. Ana ve babaya, bu güzel muamelesinden dolayı Allah onu sonunda salihlerden kılıp, cennetine ithal eder. Bir kimse, Allaha ibadet ehli olup, ana ve babasına âsi olsa, onları hoşnut etmese, yaptığı ibadetin semeresini göremez. Resûl aleyhisselâm buyurdular:
(Cennetin kokusu beşyüz yıllık yerden duyulur. Ana ve babasına âsi olanlar ile, hısım ve akrabayı terk edenler bu kokudan mahrumdurlar.)
Resîl aleyhisselâm buyurdular: «Bir evlâd ana veyahut ba.
basının yüzüne bir kerre şefkat nazarı ile baksa, bir hac ve bir omre sevabına nail olacaktır.) dediler. Bu hadis-i şerifi dinleyen Eshabı Kiram efendilerimiz: (Ya Resûlallah bir günde bir evlâd ana ve babasının yüzüne bir kerre bakarsa ne ecir verilir?)
dediler.
Efendimiz buyurup: «Bir evlâd eğer sağ iseler, anasının ya.
hud babasının yahut her ikisinin yüzlerine günde bir defa şef kat ile baksa, her bakışında, bin defada olsa, bir hac bir omre sevabı verilir» buyurdular. Edeben, evlâd bahaya imamet ede.
mez. Babasından âlim dahi olsa, eğer babası ümmî ise, evlâdın babasına imameti câiz olur. Babasının, anasının üst yanına oturamaz. Bir meclise vardıklarında, onlardan evvel oturmamalıdır. Ana v'e babadan evvel yemeğe el sürmemelidir. Bazı evliyaullah ana ve babası ile yemek yemez, onlar yemek yerken kendisi hizmet ederlerdi. Ana ve babadan evvel söze başlamamalıdır. Söz söylediğinde ana ve babasının sesinden ziyade yüksek konuşmamalıdır. Yolda giderken ana ve babadan önce yürümek günahtır. Meğer ki yol göstermek için olursa câizdir. Kendilerine yavaşça hitab edip, anacağım ve babacığım diyerek onlara
olan hürmet ve şefkatini izhar etmelidir. Yüzlerine güleç yüz ile bakan evlâda, Allah her bakışına makbul olmuş hac ve omre sevabını vereceğini Resûl aleyhisselâm haber verdi. Bu fırsatı kaçırma! Anan ve baban sağ iseler, yahut ikisinden birisi sağ ise yüzlerine tatlı nazarla bakıp bu sevaba her an nail olalım. Ana ve babanın rızaları yok ise. evlâd hacca dahi gitmemelidir.
Defteri âmalin hayır kısmına yazılacak en büyük sevap ana ve babana yapacağın ihsan ve itâattır. Onların sağlıklarını ganimet bil, onlara ikrâm, ihsan ve itâat eyle, güler yüz göster. Onların sözlerini kesme. Gönüllerini kırma. Cenneti, Hâk rızasını kazan.
Islâm dininin beş şartından bir tanesi «Hac»dır. Ananın rızası olmadan yapacağın Hac ibadeti bile kabul değildir, demişlerdir.
Anasının rızası olmadan Hacca giden bir delikanlının başuna gelen felâketi ibret ile oku. Ana ve babana mûti ol, Allah rızasını kazan. Anan ve baban, senin aziz misafirlerindir. Onları bir gün kaybedip, dünyada yalnız kalacaksın. Ana gibi bir yâr, bir dost bulamayacaksın. Çünkü, sana dost gibi görünen kişilerden en sadakatlisi anandır. Başka dostlar yalandır.
Anandan gayrı dostlar senin dostun degil, senin paranın, rütbenin, güzelliginin, gençliginin, sihhatinin dostudur. Lüğürtte, çirkinde, ihtiyarda, hastada, hapiste de olsan, en bakiki dostun anandır. Bunu bilmiş olasın.