Hasanül-Basri hazretleri bir gün, Kâbeyi tavaf ederken, arkasında zenbilli bir delikanlıya rastgelip, zenbilinde ne oldugunu sual eyledi. O delikanlı: (Ya imam! Zenbilde anam var) dedi. Ve devam etti: (Biz fakiriz, senelerdir anam Kâbe'- yi ziyaret etmek ister, fakat bizim mali durumumuz müsait olmadığı için Kâbe'ye gelemezdik. Anamın bu arzusu, bence malûm idi. Kendi ihtiyar oldu, gelmesine hiç imkân kalmadı.
Daima Kâbe'den aşk ile bahseder, Kâbe aklına geldikçe gözyaşlarını tutamazdı. Anamın bu haline tahammülüm kalmadı.
Anamı işte bu zenbille arkama alıp, memleketimiz olan Şam'- dan Kâbe'ye getirdim. Şimdi, işte Kâbe'yi tavaf ettiriyorum.
Ana ve babanın hakkı büyüktür derler. Acaba, ya imam anamın hakkını, bu yaptıgımla ödeyebildim mi? dediginde; Hazreti Hasan-ül Basri, (Yetmiş defa kabil olsa da, Şam'dan ananı sırtında Kâbe'ye getirip böylece tavaf ettirsen, ananın karnında iken bir defa attığın tekmeye karşılık, hakkını ödeyemezsin) buyurdular.
Ana ve babasına hürmet etmeyen, onları hor, hâkir eden zâlim evlât! Bu kıssayı oku ve bir düşün, Ananı yetmiş defa sırtında taşıyarak, Şam'dan Kâbe'ye getirsen ananın karnında iken bir defa bilmeyerek vurdugun tekmeye karşılık, bile olamaz iken, onları dili ve eli ile bilerek döven hain!... Onların hakkını nasıl ve ne ile yerine getirebileceksin?..
(Onların hakkından ne olur?) demeye cesaret eden kişi yakın bir zamanda dünya ve âhirette çekeceğin ulu azabı unutma! Muhakkak, bu korkunç azab sana hazırlandı. Sana tebşir ederim. Korkunç azaba çok yakın bir zamanda düşecek, ektiğini biçeceksin. Biçtiğini yiyeceksin.
Bak; aşağıda bildireceğim hikâyeye...
Anasına hürmet eden kişiye Allah dilerse, Hızır'ı bile gönderip onu ummadığı yerden memnun edeceğine dair bir ibret levhasıdır. Anlayana, dinleyene müjdeler olsun.