Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Selman-ı Farisi (Radıyallahu anh) diyor ki: Günlerden bir gün, Resûl aleyhisselâm bana, (Yâ…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 1 · s. 180

Selman-ı Farisi (Radıyallahu anh) diyor ki: Günlerden bir gün, Resûl aleyhisselâm bana, (Yâ Selman! Gariplere gidelim, onları ziyaret edelim) buyurdu. Ben de (Ya Resülallah, garipler kimdir?) dedim. Efendimiz; (Garipler o kimselerdir ki, dünyadan göçmüşler, arkalarından rahmet okuyan kimseleri kalmayanlardır) buyurdular. Sonra beraberce Medine'nin kabristanına vardık. Kabirleri ziyaret esnasında efendimiz, bir kabrin önünde durup, uzun uzadıya ağladılar. Gözyaşları elbiselerini Islattı, ben sual edip, (Yâ hayrelbeşer aglamanızın sebebi nedir, vahiy mi nâzil oldu, ondan ötürü mü ağlarsınız) dedim, (Hayır vahiy nâzil olmadı, bu kabirde yatan bir delikanlıya şiddetle azab olmakta) buyurdular.

Cebrail bana geldi. Bu gencin neden kabir azabına ugradıgını sordum. Anasına yaptığı hakaretten dolayı bu azabı elime dûçar olduğunu haber verdi ve:

— Var git Medine'ye Bilâl'e söyle, nida edip, Medine halkı, bu kabristana toplansınlar, herkes kendi ailesine ait olan kabre gelsinler dedi. Ben de, Medine'ye varıp, Bilal'ı bulup, emri Nebiyyi tebliğ ettim. Bilâl, emri Medine halkına bildirdi.

halk bölük bölük kabristana gelmeye başladı. Ben de, Resûlün yanına gelip emrine muntazır oldum. Herkes bir kabrin başına gelip duruyor. Fakat, bizim durduğumuz kabir ki, Resûlün azap gördügünü haber verdiği kabir idi. O kabre gelen kimse olmadı.

Resûl aleyhisselâm bana; (Yâ Selman, azab gören o kabri işaret ederek, bu zatın anası öldü ise, bu genç, kıyamete kadar bu azabı görecektir) buyurdular.

O sırada ihtiyar bir kadın elindeki asasına dayandığı halde bizim bulunduğumuz kabre gelip oracıkta durdu. Resûl aleyhisselâm: (Valide, burada yatan senin neyindir?) dedi.

Kadın cevap verip, (Oğlumdur ya Resûlallah) dedi.

Efendimiz: (Oğluna dargın mı idin?) dedi.

Kadın: (Evet Yâ Resûlallah) dedi.

(Ona hakkını helâl etmedin mi?) diye sorunca, kadıncagız kabre bakıp ağlayarak: (Ben ona dargınım) dedi. Ve dargınlığının sebebini anlatmaya başladı:

(Bir gece eve geç geldi. Kapıyı ona geç açtım diye, beni itti. Kolumu ve gönlümü incitti. Ondan sonra da iflâh olmayıp, bu dünyadan gitti. Ondan razı değilim) dedi.

Efendimiz: (Ona hakkını helâl et, ey validem! Oglun kabir azabı çekmektedir) buyurdular.

Kadın ağlayıp: (Gönlüm ona kırık, beni incitti, küçükken babadan yetim kaldı, yemedim yedirdim, giymedim giydirdim, onu gözümden sakınır idim, bana o hakareti lâyık gördü. Af etmek elimden gelmiyor) dediginde, (Bak kabre, valide) deyip, kabrin hali kadına beyan olundu. Oglunun dört tarafindan ateş sarmış, (Aman anam bana imdat et) diyerek feryadını işitip, o hali müşahede edince, analık şefkati galebe edip: (Aman Allah Allah, oğlumu affet. Hakkımı helâl ettim.)

diyerek feryad etmesiyle derakap kabir azabı tahvili nimet ve azab def olup, cehennem çukuru olan o kabir, derhal cennet bahçesine tebdil olundu. Resûl aleyhisselâm: (Kabri siz küçük görmeyin. Kabir ya cennet bahçesinden bir bahçe, yahut cehennem çukurundan bir çukurdur) buyurmuşlardır. Anan hayatta ise eve koş ayağının altından öp. Eğer rahmete kavuşmuş ise, onu Kur'andan ve hayırdan eksik etme ki, rızasını alasın.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.