Veysel Karâni namındaki tâbiinin edaliyetini bilirsiniz. Erdiği mertebe, anasına olan itâattandır. Bu Veysel Karâni ki Istanbul'daki mukaddes emanetler arasında bulunan, Resûlü Ekremin hırkasına sahib olmuştur. Bu zata, Ummet-i Muhammed için dua etmesini, Resûl aleyhisselâm kendisine söylenmesi için vasiyet buyurmuştur. Veysel Karâni Yemen'lidir. Yemen'de Karan köyündendir. Resûlü görmek için anasından izin istemiş, anası da Hazreti Uveys'e, (Resûl evde ise kendisi ile görüş, mescidde ise görüşme ve hemen gidip gelmek ve bir kerre görmek için sana müsaade ediyorum) demişti. Üveys, Yemen'den çıkıp, üç aylık yolu yürümüş, Medine'ye gelmişti. Resûlün hücresine varmış, kapıyı çalmış ehli beyti Mustafa'dan, aleyhisselâm ümmül mü'minin Hazreti Ayşe radıyallahu anhâ kendisini karşılamış, ne istediğini sual etmişti. Resûlü görmek için Yemen'den geldiğini söyleyince, Hazreti Ayşe (Resûlullah evde değil mescidde, oraya gidiniz) cevabını verince, (Mescidde buluşmağa annemin izni yoktur. Resûl aleyhisselâma benden selâm söyleyiniz, Yemen'den Uveys geldi sizi bulamadı, mescidde de buluşmağa anasının izni olmadığından döndüğümü, kendisine bildiriniz) deyip Yemen yollarına düşmüş, anasının emrini de yerine getirmişti. Resûl aleyhisselâm mescidden eve dönmüş, Veys'in nûrunu evinde bulmuştu. Hazreti Ayşe vukuâtı haber vermiş,
Veys'in selâmını Resûle tebliğ etmişti. Resûl aleyhisselâm Yemen taraflarına bakarak, (Bize dost kokusu geliyor) derdi. Eshabı kiram, (Ya Resûlallah, madem ki Uveys size dosttur, niçin gelip sizi görmüyor?) dediklerinde: (Anasının hizmetine bakmaktadır) buyururdu.
Efendimiz: Bir gün Uveys Medine'ye gelecektir. Fakat, beni bulamayacaktır. Zira, Uveys Medine'ye geldiği vakit ben Rabbime vâsıl olurum, buyurarak Uveys ile dünyada buluşamıyacaklarını bildirdiler. Üveys Medine'ye geldiğinde kendisine hırkasının verilmesini ve ümmetine dua etmesini vasiyet buyurdu. Ve bir elinde nûrdan bir işaret olduğunu da haber verdiler.
Hazreti Ömer Radiyallahu anh'ın hilafeti zamanında, birçok Yemenli Medine'yi ziyarete geldi. Hazreti Ömer ile Hazreti Ali Radıyallahu anhümâ, Yemenlilerin yanına varıp, (Karan köyünden içinizde Üveys namında bir veli var mıdır?) diye sual ettiler. Yemenliler de, aralarında böyle bir veli olduğunu bilmediklerini yalnız, Karan Kariyesinden aralarında bir deve çobanı olduğunu, fakat insanlara pek yaklaşmadığını, develerin içinde kendi başına ibadet ettiğini söyleyip onu Hazreti Ömer ile Al.
lah'ın arslanı Ali'ye gösterdiler. Imamı Ömer'le Imamı Ali Radıyallahu anhüma Uveys hazretlerinin yanına varıp, selâm verip, Resûlün selâmını ve hırkasını kendisine takdim ettiklerinde (Bir yanlışlık olmasın) diyerek, kabul etmek istemedi. Ve kendisini saklamak istedi. Ancak elindeki nûru görüp (Allah Resûlünün tarif ettiği veli, sensin. Zira elindeki nûru, Resûlullah bizlere bildirdi) dediler. Ve ümmeti Muhammed hakkında dua ctmesini Resûl aleyhisselâmın vasiyeti olduğunu da kendisine tebliğ ettiler. O vakit hırkayı Resûlü alıp yüzüne ve gözüne sürüp, kendisini yalnız bırakmalarını rica etti. Emiriil Mü'minin Ömer ile Sâkıyı Kevser efendimiz Üveys'i yalnız bırakıp bir tarafa çekildiler. Veysel - Karanî hazretleri hırka-i-Resûlü eline alıp (Yâ Rab! Bu hırka, sevgili Resûlün hırkasıdır. Bunu bana hediye etmiş, ben bu hırkayı giymem. Ummet-i Muhammedi al etmeyince) diyerek, niyaza başladı. Bir daha aynı sözleri söyleyip, tekrar niyaz etti: Uçüncü sefer tekrar niyaza başladığında, Hazreti Ömer ve Hazreti Ali Uveys'in yanına vardıklarında, (Ah
acele ettiniz. Birinci niyazımda, ümmetin üçte bir bölüğünü Allah bana bağışladı, ikinci niyazımda ümmetin üçte ikisini bağışladı, üçüncü niyazımda ise bütün Ümmet-i Muhammed'in affını niyaz etmiştim, siz geldiniz) buyurdular.
Her devirde olduğu gibi, Yemenliler de aralarında böyle duası kabul olan bir veliden haberleri yoktu. Onu, bayağı bir çoban zannediyorlardı.
Bu surette olan evliyaullaha, yani kendini bildirmeyen, insanlardan kendini gizleyenlere Uveysî tâbir edilir.
İşte mü'minler, anasına hizmet, itâat ve ihsan edenler, yarın kıyamette Hz. Musa, Hazreti Uveys ile beraber haşr olacaktır. Ana ve babalarına ihsan edenler, dünyada ve âhirette mesrur olurlar. Onlara ne kadar hizmet ve ihsan etsek, onların bize ettiği bir gecelik haklarına mukabil olamaz.
Şu kıssayı ibretle oku: