Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Sizere ilmin kapısı, Allahu teâlânın Arslanı Hazret-i Ali radıyallahu anh dan bir misâl…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 1 · s. 144

Sizere ilmin kapısı, Allahu teâlânın Arslanı Hazret-i Ali radıyallahu anh dan bir misâl verelim ki, dersimize revnak versin. Hendek gazvesinde, imam-ı Ali radiyallahu anh, düşman ordusundan bir askeri yere yatırmış, kılıcını kaldırıp onu üldürmek üzere iken kâfir, Hayderi Kerrarın mübarek vüzüne tükürür. Imam-ı Ali (radiyallahu anh) hemen ayağa kalkarak düşmanını öldürmekten vazgeçer. Bunu gören kâfir şaşınıp ka lır ve şöyle der: «Niçin beni öldürmekten vazgeçtin? Ey lûtuf sahibi!..» Imam-ı Ali (radıyallahu anh) ona der ki: «Senin malın ve canın bana haramdır. Seni öldürmeğe izinli değilim. Ancak Allahu teâlânın emri olan cihatta, harbte, seni katletmeğe bana izin verilebilir. İşte biraz evvel, harb esnasında seni mağlûp ettim, yere düşürdüm ve öldürecektim. Ama, sen yüzüme tükü.

rünce, nefsim sana gazaplandı. Eğer seni katletseydim. Allah için değil, nefsim için katletmiş olacaktım, o zaman da gazi değil, kaatil diyeceklerdi. Sen, yüzüme tükürünce nefsim şahlan dı. Nefsim için sana kılıç vuracağıma, Allahu teâlâ için nefsime kılıç vurdum. Elimden kurtulmanın sebebi işte budur.»

Kâfir, Hazreti Ali Kerremallahu vechenin bu hareket tarzından hayret ve haşyet içerisinde kalır. İslâm olmanın kadrü kıymetini, bizzat şahit olduğu bu olaydan idrâk eder. Kalbine Islâm nûrunun indiğini hissederken, gözlerinden inen yaşları hissetmez. Nasıl hissetsin ki!.. Birkaç saniye içerisinde, hem kâfir olarak katlolunmaktan kurtuluyor, hem kâfir olarak kalmaktan kurtuluyor, hem de müslüman oluyordu. Üstelik müs.

lüman olmasına sebep olan, karşısındaki zat, Imam-ı Ali (kerremallahu veche) idi. Evet; dostluk, muhabbet ve düşmanlık Allahu teâlânın tâyin ettiği veçhile olacaktır. Yâni, daima Alla hu teâlânın rızası gözönünde tutulacaktır.

Bu meyanda, evlenme bahsinde de bu kaideye uyarak âzami derecede titiz olmak, aile içerisinde daima şâhidi olduğumuz huzursuzlukların, pürüzlerin, karı-koca arasında vuk'u bulan anlaşmazlıkların muhakkak ki, en şifâlı çaresidir.

Bir erkek, evleneceği kadının parası, güzeliği veya evi barkı olduğu için değil, Allahu teâlânın emrini ve O'nun Resülünün sünnetini icra ediyorum düşüncesine, inancına dayanarak, aile yuvası kurmalıdır. Evvelâ, bir kadında aranması gereken en mühim ve elzem olan vasıflar, ırz ve iffet sahibi olmasıdır. Allahu teâlâya ve O'nun sevgili Resûlüne, yuvasına bağlı, senin ır- Irşâd, Cilt 1 — F: 10

zını, iffet ve şerefini koruyacak, senin zürriyetini temiz bir şekilde yetiştirecek, evinin ve eşyanın çobanı olacak bir hanıma mâlik olmağa gayret edeceksin. Böyle temellerle kurulan yuvanın, kolayca yıkılmasına imkân ve ihtimal olabilir mi? Halbuki, para için kurulan yuva, para bittiğinde zâhir güzelliği, yüz güzelliği için kurulan yuva da, güzellikler söndüğünde yıkılmaya mutlaka mahkûmdur.

Bütün bunlara karşılık, âhirette, Hazret-i Hatice'ye, Hazret-i Ayşe'ye, Hazret-i Fâtıma'ya (Radıyallahu Anhuma) komşu olmayı arzu eden ve Habibi Kibriya sallallahu aleyhi ve selleme gönül veren hanım kardeş!... Sen de bir erkeğe varmak istediğin zaman, o erkeğin malı, canı, rütbesi, kesesi, kasası için varma!

Insanlığına bakarak, karısına ve çocuklarına göstereceği şefkat ve ihtimamını süzerek ve Allahu teâlâ yolunda, O'nun Resûlü sallallahu aleyhi vesellemin yolunda olup olmadığını tartarak, zevceliğini kabul et.

Ey, kız evlât sahibi ana ve babalar!... Kızınızı vereceğiniz erkeğin îman ve itikadına, takvasına, insanlığına bakıp, kızınızı ona göre evlendirmeğe çalışınız. Yoksa mala, zenginlige tamah edip, (Ne olursa olsun) demeyiniz. Sonradan mal gitti mi, sevgili kızınla sevdiğin damadın birbirine düşman oluverirler.

Veya aynı eşler, bu mal ve paralarla, kötü yollara saparak Allahu teâlâya karşı da isyan edip kıyamet gününde birbirlerinden dâvacı olurlar.

Mevzuumuz evlenme bahsi olmadığı halde bu arada evlenecek eşlere bazı tavsiyelerde bulunmadan geçemiyeceğim. Ev liliğin devamı ve mes'ut olmak için, şu şartlara mümkün olduğu kadar riâyet edilmeli ve hassasiyet gösterilmelidir ki, evli.

likten beklenen maksat hâsıl olsun:

1 - Kız, erkekten küçük olmalıdır.

2 — Erkek, kadından zengin olmalıdır.

3 — Kız, erkekten daha güzel olmalıdır.

4 — Iffet bakımından kız, erkekten daha iffetli olmalıdır.

Erkeğin nesebi de kızdan daha yüce olmalıdır.

5 — Ikisi de Allahu teâlâya ve O'nun Resülüne, kıyamet ve âhirete inanmalıdır.

6 — Kadın, erkeğin akrabasına, kocamın allesi dtye bürmet etmeli, kocasına ait olan her şeyi, kocasını sevdiğl Için sev.

melidir. Erkek de, kezâ allesine alt olan her şeyi, allesi Için sevmelidir. O vakit böyle bir yuva Allahu teâlânın ve Peygamberimiz aleyhisselâmın sevdiği bir yuva olacak, yıkılması Imkânsızlaşacaktır.

Şimdi dersimize gelelim. Günlerden bir gün Cenabı Musa Kelimullah (aleyhisselâm) Tûr dağına varır. Hak sübhanehu ve teâlâ hazretleri, Nebiyyi muhtereme: «Yâ Musa! Benim için ne yaptın, ne amel işledin?» diye hitap eder. Hazreti Musa: «Yâ Rabbi!.. Namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim.» der. Allahü teâlâ: «Namaz dine nişan, Oruç nâra kalkan, Zekât için de, mal kimindir ki, kimin malını kime verdin.» der. Musa (aleyhisselâm): «Yâ Rabbi! Öğret ki, senin rızan için gereken ameli işleyeyim.» der. O zaman hitab-ı izzet gelir: «Yâ Kelimim! Sevdiklerini benim rızam için sevecek ve sevmediklerini de yine banim rızam için sevmeyeceksin. Benim indimde en makbul ve rızarnı kazanan yegâne amel işte budur.»

Ey mü'minler!.. Allahu teâlânın bu konuşmada kastı, cemi kâinata rahmet olarak gönderildiği bize bildirilen, Habib-i Hü dâ Resûlü Ekrem Hazret-i Muhammed sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem Efendimize, gösterilmesi gereken muhabbet, sevgi, hürmet ve aşkın ehemmiyetini belirtmek içindir.

O halde tahayyül edilebilir mi ki, bir kimse hem Efendimizi (sallallahu aleyhi ve sellem) sevsin, hem de Ebû Cehil'e muhabbet etsin?

Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, aleyhine hareket gösteren düşmanlarını seversek veya onların bu hâinâ.

ne, insan dışı faaliyetlerine bilir bilmez yardım edersek, ahmakça hareket etmiş oluruz. Zira, bir insan iyi ile kötüyü ayı racak seviyede değil ise o zavallı, âciz bir mahlük demektir. Bu takdirde insanlığa selâmet, hidâyet, yollarını tebliğe memur olan Allahu teâlânın sevgili Resûlünü ve dolayısiyle Allahu teâlâyı gücendirmiş oluruz. O'nu sevmemiş duruma düşeriz. O

zaman, âlemde, Allahu teâlâyı gücendiren bir kimsenin başvurup, aman dileyeceği bir kapı kalır mı? Demek ki, Allahu teâlânın sevgilisine düşmanlık edenleri de sermez. Netice olarak, bu Allahu teâlâyı seven insan, Allahu teâlânın sevgilisi olan Hazret-i Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi sever ve yolundan gider. Aynı zamanda Allahu teâlânın sevmediğini, Allahu teâlânın sevgilisine düşmanlık edenleri de sevmez. Netice olarak, bu tarzda yapılan ameller, Allahu teâlânın rızasını kazandıran amellerin en makbulü olmuş oluyor.

Şu olayı ibretle okursak, mesele iyice andınlanmış olur:

Hakkiyle seven kişi, Bilâl-i Habeşî'yi (radiyallahu anh) kendisine örnek tutar.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.