Ara
Menü
4 dakikalık okuma

Fakir bir köylü kadın, müracaat eden bir fakiri elinde kalan son lokması ile…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 1 · s. 119

Fakir bir köylü kadın, müracaat eden bir fakiri elinde kalan son lokması ile remnun eder. Fakir ona: «Allah, bu verdiğin lokmayı dünya ve âhirette önüne çıkarsın, sana hayırlar ihsan buyursun.» diye dua eder.

Bir zaman sonra, o köylü kadın tarlada kocasına yardıma vardığında, nur topu gibi evlâdını bir ağacın altında yatırıp uyutur.

Karı -koca işlerine daldıklarından, o sırada çocuğun bulunduğu vere yaklaşan azılı bir kurdun, çocuğu kundağından dişine takarak ormana gütürdüğünü neden sonra farkederler.

Çocuklarını kurtarmak üzere kurdun peşine düşerler. Epey bir takipten sonra kurt kendilerinden çok ileri gidince evlâdlarından ümidini kesen ana - baba feryadü figân ile dövünürlerken;

bir zatın kurdu yakalayıp, ağzından çocuğu aldığını, kurtanıp yere koyduğunu ve kurdu da kuvvetle yere çalıp öldürdükten sonra, çocuğu göstererek:

«Fukaraya verdiğin o lokma, bu lokmaya bedel oldu.» diye seslenerek oradan kaybolduğunu hayret ve dehşetle görürler.

Hal ve hakikat böyle iken «Iyi Ahlâk Derneği»nin güzel dersleri arasında «Fukaraya yardım etmeyiniz, onları dilenciliğe alıştırıyorsunuz» sözünü radyodan işitiyoruz. Bu zihinlerde birer soru uyandırabilir. Nitekim beni de düşündürdü. Eğer,

Iyi Ahlâk Derneği; ayrıca «Fukaraya Yardım Cemiyeti» adı altında bir cemiyet kurarak, buraya verilecek olan, hayırperver zatların yardım ve sadakalarını başka maksat veya menfaatleri için sarfetmeyip, kuruşu kuruşuna, mahallelerde bir bir tesbit edilecek olan hakikaten fakir, hakikaten muhtaç olanlara adl ve intizam dahilinde, tatmin edecek şekilde dağıtmakla, giydirip kuşatmak ve yedirmekle vazifeli bulunan ve bu vazifeyi, şerefen kabul ettikten başka, dürüstlükle çalışacak olan memurlar, tâyin eder ve bu iş tahakkuk edip tatbik safhasına girerse, o zaman «fukaraya yardım etmeyiniz; onları dilenciliğe alıştırıyorsunuz» sözünün bir mânâsı olur. Ortada ne böyle bir cemiyet, ne de bu maksada hizmet eden bir kurul teşkil edilip faaliyet göstermezken, sadece iyi, güzel öğütlerle bahsettiğimiz maksat hasıl olmaz.

HÎKÂYE Allah'ın halili yâni dostu, efendimizin cedleri ve her namazımızda tahiyyat esnasında ikişer defa okuduğumuz salâvatlarda ismi mübârekeleri dörder defa geçen ve beş vakit farz ve sünnet namazının yekûnunda günde ellialtı defa olmak üzere namaz içerisinde zikrettiğimiz Hz. Ibrahim aleyhisselâm, Cenabı Hakka (Benim evlâtlarımdan nûru evvel ba'si sonra olan Hz. Muhammed Aleyhisselâmın indi ilâhindeki kadr-i kıymetleri ve onun ümmetine yapacağı ihsanı beyan buyuruyorsun.

Yâ Rabbi benim ismimi de onların lisanından eksik etme) diye dua etmiş ve duası kabul olmuş. Namaz kılan ümmeti Muhammed (S.A.) salâvatlarda onun ismini zikretmektedir.

Hakkın ve Resûlünün ismi ile beraber zikredilen bu peygamber, evinde bir fukara bulunmadan yemeğe el sürmezdi.

Iki üç gün bir fukara gelmezse Hz. Ibrahim (Acaba bir hata ını zuhura geldi bende ki, Allah bana bir fukara göndermedi) derken, ertesi günü kapı çalınır. Açtığında saçı sakalı birbirine karışmış toz toprak ve kir içerisinde bir adamla karşılaşır. Adamın bu halini gören Ibrahim peygamber, «aleyhisselâm» onun islâm olmadığını derhal farkeder ve sorar (Hangi dindensin sen) Adam «Mecûsiyim, ateşe taparım» der. Ibrahim «aleyhisselâm» bunun üzerine onu bu putperestlikten çıkarmak, Allaha şirk koşmasına mâni olmak için adama hitaben: (Ben, hem Allaha şirk koşan, hem de bu halde dolaşan bir küfr ehline yardım edemem, git tövbe istiğfar et Islâm ol, üstünü başını temizle. O zaman gel, kapım açıktır) dedi ve ihtiyarı, mahrum gönderdi. Yalnız kaldığında Ibrahim Peygambere, hitabı izzet geldi ki, şöyle buyruluyordu:

(Yâ Ibrahim! Ben Allahlığımla, bana isyan ettiği, hattâ yegâne affetmediğim bir günâh olan, bana şirk koşmasına rağmen, onun rızkını kesmezken, sana ne oldu ki, kul iken onu bir lokma ekmekten mahrum olarak gönderdin. Hemen git ve onun gönlünü yap. Şayet bunu benim rızam için yapmayıp. nefsin için yapsa idin, seni Haliliyetimden silerdim) buyurdu.

Hz. Ibrahim bu emr-i ilâhiyi alınca, yollara düşüp garibi Medine'de bulmuş, kendisini taltif ederek hanesine götürüp, karnını doyurmuş, gönlünü almış, aynı zamanda bu inceliği sezen müşrik ateşe (sanem) derken, bir anda (Allahussamed) demiş, îmanla müşerref olmuştur.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.