Ara
Menü
4 dakikalık okuma

Resûlü Ekremin kölesi Suban radiyallahu anh efendimiz, Reslûlüllahı ziyade severdi.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 1 · s. 64

Resûlü Ekremin kölesi Suban radiyallahu anh efendimiz, Reslûlüllahı ziyade severdi. Içinde bir endişe vardı. Ben bir gün Hazreti Resûlü görmesem firâkına tahammül edemiyorum.

Yarın mahşer günü o nebîlerin serveridir. Onun Cennetteki makamı her halde benden yücedir. Orada ayrı düşersek benim halim nice olur diyerek sararmış, solmuştu. Resûlüllah efendimiz bir gün Suban'ın bu halini gördükte: (Yâ Suban hasta mısın? Sararıp soldun) deyince içindeki endişeyi Resûle açıp ağladı. Efendimiz de:

«Ve men yuti-illâhe verresûie feulâike maaileziyne en'amallahü aleyhim minen-nebiyyine vessıddıykıyne vaşşühedai vessalihiyne ve hasune ülâıke refiyka zalikel fazlu minallahi ve kafa billâhi aliymâ.»

Nisa — 69. 70

«Şu muhterem kimseler ki Allah ve Resûlüne itaat ettiler.

İşte bunlar Allah tâlânın in'am ve ihsan ettiği kimselerle beraberdirler, ayrılmazlar. Nebilerle, sıddiklarla, şehidlerle ve salihlerle beraberdirler. Onların arkadaşlıkları ne güzeldir. Işte bu, Allahın fazlıdır. Allahın hakkı ile herşeyi bilmesi kâfidir, ona itimat ediniz.» meâlindeki âyeti kıraat buyurdular. Demek ki Allaha ve Peygamberimize itaat edecek olursak, Nebîlerden, sıddiklardan, şehidlerden ve sâlihlerden kimi seviyorsak beraber olacağız.

Zaten, Resûl buyurdu ki: (Kim kimi severse, o kişi sevdiği iledir.)

Peygamberleri seversek onlarla beraber oluruz. Zâlimleri seversek zâlimlerle beraber oluruz. Öyle ise kardeşim, Allaha makbul kişileri sevelim, onlarla beraber olalım. Onlar hakkın cennetinde, zâlimler ise hakkın nârındadır.

Mübarek suretinden bahseylemiştik. Biraz da mübarek sîretinden bahsedelim:

Resûlü Ekrem Efendimiz, kendisine karşı olan ezâ ve ce-.

fâlara sabredip, ezâ ve cefâ edenlere çirkin, kabih sözler söylemez idi. Daima affeder, sabırlı ve halim idi. Uhud muharebesinde kâfirler mübarek dişlerini şehid ettikleri zaman, eshabın bazıları (Yâ Resülallah, bu kâfirlere beddua eyle) dediklerinde Efendimiz: «Ben âlemlere rahmet olarak gönderil.

dim. Beddua için gönderilmedim» buyurdular ve ilâve ettiler ki: «Bugün bana karşı harb eden bu zavallılar Içinde bana îman edecek çok kimseler görüyorum. Bunların evlâdları Allah dinini şarka, garba yayacaklar. Allah için gaza edeceklerdir» buyurdu.

Ne büyük görüş...

Hakikaten de böyle oldu. Uhud da efendimize karşı harb edenler, onun dini için canlarını verdiler. Mübârek dişleri kırıldığı vakit şöyle dua ediyordu:

«Yarabbi! Kavmime hidayet ver. Onlar bilmiyorlar» diyerek gözünden yaş döküyordu. Sallallahu aleyhi ve sellem.

Bir Yahudi karısı efendimizi zehirlemek istedi. Bunu haber alan efendimiz, bu kadına ceza etmeyip affetti. Efendimiz çok cömertti. Kendilerinden bir şey talep olunduğu vakit kimseyi boş çevirmemişti. İstenilen nesne kendisinde bulunmasa dahi borç alırlar, o kimsenin gönlünü hoş ederlerdi. Herkese kendi kadrine göre ikrâm-ı ihsan ederdi. Şecî idi. Mubarebelerde katıra biner. Hele Hüneyn harbinde bütün ashab lihikmetin düşmana karşı yüzgeri ettigi zaman, O yalnız başına düşmana hamle etmişti. Allahü teâlâ Kur'an-i Keriminde:

«Elleziyne yubelligûne risâlatillahi ve yahşevnehu ve lâ yahşevne ehaden illâllahve kefâ billahi hasiybâ.»

Ahzab - 39 Meâli kerimi: «O peygamberler ki, onlar Allahın buyurduklarını halka tebliğ ederler. Onlar ancak Allahtan korkarlar. Ondan başka hiçbir kimseden korku duymazlar. Allah onlara yardımcıdır ve kâfidir.»

Bizim peygamberimiz olan Hz. Muhammed gibi cemî enbiya da Allahtan başka hiçbir şeyden korkmamışlardır ve korkmazlar.

Habibinin, kendisinden başka hiçbir mahlüktan korkmadığını beyan ediyor. Büyüklerle büyük, küçüklerle küçük muamelesi ederdi. Ufak çocuklara iltifat eder, fukaraya zenginden fazla muhabbet gösterirdi. Zayıflara ve gariblere müşfik ve merhametli idi. Bütün mahlûkat-ı ilâhiyeye karşı rauf ve rahim idi. Mütevazi idi. Hasır üstüne oturur, merkebe biner.

evinin yiyecegini kendi taşırdı. Bazen, toprak üstünde namaz kıldığı olurdu. Efendimiz fukara ve gayrimüslim olan hastaların da ziyaretine gidip hal ve hatırlarını sorarlardı. Köle ve fukara kendisini dâvet etse, dâvetlerine icabet ederdi. Buyururlardı ki:

«Her mahlüka karşı merhametli olun. Hak da size merhamet etsin.» Hanesinde hizmet eder, ailelerine yardımda bulunur. Hamur yoğurur. Bazen evini süpürür idi. Esvabını diker, koyunlarını sağar, yırtılan elbiselerini yamardı. Kendi işlerini kendi görürdü. Hizmetçisi ile beraber yemek yer, bazı işlerde hizmetçisine yardım ederdi. Resûlü Ekrem Efendimiz, bütün insanlardan adil, emin, sıdk-ı bütün idi.

Peygamberliğini izhâr emri gelmeden önce müşrikler ona (Muhammed-ül emîn) derlerdi. Velhasıl, ahlâk bakımından hulûk-u azimin fevkinde idi. Allah cümlemizi şefâatine nail buyursun.

Ey âşıkı sâdık! Resûlullahı canından ziyade sev. Eshâbına ve âline ve ezvâcına salâtu selâm eyle. Mübarek sünnetlerine ittiba et. Ahlâkını Resûlullahın ahlâkına benzetmeğe sa'yü gayret eyle.

Sünnetine riayet eyleyen, Fahri Alemi sevdiği için sünnete ittiba eyler. Ibn-i Abbas, Resûlden rivayet eyledi:

«Ummetimin fesâdı zamanında, bir kimse sünnetimden bir sünnetime yapışır, onu icra ederse ona verilen ecir yüz şehid sevabıdır.» buyurmuştur. Hazreti Habbâb kıssâsını oku.

Işte sevgi böyle olur.

Dâvâda bürhan gerektir. Şahidin olmazsa korkarım dâvâyı kaybedersin. Muhabbet ve aşk, sevdiği uğruna her şeyini feda etmektir.

Bak âşıkı sâdık'a, nasıl sevdi Resûlü. Ibret ile tekrar tekrar oku, âşık böyle olur. Cevre tahammül etti ama visâle nail oldu.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.