Ara
Menü
31 dakikalık okuma

Ümmetin Faziletleri ve Sevapları

Menâkıb-ı Çehâr Yâr-ı Güzîn’in 12. konusu. Metin kısaltılmadan; yalnız satır sonları, paragraf sınırları ve sayfa üstbilgileri düzeltilerek hazırlanmıştır.

Müstakil anlatıŞemseddin Sivâsî, Menâkıb-ı Çehâr Yâr-ı Güzîn · s. 528

PDF s. 528

ON İKİNCİ KONU

PEYGAMBER EFENDİMİZİN (S.A.V.) ÜMMETİNİN FAZİLETLERİ VE SEVAPLARI

BİRİNCİ MENKIBE Hz. Ömer bin Hattab (r.a.)’den rivayet olunan bir hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmaktadır; “Sizin ömrünüz, diğer ümmetlere göre, ikindi ile akşam arasındaki vaktin umumi güne olan nispeti gibidir.”

İKİNCİ MENKIBE Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:” Ümmetimin içinde beni en fazla sevenler, benden sonra gelen, ehlini ve malını, beni görmeye feda edendir.”

ÜÇÜNCÜ MENKIBE Enes bin Malik’ten (r.a.) rivayet olunur ki, Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur; “Yüce Allah’ın kullarından, öyle kullar vardır ki; Cenâb-ı Hakka bir şey için yemin etseler, muhakkak o şey yerine getirilir. Ümmetimden Allahu Teâlâ’nın emrini yerine getirenler. Noksan olmaz, onlara zarar veremezler. Allah’ın emri gelinceye kadar onlar bu vazifeleri üzerine bulunurlar.” Yine Enes bin Malik rivayet eder ki; Rabia isimli bir kadın (Enes’in halasıydı) Ensar’dan bir kadının ön dişinin birisini kırdı. Sonra Rasulullah’ın (s.a.v.) huzuruna geldiler. Mahkeme sonucu kısasa karar verdiler. Enes b. Nadir (Enes’in amcası) buyurdu ki; “La Vallah La tekser Senitha Ya Rasulallah!” (Hayır, Vallahi onun dişini kırma, ey Allah’ın Rasulu.) Rasulullah (s.a.v.) buyurdu; “Ya Enes! Keteballahu kısas.” (Ey Enes! Allah kısas yazdı.) Dişi kırılan cariyenin kavmi kısas yapma taraftarı değildiler. Diyete razı olup, diyeti kabul ettiler. Mahkemenin sonunda Rasulullah (s.a.v.) buyurdular; “Allah için yemin

PDF s. 529

eden bazı kullar vardır ki, onlar yeminlerini icra ederler. Verdikleri sözlerini eksiksiz yerine getirirler.

DÖRDÜNCÜ MENKIBE Ebu Hüreyre’den (r.a.) rivayet olunan bir hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur; “Ben hala daha görmediğim müslüman kardeşlerimi seviyorum.” Ashab dedi ki; “Ya Rasulallah! Biz senin kardeşlerin değil miyiz?” Efendimiz buyurdu ki; “Belki siz ashabımsınız ve kardeşlerimsiniz. O bahsettiğim kimseler öyle kimselerdir ki; Daha cihana gelmemişlerdir. Benden sonra gelecekler. Ben havzımla onların konakçısıyım.” Enes’ten (r.a.) rivayet olunmuştur ki; Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki; “Ümmetimin benzeri, yağmurun benzeri gibidir. Evveli, sonumu, hangisi hayırlıdır bilinemez. Türpüşti (r.aleyh) buyurmuştur ki; Bu, Hadis-i Şerifi hamletmek olmaz. Öncenin ahir üzerine üstünlüğünde tereddüt etmek düşünülemez. Ve bu da olmaz. Yağmurun azı karar, çoğu zarar olduğu gibi, faydalı olmada yerinde duranlar vardır, ileri gidenlerde vardır. Terbiyede böyledir. Bu ümmetin ahiri geri döner. Hayır ve salahda. İnşallah. Bir hadis-i şerifte Mehdi Hazretlerinin ortaya çıkacağı yerde ve İsa (aleyhisselam) hilafınca zamanlarını da fazla konuşmakta doğru değildir denilir. Zira o imamların çoğu öldüler. Onların dini tebdil etmek ve Kitabullahı bozmak gibi bir gayeleri yoktu. Hizmet ehliydiler. Ayet-i celilede Cenâb-ı Allah buyuruyor;

ِ َ ّ‫كُ نْ ُت ْم خَ ْي َر اُ ّمَ ٍة اُخْ ِر َجتْ لِلن‬ .ُ ‫اس‬ “Siz, insanlar için çıkarılan en hayırlı ümmetsiniz.” (Âl-i İmran 110) Katade (r.a.) nakletmiştir ki; “Onlar Muhammed (s.a.v.) ümmetidir. Ondan önce birini öldürmekle emrolunmamışlardır. Onlar küffar ile savaşırlar. Küffarı dinlerine dahil kılarlar. İslamlaştırırlar. Onlar ümmet için hayırlı nas olurlar. Denildi ki; “linnas” kavli şerifi “uhricet” kavli şerifinin duasındandır. Manası şudur ki; Allah (c.c.) ortaya çıkardı. Nas için ümmet, hayırlı ola. Ümmeti Muhammed de; Yine Behram bin Hekim, o da babasından, o da ceddinden duymuş bulunuyor; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurmuştur ki; “Siz yetmiş ümmeti, Allah’ın huzurunda, onların en kâmili ve en mükerremi olarak tamamladınız.” Yine ravilerin, naklettikleri bir hadis-i şerifte; rivayet olunduğuna göre; Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır; “Dikkat ediniz! Daha önce gelip, geçmiş olan yetmiş ümmetten Cenâb-ı Hakkın yanında en iyi ve en mükerremi İslâm ümmetidir.”

PDF s. 530

Hz. Ömer’den (r.a.) rivayet olunan bir hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.v.) buyurmuşlardır ki; “Bütün peygamberlere ben irmeden, cennete girmeleri haram kılınmıştır. Yine, ümmi ümmetlere, benim ümmetim girmeden cennete, girmeleri haram kılınmıştır.” Abdullah bin Bera (r.a.), o da babasından rivayet eder; Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor; “Cennet ehli yüz yirmi saf olur. Seksen safı bu ümmetten, kırk safı diğer ümmetlerdendir.” “Ravzatü-l Ulema” isimli eserin sahibi beyan etmişlerdir ki; “Her safın uzunluğu doğu ile batı arası kadar uzundur. Her safın eni de dünya kadar geniş olur.”

ALTINCI MENKIBE “Mesabih-i Şerif” de; Hesap, kısas ve mizan konusunda doğru söyleyenlerden rivayet olunmuştur; Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki; “Kıyamet gününde Nuh Aleyhisselam hazretlerine gelini, ona dönecekti; Ümmetine bildiklerimizi tebliğ ettin mi? Nuh Nebi der ki; Evet! Ya Rabbi! ümmetten sual olunur ki; Nuh Nebi size bildirdiklerimi tebliğ etti mi? Onlar da inkâr eder ve derler ki; Bize korkutucu, tebliğ edici kimse gelmedi. Sonra Nuh Nebi’ye sorarlar; Tebliğ ettiğine dair şahidin var mı? O zaman Nuh Nebi der ki; “Benim şahidim Muhammed Mustafa aleyhisselamın ümmetidir. Çünkü Muhammed (s.a.v.) buyurdu ki; “Sizinle gelinir ve siz şahadet edersiniz ki; Nuh Nebi Tebliğ etti. Rasulullah okudu.” “Bunun gibi, sizi adaletli ümmet kıldık ki; İnsanlara şahit olasınız ve Rasulünüz de size şahit olsun.” (Bakara 143) Muhyi’s-Sünne “Muallimüt-Tenzil” isimli eserinde bu âyet-i kerimeyi şöyle tefsir etmişlerdir; Kıble, Mescid-i Aksa’dan, Beytullah’a çevrildiği zaman, Yahudiler Muaz b. Cebel’e (r.a.) dediler ki; “Muhammed bizim kıblemizi çekemediği için değiştirdi. Bizim kıblemiz, bütün peygamberlerin kıblesi olduğunu bilmez miydi? İnsanlar arasında bizim adil bir ümmet olduğumuzu da hatırlayamadı mı? Yoksa bildiği halde böyle mi yaptı?” Bunlara cevap olarak Muaz b. Cebel hazretleri şöyle buyurdular; Hak ve adalet üzere olan ehlileri, biz müslümanlarız. Cenâb-ı Allah şu âyet-i celileyi inzal buyurdu; .ُ‫َوكَ ذٰ لِكَ َج َعلْ نَاكُ ْم اُ ّمَ ةً َو َسطًا‬ “Ve peşi sıra (İbrahim zürriyetini çıkarıp seçtiğimiz gibi), sizi de seçilmiş bir ümmet kıldık.” (Bakara 143) Biz müslümanlar olarak ve Muhammed Aleyhisselamın ümmeti bulunarak, ümmetler içinde, üstün ümmet oluşumunu bütün semavi kitaplar tasdik kılmışlardır. Ebu Said El-Hudri (r.a.) rivayet eder;

PDF s. 531

“Bir gün ikindi namazından sonra Rasulullah (s.a.v.) bizim aramızda durdu. Kıyamet gününe kadar olacak her şeyi bize anlattı. Daha sonra gün, hurma ağaçlarının başına vurduğu sırada duvarların üstüne çıktı. Orada da buyurdu ki; “Biliniz ki; Dünyanın az zamanı kalmıştır. Benim ümmetim bu zamanı en iyi ve en güzel şekilde tamamlayacaktır.” Peşine şu âyet-i celileyi okudular; “Böylece insanlara şahit olacaksınız.” (Kıyamet gününde rasuller insanlara gönderileni tebliğ etti.) İbni Cerih (r.a.) der ki; “Ben Ata’ya dedim, bu kavl-i şerifin manası nedir?” O da dedi ki; “Ümmet-i Muhammed, o kimseler üzerine şahadet ederler ki; onlara Rasul geldi fakat Hakkı terk ettiler.” Rasulullah (s.a.v.) onları muadil ve müzekki olur. Bunun beyanı odur ki; Allahu Teâlâ (c.c.) evvelini ve ahirini büyük bir yerde toplar. Sonra ümmetlerin kâfirlerine buyurur; Ey insanlar! Size nebi gelmedi mi? O insanlar inkâr ederler ve derler ki; Allahu Teâlâ bu sefer peygamberlerine sorar ve nebiler cevap verirler; Ey Rabbimiz! Biz gönderdiğiniz emirleri bunlara bildirdik. Bunlar şimdi inkâr ediyorlar. Allah (c.c.) peygamberlerden şahit ister o zaman Huzur-i ilahide şöyle söylerler; Evet! Ya Rabbi! Nebiler ümmetlerine gönderdiğiniz emirleri tebliğ ettiler. Bizler buna şahidiz. O zaman geçmiş ümmetler der ki; Ey Rabbimiz! Bunlar dünyaya bizden sonra geldiler. Nasıl olurda şimdi bizim hakkımızda şahitlik ederler. Bunun üzerine Muhammed’in (s.a.v.) ümmeti der ki; Ey Allahımız! Rabbimiz! Halikimiz! Razıkımız! Bize peygamber gönderdin ve kitap inzal eyledin. O kitabınız Kur’an’ı Azimüşşan’da, o geçmiş ümmetlere rasul gönderdiğinizi bildirdiniz. Muhakkak ki; o yüce kitabında bildirdiklerin doğrudur. Bizler Muhammed ümmeti olarak duyduk, gördük, inandık ve kabul ettik. Şahidimiz bundan dolayıdır. Bundan sonra âlemlere rahmet Muhammed (s.a.v.) huzur-u ilahiye çağrılır. Durum kendisine sual edilir. O Mübarek şöyle buyururlar; “Ümmetim temiz ve doğrudur. Şahidim.”

YEDİNCİ MENKIBE “Ravzatü’l-Ulema” isimli eserinde, yirmi birinci konuda Ebu Musa El-Eşari (r.a.) hazretlerinden naklolunmuştur. Buyurur ki; “Biz Rasulullah’ın (s.a.v.) huzurlarında iken ansızın Rasulullah’a (s.a.v.) bir ağırlık bastı. Cebrail (a.s.) hazretleri geldiği zaman hali hep böyle olurdu. Hatta şerefli azaları değişik olurdu. Mübarek başını bir saat aşağı saldı. Sonra kaldırdı ve bize haber vermeye niyetlendi. Fakat ikinci defa tekrar ağırlık bastı. Yine başını saldı sonra yine aynı durum oldu. Habere başlayacaktı, dördüncü kez aynı şey

PDF s. 532

yine oldu. Sonra başını kaldırıp secdeye vardı. Bizde onunlar beraber secde ettik. Secdeyi uzattı sonunda mübarek başını secdeden kaldırdı. Biz, Ya Rasulallah! Bize durumu haber veremediniz. Dört kere vahiyde olan şey nedir? Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu; “Cebrail Aleyhisselam bana geldi ve dedi ki; Allah (c.c.) sana selam eder. Buyurur ki; Ey Habibim! Ümmetinin ilk üçte birinin hesap ve azap görmeden cennete girmesini mi istersin, yoksa ümmetinin bütün günahlarına şefaat emeni mi arzularsın?” Cebrail Aleyhisselam verdiği malumat gereğince, hepsine şefaat etmemi istedim. Cebrail yanımdan ayrılınca, size durumu bildirecektim. Tekrar geri geldi Allahu Azimüşşan’ın (c.c.) selamını getirdi ve “Ey Rasulüm! Ümmetinin içinden yarısının hesapsız ve azabsız cennete girmelerini mi arzularsın? Yoksa ümmetinin bütün günahkârlarına şefaatçi olmasını mı istersin?” Buyurduğunu haber verdi. Ben şefaat etmeyi istedim. Yine geri döndü. Cenâb-ı Hakk’ın selamını getirdi; “Ey Rasulüm! Ümmetinin üçte ikisi azab ve ceza görmeden affedildi.” Önce benden hangi kısmını isteyeceğimi evvelki gibi sordu. Ben yine şefaat etmeyi istedim. Bu sefer Cebrail Aleyhisselam şu âyet-i kerimeleri okudu; “Muhakkak Rabbin sana verecek ve sen hoşnut olacaksın.” (Duha 5) “Gündüzün etrafında dahi tesbih et ki; İlahi rızaya eresin.” (Taha 130) Ondan sonra ben dedim ki; “Bu müjde bana ve ümmetime yeter.” Böyle bir teminat hiçbir peygambere verilmemiştir.

SEKİZİNCİ MENKIBE “Ravzat’ül Ulema” isimli eserden, yine o konuda İbni Abbas (r.a.) hazretlerinden rivayet olunmuştur ki; Allah’ın (c.c.) kavli şerifindeki; “O küfredenler zaman zaman pişmanlıklar dileyeceklerdir ki; keşke vaktiyle müslüman olmuş olsaydık diyecekler. Bu temenni, ölüm anında yahut sırat köprüsü üzerinde veya mahşerin o dehşetli zamanında olacaklar.” Yapılan rivayetlere göre Rasulullah (s.a.v.) ümmetinden bir bölüğü sırat köprüsü üzerinde hapsolacaktır. Rasulullah (s.a.v.) bütün peygamberlerden önce cennete girecektir. Ümmeti de aynı hakka sahip olacaktır. Allah (c.c.) cehennem Malik’ine emredecektir ki; sırat köprüsü üzerinde hapsolunan İslâm ümmeti olan büyük günahkârları sürüp, cehenneme götür. Malik bu insanları görünce hayrete düşer ve der ki; Sizler kimsiniz? Hangi ümmete dahilsiniz? Ben cehenneme gireceklerin bittiğini duymuştum. Sizin ise el ayaklarınız bağlı değil. Yüzünüz beyaz, gözleriniz sağlam ve temiz, yürüyerek buralara gelmişsiniz. Bana cevap verin! Hangi ümmettensiniz?

PDF s. 533

Onlar da Malik’e şöyle cevap verirler; Ey cehennemin görevli meleği! Biz günahları çok büyük olan ve bunları anlatmaya utanan, dilleri varmayan, çok sıkılan buna rağmen; namazını kılan, oruç tutan, zekât veren, hacca giden, salavat getiren, şahadette bulunanlardandık. Fakat bunlar fayda vermedi ve yaptığımız yanlışlıklar ve samimiyetsizlik bizi bu hale getirdi, derler ve ağlamaya başlarlar. Allah (c.c.) bunları cehennemin en üst tabakasına götürüp atması için tekrar, Malik’e emreder. Bunun üzerine taife ağlamaya devam ederek, bağırmaya başlarlar; “Ya Muhammed! Ey Ebul-Kasım! Ey Ebul-Eramil! Vel Yatama, Ya Fahre-i Kıyame! Ya Fatihe-i Bah! Ey cehennem kapısını ümmetine kapayan, ey müslüman ümmetlere şefaat eden. Biz ümmetin zayıf kullarıyız. Cehennemin hararetine dayanamayız. Şefaatinle bize imdat eyle! Ey Malik! Bizler ümmeti Muhammeddeniz.” Bu sefer Malik yönünü cennete çevirir nida ederek Hz. Peygamber’i (sav) yardıma çağırır. Peygamberimiz bu haberi duyunca, yerinden kalkar ve Burak’a binerek kendisini günahkâr ümmetinin yardıma çağırdığı sırat köprüsüne gelir. Ümmetinin ağlayışını duyan Efendimiz, şefaat için başını secdeye koyar. Allah Teâlâ dua niyazını kabul buyurur. Asi ve günahkâr ümmet cehennemden kurtulur. Bunları gören kâfirler, dünyada yaptıklarına pişman olurlar ve küfre hizmet ettiklerinden dolayı pişman olurlar. Ama onların hareketleri ve feryatları ile pişmanlıkları onlara fayda vermeyecektir.

DOKUZUNCU MENKIBE Yine “Ravzat’ül Ulema” 44. konuda “Musibete Sabır” beyanında açıklananlar vardır. Sabitü’l Benani (rahmetullah) hazretlerinden rivayet olunmuştur. Diyor ki; Bize erişti ki; Osman b. Mazun (r.a.) hazretlerinin bir oğlu vefat etti. Bundan dolayı hüznü çok şiddetlendi, onun için orada bir mescid inşa ettirdi. Orada ibadet etmeye başladı. Rasulullah (s.a.v.) bunu duyunca buyurdu ki; “Onu benim yanıma getirin. Onu cennetle müjdeleyin.” Sonunda onu getirdiler. Rasulullah (s.a.v.) o zata şöyle buyurdular; “Ya Osman! Cehennemin yedi kapısı var. Cennetin ise sekiz kapısı var. Sen cennet kapısının sekizine de geldiğin anda, oğlunun bu kapılarda seni karşılamasını ister misin? Onunla oralarda görüşmeyi arzular mısın? Orada sana ayrıca Allah’ın izniyle şefaat etsin.” Osman b. Mazun buyurdu ki; “Razı olurum ve isterim Ya Rasulallah!” Bu sefer ashab efendimiz buyurdular; “Ya Rasulallah! Bizim çocuklarımız da böyle olsa, bizim içinde geçerli midir?” Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular; “Evet geçerlidir. Hatta kıyamete kadar ümmetimden sabreden ve sevap isteyen herkes için geçerlidir.”

PDF s. 534

ONUNCU MENKIBE Yine “Ravzat’ül Ulema”da cumanın fazileti beyanında bildirilen bölümde, şu bilgi vardır; Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet ederler; (İmam Nasırul-Harbi isnat ile Amr b. Şuaybi’den, o da babasından, o da ceddinden Radıyallahu Teâlâ Anhüm bu haberi vermektedirler.) “Kaf Dağı’nın ardında bir yer vardır. Beyaz ve parlaktır. Aynen gümüş gibiydi. Bu dünya büyüklüğünde meleklerle doludur. O kadar ki, bir iğne atsan yere düşmez. Belki melekler üzerine düşer. Onlardan her bir melek elinde bir bayrak vardır. Bayrakların üzerinde “La İlahe İllallah Muhammedü’r-Rasulullah” yazılıdır. Her Cuma gecesi Kaf dağının etrafında toplanırlar. Cenâb-ı Hakka dua ederler. Ümmeti Muhammedin saadet ve selameti içinde bu dünya her daim devam ederler ve ayrıca derler ki; “Ey Rabbimiz! Muhammed ümmeti üzerine azap etme, onlara acı.” Ertesi gün sabah olup kıyamet kopmadığını gören bu melekler yeniden duaya başlarlar; derler ki; “Ey Rabbimiz! Gusleden, cumaya hazırlanan temiz giyinip, camiye doğru gidecek olan müslüman kulları affet. Onlara istediklerini ver.” Ayrıca bunları rivayet eden der ki; Bayraklarının uzunlukları kırk fersah olur. Dua ederken seslerini yükseltirler ve ağlarlar. Rabbü’l-Âlemin Hazretleri bu masum, nurani, günahsız ve emrinde olan sevdiği bu varlıklara buyurur; “Sizler ne istiyorsunuz?” Melekler Rablerine cevap verirler; “İsteriz ki; Ümmet-i Muhammedi affedesiniz.” Allah (c.c.) buyuru ki; “Azamet-i şanımla onları affediyorum.”

ON BİRİNCİ MENKIBE Yine “Ravzat’ül Ulema”nın 64. konusunda “Kadir Gecesi”nin fazileti kısmında şöyle buyruluyor; Allahu Teâlâ Hazretleri Ramazan-ı Şerifte Ümmet-i Muhammed’e, hiçbir kimseye vermediği beş şeyi ihsan eder. 1- Ramazan-ı şerifin ilk gecesi, Allah (c.c.) önce onlara nazar eder. Rahmetle bakar. Rahmetle baktığı kullarına asla azap etmez. 2- Cenâb-ı Allah meleklerine buyurur ki; ibadetten ayrılın. Ümmet-i Muhammed için istiğfarda bulunun. 3- Cenâb-ı Allah cennet meleği Rıdvan’a şöyle buyurur; “Cenneti aç, içini süsle. Şayet Ümmet-i Muhammed’den ölen olursa, cesedi gelinceye kadar, ruhunu cennete alın.” 4- Cenâb-ı Allah” Kadir Gecesi” gibi bir geceyi, bu ümmete ihsan eylemiştir. Çünkü kadir gecesi yapılan dualar ve istiğfarlar müstecabtır. Bu gecede hadsiz, hesapsız günahkâr affolunur ve cehennemden azat edilir. 5- Cenâb-ı Allah cehennem meleği olan Malik’e emreder ki; “Cehennemin kapılarını kapat! Eğer Ümmet-i Muhammed’den biri ölürse, bu ayda azap olunmasın.”

PDF s. 535

ON İKİNCİ MENKIBE “Mesabih-i Şerif” isimli eserde, İsa Nebi’nin gökyüzünden yeryüzüne inmesi hususunda doğru ve sağlam gelen bir hadis-i şerifte şöyle buyrulduğu beyan olunur; “Meryem oğlu İsa Nebi zamanı gelince gökyüzünden yeryüzüne iner. Müminlerin emiri Hz. İsa’ya der ki; Buyrun imam olun! İsa Aleyhisselam der ki; “Hayır! Sizler birbirinizin emiri olursunuz.” Bu ehl-i İslam Muhammed Ümmetinin emirlerinin kendilerinden olması. Rabbü’l Âlemin’in bir lütfunun eseri olduğunu göstermektedir. İşte bu hadis-i şerif ile bu güzellik, üstünlük ve Allah’ın keremi kendini göstermektedir.

ON ÜÇÜNCÜ MENKIBE Yine “Mesabih-i Şerif” de “Haşr” konusunun hakkında ki bölümde Ebu Said El-Hudri (r.a.) Hazretleri şöyle anlatıyor; Cenâb-ı Zülcelal Hazretleri şöyle buyurur; “Ey Âdem!” Âdem (a.s.) buyurur; “Buyur! Ulu ve Subhan Allahım! Hayır senin elindedir.” Cenâb-ı Hak; “Ey Adem! Nara müstahak olanları cehennemden çıkar.” Âdem Aleyhisselam; “Ey Rabbim! Cehenneme girenlerin sayısı ne kadardır?” Cenâb-ı Allah buyurur; “Binde dokuz yüz doksan dokuz fanide biri.” Efendimiz bu olayı nakledince, Ashab bu sefer şöyle konuştu; “Ya Rasulallah! Hangimiz o binden biri oluruz ve bizi o zaman nasıl tanırsınız?” Rasulullah (s.a.v.) buyurdu; “Sizin Abdest azalarınız parlayacak, bu parlayış siz ümmetime mahsus olacaktır.”

ON DÖRDÜNCÜ MENKIBE Yine “Misbah-ı Şerif”de o konunun bir bölümünde Enes b. Malik (r.a.)’den naklolunmuştur. Dedi ki; Rasulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki; “Kıyamet günü insanlar dalga dalga birbirine karışırlar. Daha sonra Âdem Aleyhisselam’a gelirler.” derler ki; “Ya Âdem! Allah’tan bizim için şefaat dile!” Âdem (a.s.) onlara cevap verir; “Ben sizlere şefaat hakkına sahip değilim. Yalnız İbrahim (a.s.)’a gidiniz.” der. Onlarda onun yanına gelirler. Ondan şefaat etmesini dilerler. O da bu konuda izinli olmadığını söyler. Yalnız Musa (a.s)’a gidin, der. Onlarda Musa’nın (a.s.) yanına gelirler. Ona da isteklerini söylerler. Musa (a.s.) da böyle bir hakkı ve izni olmadığını beyan eder. Onları İsa (a.s.)’a yönlendirir. Zira o “Ruhullah”dır ve “Kelimullah”dır. İsa (a.s.)’ın yanına gelirler. O da şefaat hakkında sahip ve izinli olmadığını söyler. Onları Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e gönderir. Onlar da bana gelirler. Ben onlara derim ki; Evet şefaat ehliyim. İzin isterim. Bana izin verilirse. Bunun üzerine Rabbimizin bana

PDF s. 536

öğreteceği hamdu senalar ile, o Halike hamdu sena ederim. Şu halde o hamdler kafamda hazır değildir. Sonra yere düşer, secde ederim. Cenâb-ı hak bana; “Ya Muhammed! Başını kaldır! Beni duy ve ümmete şefaat eyle. Duan ve isteğin kabul olundu.” der. Ben o anda derim; “Ya Rabbi! Ümmetim! Ümmetim! Onlara rahmet eyle onların üzerine faziletinle muamele eyle, keremini göster.” Allah (c.c.) tekrar buyurur; “Doğruluktan yana nida içindir. Ümmetinden kendine yakın olanları yanına al ve onları seç. Ateş onlara yakın olmaya. Zira şerefli yüzleri nurlu olanları sevindir.” Ayrıca bana; “Ya Muhammed! Git arpa ağırlığı kadar kalbinde iman olanları cehennemden çıkar.” buyurur. Ben de gider kimin kalbinde arpa ağırlığı kadar imanı varsa, onu cehennemden çıkarırım. Ondan sonra döner, yine Rabbimize hamd ü senâ ederim. Bana yeniden hitap gelir; “Ey habibim söyle işitilir, iste verilir. Şefaat et, kabul olunur.” Ben de; “Ey Rabbim ümmetime rahmet eyle. İhsan et. Keremde bulun.” derim. Peşi sıra, “Kalbinde hardal tanesi imanı olanı cehennemden çıkar.” Çıkarırım secdeye varırım. Kalbinde hardal tanesinden az imanı olanı cehennemden çıkar, onu da çıkarır secde ederim. Bana dördüncü kez Rabbim’den “La ilahe illallah Muhammeden Rasulullah diyenlere de şefaat edeyim” demek ve dua etmek isterim. Allah o zaman; “Onları ateşten kurtarmak sana masus değildir. İzzetim ve celalim hakkı için onları ben muhakkak cehennemden çıkarırım” buyurur. Şerh yapan İmam Müslim (r.a.) beyan buyurmuşlardır ki; imandan murad, amellerin artanıdır. Nefsi tasdik üzerine amal-i zahireden, ya amal-i batinedendir. Zira o izin almaz. İlla o kimsenin şefaatinde olur. Mücerred o iman üzerine amelden bir şeyin fazlası ola. O kimsenin hiçbir şeyi olmazsa (amel bakımından) mücerred iman, insanı kurtarmaz.

ON BEŞİNCİ MENKIBE Yine “Mesabih-i Şerif”te Rasulullah’ın (s.a.v.) faziletleri konusunun bir bölümünde rivayet olmuştur ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyuruyor; “Cenâb-ı Allah yeryüzünü benim için cem etti. Şarkı, Garbı avucumdaki aynada imiş gibi gördüm. Bu gördüğüm yerlere ümmetim hep dağılacaktır. Bana kırmızı ve beyaz olarak iki hazine verildi.” Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz sözüne devamla şöyle buyurur;

PDF s. 537

“Allah’tan (c.c.) bütün Ehli İslam ümmetimi kıtlık ile helak etmesini, ırzlarına dokunmamaları için, nefislerinden başka bir düşmanı musallat etmemesini isterim. Allahu Teâlâ bana; Ümmetini umumi kıtlık ile öldürmeyeceğim, nefislerinden başka hiçbir düşmanı onlara musallat kılmayacağım, ırzlarına dokunmasınlar diye” söz verdi. Ancak ümmetimin kendi aralarında yapacakları harpler de söz vermedi.” Tayyibi/Tıybı (rahmetullah aleyh) demiştir ki; bu hadisi şerife göre; Ehl-i İslâm ümmet günahkâr olur. Günaha düşer bu bana bir işarettir. Günahlarından ve ayıplarından temizlenmesi yine bu ümmetin elleriyle olacaktır. Bazısı, bazısını temizler. Zira müminler, bir kısım diğer müminlerin velisidirler. Eğer mümin mümine yardım etse, o işte velayet sahibi olmuş olur. Eğer mümin, mümine eza etse. O sıfatta velayettir. Zira o şevki vaki olup, o mümine erişir. Musibetler ve ezalardan sadır olan şeylere kefarettir. Eğer o hatadan dolayıdır ki; Rasulullah (s.a.v.) ümmeti arasındaki sürtüşmelere karışmadan men olundular.

ON ALTINCI MENKIBE Aynı bahsettiğimiz eserin bir bölümünde Hadis-i Şerif’in sonunda Sa’d (r.a.) hazretlerinden nakledilir ki; Rasulullah’ın (s.a.v.) Medine’ye murur ettiler. Benî Muaviye Mescidi üzerine dahil oldum. O mescitte iki rekat namaz kıldı. Bizde ona iştirak ettik. Uzun bir dua yaptı. Sonra bize döndü ve buyurdu; “Rabbimden sual ettim. Ve üç şey istedim. İkisini bağışladı. Birisinden ise beni men etti. Ümmetimi suda boğulmamasını diledim kabul buyurdu. Helak etmemesini diledim. Onu da kabul etti. Ümmetimin arasında harp olmamasını diledim. Bu isteğimden beni men eyledi.” Zira Nuh Aleyhisselamın kavmini tufanda, Mısır Firavun’un kavmini Kızıldeniz’de cümlesini helak etmişti. Onun için Cenâb-ı Allah Rasulullah’a (s.a.v.) ümmetini böyle, bu şekilde helak etmeyeceğini vaad etmiş bulunuyordu.

ON YEDİNCİ MENKIBE Yine “Mesabih”den o konunun bir bölümünde Habbab bir El-Aris (r.a.) Hazretlerinden yapılan bir rivayet vardır. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz bir gün çok uzun bir namaz kıldı. Namazı bitirdi. Ashab-ı Güzin (r.anhüm) buyurdular ki; Ya Rasulallah! Öyle bir uzun namaz kıldın ki şimdiye kadar, hiç böyle uzun namaz kılmamıştın. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdu ki; “Evet! Bu namaz rağbet ve heybet namazıdır.” “Müfaatih” isimli eserin sahibi şöyle bir açıklamada bulunmuştur. Yani bu rağbet ve heybet namazı öyle bir namazdır ki Allah’ın indinde ona rağbet vardır. Allah’tan korkma vardır. Yani alçak gönüllülük ve huşu vardır. Bu ümmete talim-

PDF s. 538

dir. Onlara bir emir zahir olsa Allahu Teâlâ’dan korkarak ve O’na sığınarak iltica ederler. Ta ki o emir, onların üzerinden kalksın. Allahu Teâlâ’nın fazlıyla ve rahmetiyle istedikleri hasıl olur. Lütfuyla ve keremiyle son bulur. Efendimiz (s.a.v.) der ki; “Bu uzun rağbet ve heybet namazıyla Cenâb-ı Hak’tan üç şey istedim. Üç şeyin ikisini bana verdi. İstedim ki; Benim ümmetimin üzerine kendilerinden başka bir düşman musallat etmemesini ve umumi bir kıtlıkla helak etmemesini. Bunu bana verdi. Üçüncü olarak da bazısının bazısına zarar vermemesini ve katletmemesini istedim. Beni bundan men etti.”

ON SEKİZİNCİ MENKIBE Yine “Mesabih”den alınan bilgiye göre Ebu’l-Malik El-Eşari’den rivayet olan bir hadis-i şerife Rasulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki; “Allahu Teâlâ sizi üç hasletten korudu.” 1- Peygamberinizin, Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) size beddua etmesini nasip etmedi. Toplu helak olmanız mümkün değil. 2- Batıl Ehli’nin, Hak Ehli üzerine galip gelmesinden korudu. 3- Delalet üzerine birleşip, bir araya gelmenizi sağladı. Türpüşti (rahmetullah aleyh) demiştir ki; Büyük bir galibiyette küfür, müslümanlara galip gelmeye hatta Ehl-i Hakk için bir ve cemaat kalmasın. Bu hiç olmadı Elhamdulillah. Allah bilir ama, sonuç ne olur? Cenâb-ı Allah (c.c.) şöyle buyuruyor; “İslam dinini, biz gönderdik. İncelip kopmayacaktır. Kıyamete kadar baki kalacaktır. Kimsenin bozmaya ve ortadan kaldırmaya gücü yetmeyecektir.”

ON DOKUZUNCU MENKIBE Avf b. Malik’ten (r.a.) rivayet olunur ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdular; “Allahu Teâlâ bu ümmet üzerine, biri kendilerinden, biri düşman tarafından olmak suretiyle iki kılıcı üzerine toplamaz.” “Mefatih” isimli eserin sahibi şöyle söylemiştir. Yani; Bu ümmet üzerine küffarın hepsi muharebe etmek üzere gelmezler. Dünya durduğu müddetçe dini mübin İslam’da baki kalacaktır. Müslümanlar ya kendi aralarında harb ederler veya kâfirlerle muharebe ederler. Müslümanlar, kâfirler ile aynı zamanda ehl-i İslâm ile harb etmezler.

YİRMİNCİ MENKIBE Yine “Mesabih”in bir bölümünde Ka’b İbn’ül Ahbar (r.a.) Tevrat’ta olan bir olayı bildiriyor. Ayrıca diyor ki; bu olay yazılı olarak mevcuttur.

PDF s. 539

Rasulullah’ın (s.a.v.) seçilmiş bir kul olduğunu, sözlerinin sert olmadığını, kalben yumuşak, kötülük düşünmeyen, iyilikle mukabelede bulunan, düşmanına bile iyi dualarda bulunan, cömert, Mekke-i Mükerreme’de doğmuş, bağışlamayı seven kötülükten hoşlanmayan Medine’ye göç eden, mülkü Şam şehri olan, kötülüğe, kötülükle karşılık vermeyen, affedici ve merhamet sahibi olduğunu bildirir. Halhali (r.a.) demiştir ki; Mekke’den murad, nübüvettir, dindir. Yani bütün beldelerde dini umumidir. Herkese gelmiştir. Şam Şehri diğer beldelerden üstündür. Rasulullah’a (s.a.v.) önce tabii olan küffar üzerine gidip, galip gelen, müslümanı çok olan ve hamd edici bulunan olan, Allahu Teâlâ’ya yakınlığı ile tanınan bir beldedir. Her hâlükârda iyi niyetli ve hamdi elden bırakmayan insanlardır. Allahu Teâlâ her menzilde zikrederler, tekbir getirirler ve ezan okurlar. Her bir yüksek mevzu üzerinde Allahu Teâlâ’nın azamet ve kudretine hayran ederler. Şemsi Rai denilen ve “Mefatih” isimli eserinin sahibi demiştir ki; “Rai/çoban”dan murad o kimselerdir ki namaz vakitlerini hıfz ederler. Güneşin doğuşu ile batışı arasındaki zamanı kollarlar. Namaz vakitlerini iyi bilirler ve zamanında namaz kılarlar. Namaz vakti geldiğinde azar bağlarlar. Sakallarının yarısına kadar gelir. Abdest alır, bedenlerinin etrafına yüzlerine, kollarına, başlarına, ayaklarına kadar yıkanırlar. Müezzinleri yüksek yerlerde ezan okurlar. Barış zamanın da savaş sırasında saflarını sık tutarlar. Tayyibi (r.a.) der ki; teşbih olunur cemaatle namaz kıldıkları zaman safları nefs-i emmare ile ve şeytanla mücahade dolayısıyla tutulan saf, manevi saftır. Düşmanla muharebe ederken tutulan saf ise maddi olarak, maneviyatı desteklemek ve teşkil etmek için sık yapılır. O müslümanların namazları tekbirleri ve imanı rükû, sücud, kıyam ve tahiyyat sırasında ki seslenişleri. Aynen muharebe anındaki komutanların hareketlerine benzetirler.

YİRMİ BİRİNCİ MENKIBE Enbiya Sûresi’nin sonunda “And olsun, Zikir’den sonra, Zebur’da yazılmıştır ki; Arza ancak Salih kulların mirasçı olur. Şüphe yok ki bu Kur’an’da abideler zümresi için ulaşma vardır.” Muhyi’s Sünne” (r.a.) “Muallimud-Tenzil” isimli eserinde buyurmuştur ki; Said b. Cübeyri (r.a.) ve Mücahid (r.a.) buyurmuşlar ki; Zikir, Tevrat’tan sonra gökten indirilen Allah’ın kitaplarıdır. Zikr’in “Levh-i Mahfuz” manasına da geldiği beyan buyrulur. “Zebur, Tevrat’tan önce manasındadır.” diyenlerde vardır. Başka bir âyet-i celilede Cenâb-ı Hak şöyle buyurur; َ ْ ‫وَ َقالُوا ْالحَ مْ دُ ِ ٰلّ ِ ا ّلَذ۪ ي صَ دَ َقنَا وَ عْ دَ هُ وَ اَوْ رَ ثَنَا‬ . َ‫الرْ ضَ نَتَ بَ وّ َ اُ مِ نَ ْالجَ نّ َ ةِ حَ يْثُ نَشَ ٓاءُۚ فَنِ عْ مَ اَجْ رُ ْالعَ امِ ل۪ ين‬ “Dediler. Bize vaadinde sadık olan, bizi cennette neresini istersek konmak üzere, bu yere mirasçı yapan Allah’a hamdolsun.” (Zümer 74)

PDF s. 540

İmam Mucahid; “Salih kullarının yeryüzüne varis olacakları ifadesinden, bu ümmetin kast olduğunu beyan etmektedir.” İbni Abbas (r.a.) ise varis olma durumunu şöyle açıklamıştır; “Müslümanlar kâfirlerin yerine varis olacaklardır. Hem bu dünyada harb ile hem de cennette iman yoluyla.” Bu açıklamalar hem dini mübin İslam’ın, hem de müslümanların şerefini izah eder. Zira âyet müslümanları ve İslam’ı tanıtır ve metheder. Kur’an-ı Kerim’in sözlerinin de çok beliğ (güzel, düzgün, etkileyici) olduğunu izah eder.

YİRMİ ÜÇÜNCÜ MENKIBE Farsça bir risaleden tercüme olmuştur. Süleyman (a.s.) Hazretleri bir gün derya kenarında oturmuşlardır. Baktı ki bir karınca geliyor, ağzında yeşil bir yaprak parçası var. Ve derya kenarına geldi. Sudan bir kurbağa çıktı. O yaprağı karıncadan alıp deryaya daldı. Karınca geri döndü. Süleyman Nebi karıncaya sual eyledi. Bu hikmet nedir? Karınca cevap verdi; bu deryanın ortasında Allahu Teâlâ bir taş halk eylemiştir. O taşın arasında da bir kurtçuk halk etmiştir. Beni de onun rızkına sebep kılmıştır. Her gün getirdiğim küçük bir şey, onun rızkına kafidir. Ben bu rızkı derya kenarına getiririm. Cenâb-ı Allah kurbağa suretinde bir melek gönderir. O, getirdiğim rızkı benden alır. Kurtcağıza götürür verir. O kurt Allah’ın kudretiyle açık bir dille konuşur; “Sübhanallah beni derya ortasında halk etti. Taşların arasında bana mekan verdi. Beni rızıktan unutmadı. İlahi Ümmet-i Muhammed’i rahmetinden ümitsiz etme!

YİRMİ DÖRDÜNCÜ MENKIBE Yine “Mesabih” de Allah’ın Kelamı’na, Rasulullah’ın (s.a.v.) sünnetine sıkı sarılma ve tutulma bahsinde, müezzin Bilal b. Haris El-Müzeni (r.a.) rivayet ettiği bir Hadis-i Şerif vardır. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurur; “Benim sünnetlerimden unutulmuş bir sünnetimi, ümmetimden herhangi birisi yeniden ihya etse yaşadığı müddetçe, işleyenlerin de sevabını alır.” Bir bidati da ortaya çıkaran olursa, onların işledikleri günah, aynen çıkaranın da günahına eklenir. Günah işleyenlerin günahında hiçbir eksilme olmaz. Bidat iki çeşittir; 1- Bidat-ı Hasene. Minare, mevlit okunması gibi 2- Bidat-ı Seyyie. İslam’da olmayanı, İslam’a sokmak, (kabir üzerinde bina yapmak) Cenâb-ı Allah’ın ve Rasulünün bidat-ı seyyieye rızası yoktur. Günah o kimsenin üzerine olur. O yasaktan amel edenlerinin günahlarının misli onu çıkarana yazılır. Yapanın günahı eksilmez.

PDF s. 541

YİRMİ BEŞİNCE MENKIBE Yine Mesabih’in aynı konuyla ilgili bir bahsinde Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet olunan bir hadis vardır. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz bir hadislerinde buyurmuştur ki; “Siz öyle bir zamandasınız ki; emre olunan şeylerin onda birini yapmazsanız helak olursunuz. Öyle bir zaman gelecektir ki, emr olunan şeyin onda birini yapan kurtulur.” Türpüşti (r.a.) beyan etmiştir ki; bu hadisin içindeki “Emr olunanlar”, “Emr olunanların” hepsi değildir. Zira emirler vardır ki, hiçbir müslim ve mümin onu bırakamaz. Bu hadis daha çok” Emri bil maruf ve nehyi ani’l münker” içindir.

YİRMİ ALTINCI MENKIBE Yine Mesabih’ten İlim Bahsi’nin bir bölümünde Ebu Hüreyre’den (r.a.) rivayet olmuştur. İmam Begavi (r.a.) buyurmuştur ki; Bize gelen ve biz bildiğimizden gelen bilgilere göre Rasulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki; “Cenâb-ı Allah, İslam’ı her yüz senede bir yenilemek (o asrın şartlarına ve gelişmelerine göre) açıklamak için bir” Müceddid” gönderir. Yeryüzünde Ehl-i İslam âlimleri azalsa, bidatler çoğalsa yine de Allahu Teâlâ kudretiyle âlimler çıkarır, gönderir, din asırlara göre açıklanır.

YİRMİ YEDİNCİ MENKIBE Yine “Mesabih” isimli eserinin taharet bölümünde Ebu Hüreyre (r.a.) şu hadis-i şerifi rivayet eder; “Ümmetin kıyamet günü abdest sayesinde yüzleri kol ve bacakları beyaz olarak çağırılır. Beyazlığını (nurunu) kim çoğaltmak isterse, abdest alsın.” Müslim, bu abdest meselesini yalnız müslümanlara has olduğunu, başka ümmetlerde bu hususiyetlerin olmadığını ve böyle bir hakkın verilmediğini söyler. Geçen ümmetlerde “abdest” emrinin olduğu, ancak onların azalarının parlamayacağı, bildirilmiştir. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz bir gün abdest aldıktan sonra şöyle buyurmuşlardır; “Bu benim ve benden önce gelen peygamberlerin abdestidir.”

YİRMİ SEKİZİNCİ MENKIBE Yine “Misbah-ı Şerif” adlı eserden oruç konusunun faziletleri bahsinde naklolunmuştur ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurmuştur ki; “Bizim orucumuzla, ehl-i kitabın oruçları arasında fark, bizim sahurda kalkıp, yememizdir.” Zira onlar sahura kalkmazlardı. Bize sahur müstehabtır. O yemeğe de “Sahur Yemeği” derler. Yemeden gaye, sahurda ve iftarda yemektir. Bir lokması dahi çok faziletlidir.” “Mefatih” isimli eserin sahibi beyan etmiştir ki; İsrailoğulları zamanında yeme-içme ve cima yapmak haram idi. İslam’da da böyleydi. Sonra kalktı. Şöyle ki; gelen Ahkam-ı Şeriyye ile fecrin ağarmasına kadar yemek içmek ve cima yapmak serbest oldu.

PDF s. 542

YİRMİ DOKUZUNCU MENKIBE Yine “Mesabih” de Kuran ve okunması ile ilgili faziletlerin beyanı kısmında beyan edilir ki; Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular; “Allahu Teâlâ “Ta-Ha” ve “YASİN” surelerini beni yaratmadan bin sene önce meleklere okudu. Yani manalarını ilham etti. Melekler bu sureleri duyunca, bu Kitab-ı Mübin’in indirildiği ümmete müjdeler olsun veya Tuba Ağacı onların olsun. Bu Kur’an-ı Kerim’i yüklenen gönüllere ve okuyan dillere de müjdeler olsun, dediler.”

OTUZUNCU MENKIBE Yine aynı eserin bir faslının bir bölümünde Ebu b. Kaaf’tan (r.a.) rivayet olunmuştur. Buyurdular ki; Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; “Ben ümmi bir ümmete peygamber olarak gönderildim.” “Mefatih” isimli eserin sahibi beyan etmiştir ki, “ümmi” kelimesi, lügatte “Mensub”tur. “Arab Ümmeti” ne ki ne yazar ne okur. Her kim ki kitabı bilmez ve okuyamazsa; o kimselere denir. Yani anadan doğma aynı hal üzere kalmıştır. Onlardan bazısı kadındır, bazısı kocadır. Bazısı oğlandır. Bazısı kızdır. Bazısı ricaldir. Asla okumamıştır. “Mefatih” isimli eserin sahibi demiştir ki; “Eğer bu kıraat üzerine okusam, ümmet böyle okumaya kadir olamaz. Zira insanlardan bazılarının dili bir tarafa maildir. Anlamaya kadir olamazlar. O kimse ki; dili idgama maildir. O kişi ki; dili izhara maildir. Bunlar gayri gibi son bulur. Cebrail Aleyhisselam buyurdu; “Ya Muhammed! Kur’an-ı Azimüşşan yedi harf üzerine nazil oldu.” Bir rivayette de buyurdu; “Bu harflerden hiçbiri yoktur. İlla safidir kafidir. Yani bunlardan her bir kıraat şifa vericidir. (Göğüslere, illetlere, hastalıklara şifa verir) ve muradları hasıl edicidir. “Mefatih” sahibi beyan etmiştir ki; bazı şerhciler demişlerdir ki, Allah (c.c.) kâfidir (ücret vericidir) Rasulullah (s.a.v.) sıdkına hüccet olmada mucizedir.

OTUZ BİRİNCİ MENKIBE Ve yine “Mesabih”den. Dua kitabının ilk kısımlarında Ebu Hüreyre’den (r.a.) rivayet olunmuş bir hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur; “Her nebi için kabul olunan bir duası vardır. Her peygamber dua haklarını kullanmada acele ettiler. Bu nebiler ümmetlerine zelzele verilmesi, helak olmaları, suya gark olunmaları gibi dileklerde bulundular. Ben ise ümmetime şefaat etmek için duamı sakladım. Şefaatim şirkte bulunmayan kişilere, Rabbimin emri ile ulaşacaktır. Yani vefat eden bir müslüman kimse, şirk ehli değilse, kesin ne kadar günahkâr olsa da, cehennemde ebedi kalmaz. Zaman gelir şefaate kavuşur, cehennemden çıkar. Günah bir hastalık, tevbe bir ilaçtır, diyen âlimler, Müslümanın sebeplere sarılıp, layık olmasını arzularlar. Şirk (Allah bizi mahfuz eylesin) ruhsuzluk makamıdır. Çok çirkin

PDF s. 543

bir haldir. Ruhu bedende olanın, şirkte bulunması en abes iştigaldendir. Onun için Müslümana şefaat nasib olacaktır. Bu ilahi lütfu bizlere nasib eden Allahu Teâlâ’ya şükürler olsun. En güzel rahmet, mağfiret, merhamet, muhabbet bu dünyaya şan ve şeref bahşeden bizim Nebimiz Muhammed Mustafa Sallallahu Teâlâ Aleyhi Vesellem Efendimizin üzerine olsun. Cenâb-ı Hakk bizleri O Rasulüne bağışlasın (Amin.)

OTUZ İKİNCİ MENKIBE Yine “Mesabih-i Şerif” isimli eserin Tesbihatın, Tehmidin, Tehlilin bahsedildiği konuda bir hadiste buyuruluyor ki; Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; “Miraç gecesi semada İbrahim Aleyhisselam’a kavuştum. Bana dedi ki; “Ya Muhammed! Benden ümmetine selam söyle. Onlara haber ver. Cennetin toprağı güzeldir. Suyu tatlı ve güzeldir. Cennet zemini düzdür. Ağacı yoktur. Orada dikilen fidanın “Sübhanallahi Vel-hamdulillahi vela ilahe İllallahu Vallahu Ekber” olduğunu bildir. Bazı âlimler derler ki; fidan temiz toprakta olur ve yetişir. Tatlı su ile beslenir. Ekinin iyisi ise düz ve ağaçsız yerde biter. Bu mübarek sözleri sarf eden cenneti kazanır. Yani hiçbir iyi amel karşılıksız kalmaz. Çünkü bu dünya da yapılan iyi amellerin, orada boşa gitmesi söz konusu değildir. Cennette ise ekinin telef olması gibi bir şey yoktur. Emekler boşa gitmez.

OTUZ ÜÇÜNCÜ MENKIBE Yine aynı eserin hesap, kitap ve mizan konusunun bir bölümünde Ebu İmame’den (r.a.) rivayet olunmuştur. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdular; “Allah’ım bana, ümmetimden yetmiş bin kişiyi hesap ve azap görmeden cennete sokacağını, bunun yanında her bin ila yetmiş bin kişi ve Rabbimin avuçlarıyla üç avuç kadarı da beraber olarak vadetti.” Şerhte bulunan Müslim; “Burada beyan olunan “üç avuç ümmet” tabiri cennete gireceklerin sayısının çok olacağına işarettir” der. Zira çok vermek isteyen avucuyla verir. Rasulullah (s.a.v.) ümmeti hiçbir ümmetle kıyas edilmeyecek şekilde affa mazhar olacaktır. Rahmet-i Ezeliye’ye bakarsak, Cenâb-ı Allah’ın avucu dünyadakine benzemez. Çok çok çok daha büyüktür. Af deryasını doldurmaya yeterlidir. (İnşallah) fazladır bile.

OTUZ DÖRDÜNCÜ MENKIBE Yine “Mesabih-i Şerif” de bir başka hadis-i şerifte şöyle rivayet olunmuştur. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır; “Cenâb-ı Hakk Teâlâ Hazretleri diğer Müslümanlar arasında bir ricali halkın başı üzerine seçer. Kıyamet günü o ricalin üzerine onları yayar ve neşreder. Doksan dokuz sicili göz görür, yer miktarı kadardır.

PDF s. 544

Ezheri’den naklolunmuştur ki; her defteri dolu ve arzı insanın şimdi gördüğü gibidir. Sona eren bir miktarı sonunda son bulur. Sonra Allahu Teâlâ Hazretleri o ricale buyurur; “Ey kişi bunlardan bir şey inkâr eder misin? Sana hafaza meleklerim zulmettiler mi?” O adam söyler; “Hayır Ya Rabbi!” Allahu Teâlâ buyurur; “Ey kişi senin için bir özür var mı?” O kişi der; “Hayır Ya Rabbi!” Allahu Teâlâ buyurur; “Evet! Senin için bizim yanımızda bir güzellik ve hayır vardır. Senin üzerine bugün zulüm yoktur.” Allahu Teâlâ bir kâğıt çıkarır ki; onda şöyle yazılıdır. “Eşhedü en la ilahe illallah ve Enne Muhammeden abduhu ve Rasuluhu.” Allahu Teâlâ o ricale buyurur; “Hazır ol! Ve zengin ol!” Rical der ki; “Ya Rabb! Nedir bu kâğıdın, bu siciller ile kadri?” Allahu Teâlâ tenzih buyurur; “Sana bugün zulüm olunmayacaktır.” Rasulullah (s.a.v.) buyurur ki; “Siciller ortaya konur ve kefeye bırakılır. O kâğıtta bir kefeye konur. Siciller (suçlar) hafif olur, kâğıt ağır gelir. Zira Cenâb-ı Hakkın ismi şerifinden hiçbir şey ağır gelmez. Yani Allah’ın ismi şerifine hiçbir şey mukavemet edemez. Masiyeden belki zikrullah galib olur. Bütün günahlar bir araya gelse dahi.

OTUZ BEŞİNCİ MENKIBE Yine aynı eserde Kur’an-ı Azimüşşan’ın fazileti konusunda birinci faslın bir bölümünde Said b. El- Hudri (r.a.) hazretlerinden bir rivayet vardır. Şöyle buyuruyor; “Ben muhacirlerin zayıflarından bir kısmı ile oturuyordum. Bazısı diğeriyle birbirinden kaçınıp, tesettür ediyorlardı. Çil kılıktan bir karı bizim üzerimize Kuran okuyordu. Rasulullah (s.a.v.) ansızın gelip, başımız üzerinde durdu. Ne vakit durduysa, karı da kıraati kesip, sükût etti. Rasulullah daha sonra selam verdi. Sonra da buyurdu ki; “Siz ne yapıyordunuz?” Biz de dedi ki; “Allah’ın (c.c.) kitabını okuyorlar, bizde dinliyoruz.” Tekrar buyurdular; “Allahu Teâlâ’ya şükürler olsun ki, ümmetimden kendileri ile beraber bulunmaya emir olunduğum kimseler kıldı.”

PDF s. 545

“Mefatih” isimli eserin sahibi beyan etmiştir ki; yani; “hamd” o Allahu Teâlâ içindir ki, “bu zümreyi benim ümmetimden kıldı” ki; salihtirler ve fakirdirler. Allahu Teâlâ dergahında birbirlerine yakındırlar. Allahu Teâlâ’nın yakınlarındandırlar. Allahu Teâlâ bana emretti ki; ben sabredeyim onlar ile beraber. Yani onlar ile olayım. Nefsimi habs edeyim. Onlar ile bu kavli şerif üzere bulunayım. Yine Cenâb-ı Hak Rasulüne şöyle buyurdu; َ ۚ ْ‫وَ اصْ بِ رْ نَفْ سَ َك مَ عَ ا ّلذ۪ ينَ يَدْ عُ ونَ رَ بَّهُ مْ بِ ْالغَدٰ وةِ وَ ْالعَ شِ ّيِ يُ ۪ريدُونَ وَ جْ هَ هُ وَ َل تَعْ دُ عَ يْ نَا َك عَ نْ هُ م‬ .‫ُت ۪ريدُ ۪زينَ ةَ الْ َحيٰ و ِة الدُّ نْ َيا َو َل ُت ِطعْ َمنْ اَغْ فَلْ نَا قَلْ َب ُه َعنْ ِذكْ ِرنَا َواتّ َ َب َع هَوٰ ي ُه َوكَ انَ اَمْ ُر ُه فُ ُرطً ا‬ “Sabah, akşam, Rablerine, yalnız O’nun cemalini dileyerek, dua edenlerle beraber candan sabırlı ol ve sebat et. Dünya hayatının ziynetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma.” (Kehf 28) Bu âyet-i kerime muhacirlerin zayıfları üzerine nazil oldu. O zaman Kureyş’li kâfirler Rasulullah’a (s.a.v.) dediler ki; “Fakirleri yanından uzaklaştır ki; biz seninle oturalım iman getirelim.” Rasulullah (s.a.v.)’de onlara; “Zenginler imana gelsinler, diye onların sözünü ashabına danışarak kabul etti. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak yukarıdaki âyet-i celileyi inzal buyurdu. Beyt: Haşra dek ger denülürse bu kelam Nice haşrola bu olmaya tamam Bu ehl-i İslam Muhammed (s.a.v.) ümmetinin övücü Hak Teâlâ Hazretleri ola. Vasıflarını ve kaidelerini Rasulullah (s.a.v.) anlata ve anlatıcı ola sürücüsü Meryem oğlu İsa ola. Seyd Sadi Şirazi (r.aleyh) buyurur; Beyt: Çeh gam divar-ı ümmet raki başed çün tu peştiban. Çeh bak ez mevci bahran raki de Nuh keştiban Bir ümmetin, özellikle bizim gibi diken ve çör çöpün vasfı ne olur? Bunan böyle lazım olan şudur ki; Hamd, şükür, dua ve sena ile meşgul olup ihtimamı onun üzerine gösterelim. Allahu Teâlâ’nın iziyle…

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.