PDF s. 522
ON BİRİNCİ KONU
ŞEREFLİ ASHABIN GÜZEL MENKIBELERİ
O mübarekler ki Allahu Teâlâ onlardan razı olsun. (Amin) Yusuf Erdebili (Allah Rahmet eyleye) “Envar” isimli eserinde nakletmiştir. Şeyh Ebu Amr bin El-Selahaddin “Marifet’ül-Ehadis” isimli kitabında İmam Nevevi’de (r.a.) bahsetmiştir. O da “İrşad” adlı eserinde Sahabe-i Güzîn’in (radiyallahu anhüm) hepsi adil insanlardır, diye bahsetmiştir. Rasulullah (s.a.v.)’in fani dünyadan intikalleri sonunda yüz on dört bin sahabe mevcuttu. Kur’an-ı Kerim ve doğru haberlerin hepsi adaletleriyle ve celaletleriyle tanınıp, bilindiklerini ittifakla haber veriyorlar.
BİRİNCİ MENKIBE “Mesabih-i Şerif”de bu konuyla alakadar sıhhatli hadislerin ve sahiplerinin doğrulu anlatılmaya çalıştığı, gibi, ravilerini de çok iyi açıklar. Ebu Said El-Hudri (r.a.) rivayet etmişlerdir ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki; “Ashabıma sövmeyiniz. Siz Uhud Dağı kadar altın sadaka verseniz, ashabımın 875 gram gümüş sadakasına veya onun yarısına dahi karşılık olamaz.” “Sahabe” öyle bir kimsedir ki; Rasulullah (s.a.v.)’e inanan, tabi olan, onunla konuşma ve onu görme lütfuna eren, nasihatlerini ve terbiyesini alan kişiye denir.” Yukarıdaki bilgiden anlaşılıyor ki; Sahabenin verdiği küçük bir sadaka, bugün verilecek çok daha büyük sadakalardan hayırlıdır. Zira o zamanlarda fazla mal, mülk ve servet sahibi olma durumu pek yoktu ve şartlar müsait değildir. Bizler şimdi ne kadar amel işlesek, onların derecelerine ulaşmak mümkün değildir. Onları ayırmak, küçük görmek, söz atmak, gıybetlerini yapmak mümkün değildir.
PDF s. 523
Yusuf Erdebili eseri olan kitap “Envar”da buyuruyor ki; “Hz. Muaviye hakkında fuzuli sözlerde bulunmak caiz değildir. Yezid’den başkasına lanet edilmez. Çünkü bunların hepsi müslümandırlar. Gerçeği ve durumlarının doğrusunu Allah bilir.” İmam Gazali ve İmam Nevevi her iki imam olan Hz. Hasan ile Hüseyin ve Muaviye (radiyallahu anhüm) arasında geçen olayları irdelemek, kurcalamak ve halka yalan yanlış bilgi vermek uygun değildir, demektedirler. Onları yargılamak bize düşmez. Gerçeği bilen Yüce Allah neye layıklarsa, o şekilde onlara muamele eyler.
İKİNCİ MENKIBE Yine Mesabih-i Şerif’te güzel, seçkin ve doğru olan hadis-i şeriflerin beyanında ve sonucundan bahseden Ebu Bürde (r.a.) ki; O da babasından duymuş olduğunu söylediği hadisi şöyle beyan buyuruyor: Rasulullah (s.a.v.) dedi ki; “Gökteki yıldızlar emniyettedirler. Yıldızlar gökte gittiği zaman, vaad edilenler olur. Ben de ashabım üzerine eminim. Gittiği zaman ashabıma da vaad edilen şeyler gelir. Ashabım da ümmetim üzerine emniyettir. Ashabım gidince, ümmetime vaad olunan şeyler gelir.” Şerhe-i Müslim eserinde de ki; Aman ve rahmet kelimeleri “Gökler için vaad olunan şeylerdir.” Onların kaybolması, gayesi kararmaları ve dökülmeleri ile ilgilidir. Ashabım arasında fitnelik yapanlar, mürted olanlar, kendi başına rüya tabiri yapan cahiller vaad olunanların dışındadır. Hayırlıların gitmesi, şerlilerinde kalması anlamına geldiğini ifade eder. Zira dünyanın şerlerin üzerine yıkılacağına ait Hadis-i Şerifler mevcuttur.
ÜÇÜNCÜ MENKIBE Yine “Mesabih” adlı eserde geçen hadislerin birinde Abdullah bin Mugallef (r.a.) bir hadisi şöyle rivayet ediyor; Rasulullah (s.a.v.) buyurdular ki; “Ashabıma dil uzatmak konusunda Allah’tan korkunuz. Benden sonra onları kötü niyetlerinize hedef yapmayınız. Nefsinize uyup, kin bağlamayınız, onları seven, beni sevdiği için sever. Onlara buğzeden bana eziyet etmiş olur. Allah kendisini incitenlerin cezasını geciktirmez.”
DÖRDÜNCÜ MENKIBE Yine Mesabih-i Şerif’in güzel hadislerinden birinde Hz. Ömer (r.a.) şöyle bir rivayette bulunuyor; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurmuştur ki; “Ashabıma ikram ediniz. Çünkü ashabım sizin üzeriniz, üzerinizdendirler. Onları takip edenler, arkasından gelenlerdir. Sonra yalan yaygın olur. İstenmediği halde şahitlik ederler.”
BEŞİNCİ MENKIBE Daha yukarılardaki Hadis-i Şerif’in hemen arkasında Ebu Said El-Hudri’nin (r.a.) rivayetiyle Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar; “Bir zaman gelir, bir kısım kimseler
PDF s. 524
muharebe ederler; Onlar içinizde; “Rasulullah’ın ashabından kimse var mıdır?” denir. “Evet” derler. Sonra kazanılır. Sonra bir zaman daha gelir insanlar harp ederler. Bunlara “İçinizde Rasulullah’ın ashabının ashabından kimse var mıdır?” derler. “Evet” diye cevap verirler. Zafer elde edilir. Yine bir zaman gelir. Bir kısım insanlar muharebe ederler. Onlara “Rasulullah’ın ashabının, ashabından kimse var mıdır?” derler. “Evet” diye cevap verirler. Fetih nasip olur. Yine müslümanlar ve İslâm galip olur. Tıybı (r.a.) buyurmuştur ki; Rasulullah (s.a.v.) için bu hadis-i şerifte mucizat vardır. Fazilet vardır. Sahabe-i Güzîn (radiyallahu anhüm) için, tabiin ve tebaın içinde vardır.
ALTINCI MENKIBE Ve o Hadis-i Şerif’in sonunda Üman bin Hasseyn (r.a.) hazretlerinden rivayet olunur ki; Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ümmetin hayırlısı, benim ashabımdır. Sonra o kimselerdir ki; Ashabı kılavuz kabul ederler. O kimseler der ki, onları rehber ederler. Onlardan sonra bu kavim gelir ki; Şahadet ederler ki; Onlardan şahadet istemeksizin ve hıyanet ederler. Hıyanet görünür bir haşyetle olur ki; O hıyanetle onlarda emanet kalmaz. O kimsenin hilafınca muhkiratta bir kere hıyanet eder. Zira o hıyanet etmiş olur. Ama onunla emanetten çıkmaz.” Türpüşti (r.a.) demiştir ki semala kinaye buyurdu. Dedi ki; gafletten ve dinin emrine az ihtimamdan ziba galib, semane sahipleri üzerine ihtimam etmektir. Nefse riyazet vermek de belki ümmetlerinin ekseri yemek zevkleridir. Bedaet ve uykuya düşkünlerdir. Sonunda yalan söylerler. Onlardan yalan söylemeleri istenmez, ama onlar yalancılara halife olurlar. Bir kavim gelir zikr olunan sıfatla vasıflanan bir kavim ki; semizliği severler. Bu hadisi şeriflerin hepsi doğrudur. Burada böyle zikr olunan güzelliklerden naklolur.
YEDİNCİ MENKIBE Yine “Misbah-ı Şerif”de Hz. Ömer (r.a.) rivayet eder ki; Rasulullah (s.a.v.) bir gün şöyle buyurdu; “O fert ile ki, görüşü ile münferid ola. Cemaat görüşü ile olmaya. Şeytan ikisinden uzaktır. Ekber ile kebir gibi.” Yine aynı eserin bir bölümünde Cabir (r.a.) hazretlerinden rivayet olunur. Efendimiz (s.a.v.) buyurmuştur ki; “Bir müslüman ve mümin beni görmeden ar etmez. Beni görmelidir. Göreni görürler.”
SEKİZİNCİ MENKIBE Yine aynı eserde ve güzel bir bölümde Abdullah bin Mufaddal Hazretlerinden rivayet olunur. Deki; Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular;
PDF s. 525
“Allah’a tevekkül edin. Tevekkül edin, tevekkül edin. Ashabım hakkında onları hedef kabul etmeyin. Kötü sözler söylemeyin. Her kim onlara muhabbet eder, bana muhabbeti sebebiyle, bana muhabbet etmiş olur. Her kim de onlara buğz ederse, bana buğzetmiş olur.
DOKUZUNCU MENKIBE Yine aynı eserin bir bölümünde Enes (r.a.) Hazretlerinden rivayet olunur ki, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır. “Ümmetimle ashabım, yemekte tuz gibidir. Yemek ancak tuz ile yenir.” Abdullah bin Zübeyir’den ve babasından (r.a.) rivayet olmuştur ki; Rasulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki; “Âhiret günü ashabımdan her biri kabirlerinden kalkarken öldüğü memleketten bütün imanlıları önlerine düşerek onlara nur ve ışık saçarak, Arasat meydanına götürürler.” İbni Mesud Hazretlerinin rivayet ettiği bir Hadis-i Şerif’te ise, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur; “Ashabım hakkında beni rencide edecek hiçbir şey söylemeyin. Ben onların yanına, kalbim salim olarak, çıkmak isterim.”
ONUNCU MENKIBE “Ravzatü’l-Ulema” isimli eserin 27. bölümünde, Ashab-ı Kiram hakkında izahat verilirken faziletlerine dair şöyle buyurulmuştur; “Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz’in hadis-i şeriflerini taklit caizdir. Onda hilaf yoktur. Fakat, Sahabe-i Güzîn hazretlerinin kavli şeriflerine göre taklit caiz midir? Değil midir? Diye hilafa düştüler. Bizim âlimlerimiz görünüşte caizdir, dediler. Bütün sahabenin sözleşmeleri hüccettir, manalarını marifetsiz ben, biz onunla emel ederiz diye tanımladım. Hatta İmamı Azam (r.a.) hazretlerinden rivayet olunmuştur ki; Sual olundu ve denildi ki; “Yani sen desen ki; Allah’ın (c.c.) kitabı senin kavline muhalif olsa, ne yapman gerekir?” Buyurdu; “Benim kavlimi terket, kitabullaha tabii olun.” Ve denildi ki; “Yani Rasulullah’ın kavline muhalif olsa ne olur?” Buyurdu ki; “Benim kavlimi terket, Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin kavli şerifine göre hareket et ve amelde bulun.” Ve denildi ki; “Yani Sahbe-i Güzîn Hazretlerinin (r.a.) kavilleri, senin kavline muhalif olsa ne yaparsın?” Cevap; “Benim kavlimi terk et, Sahabe-i Kiram’ın kavlini tut.”
PDF s. 526
Ve denildi ki; “Yani tabiinin kavli, senin kavline muhalif olsa ne yaparsın?” Buyurdu; “Onlar ricaldendir. Biz dahi ricaliz. O zaman ortaklaşa anlaştılar ki; insanların kavline taklit, tabiin kavline taklit caiz değildir. Madem ki insanların bilemediklerini bilmediğin gibi fukahadan veya tabiiden falan kimse böyle yaptı ve ben de onunla amel ederim. Eğer ki; hüccetini ve manasını bilmem. Ve görünen ulemamızdan odur ki; Sahabe-i Güzîn’in kavilleri hüccettir. Kuralına taklit olunur.” İmam Şafii Rahmetullahi Aleyh zahir konusunda dedi ki; Sahabe-i Güzîn Hazretlerinden bir kimsenin kavli olunmaz. İmam Şafii (r.a.)’den yana olanların bazıları dediler ki; dört kimsenin kavli taklit olunur; Onlar Hulefa-i Raşidin’dir 1-Ebu Bekir (r.a.) 2-Ömer (r.a.) 3-Osman (r.a.) 4-Ali (r.a.) Biz deriz ki; Bütün Sahabe-i Güzîn’in kavilleri taklit olunur. Bundan dolayıdır ki rivayet olundu; Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki; “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz.” Bunun içinde ümmet icma etmiştir. Bunun üzerine efdal nas, enbiyadan sonra, Hz. Rasulullah’ın ashabıdır. Eğer kaviller yine taklit olunmazsa, şair ümmetler üzerine fazılları zahir olmazdı. Fazıllar üzerine delalet eder. Allahu Teâlâ Hazretlerinin (c.c.) kavli şerifi; olarak şu âyet-i celileyi buyurur; “(O) vakit. Sen Allah’tan bir esirgeme sayesindedir ki, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar etrafından her halde dağılıp, gitmişlerdi bile. Artık onları bağışla. Allah’tan da günahlarının bağışlanmasını iste. İş hususunda onlarla müşavere et.” (Âl-i İmran 159) Bu âyet-i celile Ashab-ı Güzinin fazileti ve kavilleri ile ittibaları üzerine delildir. Özellikle Rasulullah (s.a.v.) onların müşaverelerine muhtaç olmadığı halde, ashabıyla müşavere ederdi. Mizanül Şarani’de, İmam Şafii’nin (k.s.a.) eseri olan “Kadime”de ashab-ı kiramın layık olduklarını vechile övülme ve meth edilmeleri anlatılmıştır. İmam hazretleri buyuruyor. Onlar sena ehlidirler. Beyhaki dahi rivayet etmiştir ki; İmam Şafii hazretleri dahi fetva aldı. Bunların fikirlerine, fetvalarına riayet ederiz. Sahabe ilimde, içtihatta ve vera yönünden bizden üstündürler. Görüşleri bizimkilerden üstün, fikirleri kuvvetlidir.
PDF s. 527
Bir güz avamdan biri gelip İmam Şafii hazretlerine şöyle bir soru sordu; “Yayan olarak hacca gideceğim diyen bir kimse nezirde bulunursa, sonra sözünden vazgeçip, ahdini bozarsa ne lazım gelir?” İmam Şafii şöyle cevap verdi; “O kimse yemin kefareti verir.” Buyuruyorlar ki; benden üstün olan, İbni Ebi Rebah’ta böyle fetva vermiştir. Yine “Mizan” isimli eserde İmam Ebu Hanife hazretlerinin fazıl ile ilmi konusunda beyan buyurmuştur ki; “İmam Şafii hazretleri kuvveti terk etti. Ne zaman ki İmam hazretlerinin kabrini ziyaret etti. Sabah namazını vaktinde eda etti.” Daha sonra buyurdu ki; “Ben İmam Ebu Hanife’nin huzurunda bunca okudum, bir kimsenin huzurunda başka fazla kalmadım. Onun kıymetini anladım. İmam Şafii (r.aleyh) yine buyurdular ki; “Hadis ehilleri, Sahabe-i Güzîn gibidir. Ne zaman ki ashab-ı hadisten, birisini görsem, sanki Sahabe-i Güzîn’den birisini görür gibi oluyorum.” Naklolunan eksiksiz bilgiler İmam Şafii hakkında ve onların alışanlarına layık olmayı gösterir ve emreder. Layık olan da budur.