PDF s. 500
DOKUZUNCU KONU
AŞERE-İ MÜBEŞŞERE (CENNETLE MÜJDELENEN ON KİŞİ) (Rıdvanullahi Teâlâ Aleyhim)
(Allah’ın rahmeti hepsinin ve diğerlerinin üzerine olsun, amin) Cenâb-ı Zülcelal Hazretleri hayata iken cennet ile müjdelenen on mübarek Ashab-ı Güzin (r.anhüm) ism-i şerifleri şunlardır. 1- Hz. Ebu Bekir (r.a.) 2- Hz. Ömer (r.a.) 3- Hz. Osman (r.a.) 4- Hz. Ali (r.a.) 5- Hz. Talha b. Zübeyr (r.a.) 6- Hz. Zübeyr b. Avvam (r.a.) 7- Hz. Abdurrahman b. Avf (r.a.) 8- Hz. Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a.) 9- Hz. Sa’d b. Zeyd (r.a.) 10- Hz. Ebu Ubeyde b. Cerrah (r.a.) Bu muhterem Efendilerimiz (r.anhüm) hadislerde övülmüş ve halleri açıkça beyan buyurmuştur. Bu bilgiler, “mesabih-i şerif”in müellifi İmam Begavi’nin mübarek haberleridir. Bu konunun bölümlerinden birinde Abdurrahman b. Avf (r.a.) rivayet ederler ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurmuşlardır ki; “Ebu Bekir cennettedir. Ömer cennettedir. Osman cennettedir. Ali cennettedir. Vakkas cennettedir. Zeyd cennettedir. Cerrah cennettedir.” Bahsedilen aynı eserde, belirtildiğine göre Hz. Ömer (r.a.) şöyle buyurmuşlardır;
PDF s. 501
“Bu işe onlardan layık kimse yoktur. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz vefat esnasında, onlardan razıydı. Onlar; Ali, Osman, Zübeyr, Talha, Sa’d, Avf’tır. Hepsi Kureyş Kabilesindendirler. Daha altı Ashab-ı Güzin’in (r.anhüm) cennetlik olduğu da bildirilmiştir. Diğer bir haber; Cabir (r.a.) Rivayet eyler; Der ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz Ahzab Günü şöyle buyurdular; “Kim bana bu kavmin hakkında haber verir “ Hz. Zübeyir (r.a.) der ki; “Her peygamberin bir havarisi vardır. Benim Havarim’de Zübeyir’dir. (Havari: Hz. İsa’ya ashabından nusret edene) Yani ashabın yüzünü ağ edenler, demektir.) Başka bir haber; “Mesabih-i Şerif”te Zübeyir bin Avvam (r.a.) der ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki; “Benî Kurayza Kabilesine gidip, onlardan bana kim haber getirebilir.” Hz. Zübeyir der ki; “Ben Gittim, döndüm. Hz. Rasul (s.a.v.) bana dedi ki; Ebeveynlerim senin yolunda ölsün. (Mersihale alınmış) Başka bir haber; “Mesabih-i Şerif’ten alındı. Hz. Ali’den (r.a.) rivayet olunur. Buyurdular ki “Ben Hz. Rasul’den duydum. Bir kişi için ana babasını mübarek ağzına aldığını duymamıştım. Yalnız Sa’d bin Ebi Vakkas için duydum. O zaman Uhud Muharebesi günüydü. Dedi ki; “Ya Sa’d! Anam babam sana feda olsun oklarını atmaya devam et.” Başka bir haber; Sa’d (r.a.) Hazretleri dedi ki; “Arabın arasında, Allah rızası için ilk ok atanı ben oldum. Hadis-i Şerifleri Şerh eden “Müslim” şöyle bir beyanda bulunmuşlardır; Ebu Ubeyde b. el-Haris b. Abdülmuttalib (r.a.) Hazretlerinin bölüğünde şu olay vaki oldu. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz Ubeyde b. el-Harisi muhacirlerinden almış bin atlı ile savaşa gönderdi. Sa’d dahi onların aralarındaydı. Ubeyde, Ebu Süfyan’a kavuştu. O zaman Ebu Süfyan müşriklerin kumandanıydı. Müslümanlarla aralarından cereyan eden savaşın ilki bu muharebe oldu. Ve o müşriklere ok atan Sa’d (r.a.) oldu. (Kaynak, Mesabih) Başka bir haber; Hz. Aişe Sıddıka (r.anha)’dan rivayet olunur.
PDF s. 502
O mübarek anamız buyurdular ki; “Rasulullah (s.a.v.) bazı gazalardan Medine-i Münevvere’ye döndüklerinden birisinde, bir gece uykuları gelmedi. Buyurdular ki; Ne Oldu? Salih bir rical bize bekçi olaydı. Derhal silah sesleri duyduk. Hz. Habibi Ekrem (s.a.v.) ses verdi; “Kim O?” Kapıya gelen dedi ki; “Ben Sa’d’im” Hz. Rasul buyurdu; “Seni buraya ne getirdi?” O da dedi ki; “Kalbime bir korku geldi. Sizin üzerinize geldim ki, Sizlere bekçilik yapayım ve sizleri koruyayım.” Bunu duyan Rasulullah (s.a.v.) ona dua etti. Daha sonra uyudu. (Mesabih-i Şerif’ten alınmıştır.) Diğer bir haber; Enes’ten (r.a.) rivayet olunur. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyuruyor ki; “Her ümmetin bir emiri vardır. Bu ümmetin emini Ubeyde bin El-Cerrah’tır. (Mesabih’ten alındı) Şerh eden “Müslim” buyurmuştur ki; kendisine güvenilen ve emniyet duyulana “Emin” denilir. Alim ittifakla bütün Ashab-ı Kiram’ın “Emin” olduklarına inanır ve bilirler. Ama bazılarının üstünlüğüne de inanmak gerekir. Diğer bir haber; Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet olunur. Buyurdular ki; “Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz Hira dağına vardılar. Ebu Bekir, Osman, Ömer, Ali, Talha ve Zübeyir hazretleri dahi yanlarındaydı. Hira Dağı harekete geçti. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular; “Sakin ol Ey Hira Dağı! Senin üzerinde bir Rasul, bir sıddık ve iki şehid var.” (Mesabihten alınmıştır.) Tayyibi (rahmetullah) buyurmuşlar ki, şehidden ism-i cins arada ederiz. Zira mezkur zikrolunan hadis-i şerifte Hz. Sıddık’ta şehidlerdendir. Öncede naklonulan hadis-i şeriften başka buraya kadar naklonulan bütün doğru hadisleri burada naklettik. Bundan böyle hasenattandır. Diğer bir haber; Enes bin Malik Hazretleri Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz’den naklederler ki;
PDF s. 503
“Ümmetin ümmete merhameti, Ebu Bekir’dir. Allah’ın emrine karşı en şiddetlisi Hz. Ömer’dir. Hayâ bakımından en hayırlısı Osman’dır. En güzel Kur’an’ı okuyan Ebuzer’dir. Helal ile haramı en iyi ayırt eden Muaz bin Cebel’dir. Her ümmet için emin olunan bir kişi vardır, bu ümmetin emini Ebu Ubeyde bin Cerrah’tır.” Diğer bir haber; Hz. Zübeyir rivayet eder ki; “Uhud savaşı günü Rasulullah Efendimiz üzerinde iki zerre vardır. Kaya üzerine çıkmak istedi. Çıkamadı. Talha mübarek ayağının altına oturdu. Ta ki kayanın üzerine çıkıp oturdu. Anlatan der ki; ben duydum; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdu ki; “Talha vacip kıldı.” Mübarek Kadı (Beydavi) der ki; bu “vacib kıldı”nın manası, nefsi için cenneti, bu fiil sebebiyle, o şey sebebiyle, “vacip kıldı” demek istemiştir. Demektedir. Zira o nefsini ve canını zora ve tehlikeye sokmuş bulunuyordu. Cabir (r.a.) der ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz Talha b. Abdullah hazretlerine nazar etti ve şöyle dedi; “Yeryüzünde gezen canlı bir şehidi seyretmek isteyen olursa, Talha’ya baksın.” Bir başka rivayette ise şöyle buyuruyorlar; “Yeryüzünde gezenler içinde canlı şehide bakmak isteyenler varsa, Talha bin Ubeydullah’a baksın.” Türpüştî (r.a.) beyan etmişlerdir ki; ecel, nezirdir, ölümdür. Bundan denilir. Falan kaza niye oldu. İki mana üzerine dahi hamdolunur. Allahu Teâlâ Hazretlerinin şerefli kulu bu kaza nasıl oldu. Nezir manası üzerine yani, kaza etti. Nezrini o şehide ki ahdettiler. Başka bir haber; Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a.)’dan rivayet olunur ki; “Uhud savaşı günü Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki; “Ey Allah’ım! Vakkas’ın attığı oklarını isabet ettir ve dualarını kabul buyur.” İmam Cabir hazretleri buyuruyorlar ki; “Sa’d b. Ebi Vakkas Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz’i karşılamaya çıktı. Rasulullah Efendimiz buyurdu ki; “Bu beni dayımdır.” Zira; Sa’d b. Ebi Vakkas Rasulullah Efendimiz’in (s.a.v.) anneleri Amine Hatun’un mensup olduğu Benî Zühre kabilesindendir. Yine Sa’d b. Ebi Vakkas’tan rivayet olunur ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu; “Ey Allah’ım! Sa’d dua ettiği zaman duasını kabul buyur.” Nefis menkıbelerdendir. Saklanılması her Allahu Teâlâ’nın birliğine inanan mümine lazımdır.
PDF s. 504
Abdurrahman bin El-Ahmet El-Cami (k.s.) “Nefahatü’l Üns” isimli eserinde ilk bölümde “Erbab-ı Velayet” esnafının arasında “Kitab-ı Keşfü’l Mahcub”dan nakletmişlerdir ki; “Allahu Teâlâ Nübüvvetin delillerini baki kılmıştır. Evliyayı o delillerin ortaya çıkışına sebep kılmıştır.” Daima Allahu Teâlâ Hazretlerinin âyetleri ve Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) muhabbetinin sıdkı, zahir olsun. Onları âlimlerin dayanakları yaptı. Ne zaman ki Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz’in hadislerini inceleme açıklama gerekirse, bu âlimler yaparlar. Nefis yolunu terk ederler. Gökten yağmur onların ayaklarının berakatına iner. Yerden ot, onların safa hallerinin berakatına biter. Müslümanlar, kâfirler üzerine nusreti onların himmetleriyle bulurlar. Onların sayısı dört bin dolaylarındaydı. Birbirlerini dahi bilmezler. Kendi derecelerini dahi aramazlar. Bütün hallerde kendilerinden ve halktan gizli kalırlar. Haberler bunlarla gelenlerdir. Evliya bununla konuşur. Bu manada Elhamdulillahi Teâlâ haber ayan olmuştur. Ama o kimseler ki, hal ve akd ehlidir. Hz. Allah’ın dergahının kapıcılarıdırlar. Üç yüzdürler. Onlar ahyar olurlar. Onlardan kırk tane dahi vardır ki, onlara ebrar okurlar. Dört tane dahi vardır onlara evtad okurlar. Üç tane dahi vardır ki; onlara nikba okurlar. Bir dahi vardır ki ona kutub ve gavs okurlar. Bunların hepsi birbirlerini tanırlar. İşlerinde birbirlerinin iznine muhtaç olurlar. Bunun ile haberler gelir ve konuşulur. Hakikat ehli bunun sıhhati üzerine toplanırlar. Kitab sahibi “Futuhat-ı Mekkiye”nin otuz birinci fasılında yüz doksan sekizinci babda, yedi olan ricale “Abdal” demiştir. Ve o yerde zikretmiştir ki; Allahu Teâlâ Hazretleri yeri yedi iklim kılmıştır. Kendi bendelerinden yedi kişiyi seçkinleştirmiştir. Onları “Abdal” okumuştur. Her iklimin vücudunun o yedi kimseden birisiyle saklı tutmuştur. Sözün sonunda “Mevlana Cami”, Hoca Baha’ül-Hakveddin hazretlerinin müridlerinden Muhammed bin Muhammed Hafız-Buhari yazmış olduğu risalesinde Şeyh Ebu Talib Mekki hazretlerinin “Kutbü’l Kulüb” isimli eserinden bilgi alarak, naklediyor; Kutbü’l Zaman olan, her asırda kıyamete kadar Emir’el Müminin Hz. Ebu Bekir-i Sıddık’ın naib ve menabı makamındadır. Evtad’dan diğer üçü de, “Kutub”dan aşağıdırlar. Her zaman da o üç halifenin naib-i membaıdır. Emir’el Müminin Ömer (r.a.), Emir’el Müminin Osman (r.a.), Emir’el Müminin Ali (r.anhüm) onların yakını saffeti ve haleti misli üzerindedirler. Bu sadıklardan altı kişi ki; onların sıfatı budur. Aşere-i Mübeşşere’nin yerine kaim olurlar. Bu meşayıh-ı azamın takrir ve tenkitlerinden malum olur ki; Aşere-i Mübeşşere’nin her birinin kendi mertebesi kıyamet gününe kadar o mertebeye layık bir naibden yoksun kalmazlar.