Ara
Menü
8 dakikalık okuma

Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ali’nin Münazaraları

Menâkıb-ı Çehâr Yâr-ı Güzîn’in 8. konusu. Metin kısaltılmadan; yalnız satır sonları, paragraf sınırları ve sayfa üstbilgileri düzeltilerek hazırlanmıştır.

Müstakil anlatıŞemseddin Sivâsî, Menâkıb-ı Çehâr Yâr-ı Güzîn · s. 494

PDF s. 494

SEKİZİNCİ KONU

HZ. EBU BEKIR-I SIDDIK (RA) İLE HZ. ALİ’NİN (RA) MÜNAZARALARI

Bir gün Hz. Ebu Bekir-i Sıddık (r.a.) Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz’in mübarek odalarının kapısına geldi. Ali b. Ebu Talib (k.v.) Hazretleri de bu kapıya erişti. Hz. Ebu Bekir (r.a.) geri durup, Hz. Ali’ye (r.a.) buyurdu ki; “Ya Ali! Sen buyur içeri gir!” Hz. Ali buyurdu ki; “Ya Eba Bekir! Önce sen gel git. Sen benden öncesin, öndesin.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) buyurdu ki; “Önce sen var ya Ali!” Hz. Ali (r.a.) buyurdu ki; “Ya Eba Bekir! Ben nasıl gideyim? Senin gibi bir insanın önünde. Zira Rasulullah Efendimiz buyurdular ki; Ebu Bekir gibi bir fazılın üstüne güneş asla doğmamıştır.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) buyurdu ki; “Ben senin önüne nasıl geçerim. Ben de Hz. Rasul’den duymuşumdur ki; kadınların en hayırlısı kızım Fatımatü’z-Zehra’yı, erkeklerin en hayırlısı olan Ali’ye verdim.” Hz. Ali bunun üstüne buyurdu ki; “Ben senin gibi birisinin önünde gitmem. Zira Allah Rasulü buyurdu ki; her kim ki İbrahim Aleyhisselamı görmek isterse, gidip Hz. Ebu Bekir’in yüzüne baksın.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) buyurdular; “Ben bir kimsenin önünden gitmem. Hele o sen olunca. Rasulullah Efendimiz buyurdular ki; her kim ki Adem Nebi’ye hilmle bakmak isterse ve güzellikte Yusuf Nebi’yi görmek isterse söyle Ali’yi seyretsinler.”

PDF s. 495

Hz. Ali (r.a.) buyurdu; “Ben bir kimsenin önünce varmam. Hz. Rasul buyurdu ki; Ya Rabb benim dostum ve benim ashabımın en ulusu kimdir? Diye nida etti. Hakk buyurdu ki; Ya Muhammed Ebu Bekir-i Sıddık’tır.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) buyurdu; “Ben bir kimsenin önünce varmam ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdu ki; Ya Rabb! Ben ilmimi öyle bir kimseye vereyim ki; Allahu Azimüşşan onu dost tuta. Ben dahi onu dost tutayım. Bu Ali’dir.” Hz. Ali (r.a.) buyurdu; “Ben bir kimsenin önünce gitmem. Rasulullah Efendimiz buyurdu ki; cennetin kapıları üzerinde Ebu Bekir ve Habibullah yazılmıştır.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) buyurdu; “Ben bir kimsenin önünce gitmem. Hz. Rasul buyurmuştur; Hayber gününde âlemi sana verdi ve buyurdu ki; “Bu sancak Melik-i Galibin, Ali’ye armağanıdır.” Hz. Ali (r.a.) buyurdu; “Ben bir kimsenin önünden gitmem ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdu; Ya Eba Bekir sen bana görür göz ve bilir gönül yerindesin.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) buyurdu ki; “Ben bir kimsenin önünde gitmem ki; Rasulullah Efendimiz buyurdu ki; kıyamet günü cennet meleği Rıdvan cennete girer ve cennetin kilitlerini getirir. Benim önüme koyar. Sonra Cebrail (a.s.) gelir. Ve der ki Ya Muhammed! Cennetin ve cehennemin kilitlerini Ebu Bekir’e ver ve Ebu Bekir’e söyle; yarın her kimi ki ister isen cennete gönder, her kime istersen cehenneme gönder.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) buyurur; “Ben bir kimsenin önünce gitmem ki; Ali bin Ebu Talib Kıyamet Günü’nde benimle olacaktır. Kevser Havzı’nın kenarında benimle bulunacaktır. Sırat üzerinde de birlikte olacağız. Cennette de benimledir. Hz. Allah’ı görürken de benimle birliktedir.” Hz. Ali (r.a.) buyurdu ki; “Ben bir kimsenin önünden geçmem. Zira Rasulullah Efendimiz buyurdu ki; eğer Ebu Bekir’in imanını, cümle halkın imanıyla tartsalar, Ebu Bekir’in imanı ağır gelir.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) buyurdu; “Ben bir kimsenin önünce gitmem. Çünkü Rasulullah Efendimiz buyurdu ki; ben ilmin şehriyim. Ali kapısıdır.”

PDF s. 496

Hz. Ali (r.a.) buyurdu; “Ben bir kimsenin önünce gitmem. Rasulullah Efendimiz buyurmuştur ki; “İnnemedinet’üs-Sıddık ve Ebu Bekir baabiha.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) buyurdu ki; “Ben bir kimsenin önünce gitmem. Rasulullah Efendimiz buyurdu ki; kıyamet günü Ali bir ablak ata biner. Orada bulunanlar derler ki; Bu hangi mürseldir? Ya da hangi nebidir? Nida erer ki; bu Ali’dir.” Hz. Ali (r.a.) buyurdu ki; “Ben bir kimsenin önünce gitmem. Zira Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdu ki; sen ve ben bir topraktanız.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) buyurdu ki; “Rasulullah Efendimiz buyururlar ki; Allah der ki; Ey cennet! Senin dört tarafını, dört şahıs ile donatırım. Birisi Habibim Hz. Muhammed’dir. Biri benden en fazla korkan Hz. Ebu Bekir. Biri cihaderi Ali, biri kadınların efendisi Fatumatuz-Zehra ile oğulları Hasan ve Hüseyin’dir ki bunlar Seyyidül-Esfiya’dır. Hz. Ali (r.a.) buyurdu ki; “Ben bir kimsenin önünce gitmem ki; Rasulullah Efendimiz buyurdu ki; sekiz cennetten ses gelir, ya Sıddık dostlarınla gel cennet “ Hz. Ebu Bekir (r.a.) buyurdu ki; “Ben bir kimsenin önünce gitmem. Çünkü Rasulullah Efendimiz buyurmuşlardır ki, Allahu Teâlâ, Hz. Ebu Bekir’i affetsin ki Hz. Aişe’yi bana zevceliğe verdi. Hicret sırasında bana arkadaşlık etti.” Bu iki baş tacı gönül ilacı büyüğümüz böylece bir münazaraya düşmüşlerdi. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz odasından seslenip, buyurdular ki; “Ey kardeşlerim Ebu Bekir ve Ali içeri gelin. Cebrail (a.s.) gelmiştir. Ve haber veriyor ki yedi kat göğün ve yedi kat yerin ehli size nazar etmek için toplanmışlardır. Eğer siz kıyamete kadar birbirinizi methederseniz kadir olamazsınız, büyüklüğünü yerine getiremezsiniz.” Onlarda bu sefer birbirlerini kucaklayıp Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz’in huzuru şeriflerine varıp, hizmete başladılar. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz bunlara teveccüh edip buyurdular ki; “Yüz kere bin bin rahmet sizin üzerine olsun. Dostlarınızda buna dahil olsun. Yüz bin kere bin lanet, sizin düşmanlarınızın üzerine olsun.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) buyuruyor ki;

PDF s. 497

“Ey Allah’ın Rasulü! Ben Hz. Ali’nin düşmanlarına şefaat etmeyeceğim.” Hz. Ali (r.a.) buyuruyor ki; “Ya Habiballah! Ben de Hz. Ebu Bekir’in düşmanlarına şefaat etmeyeceğim. Ve merhamet göstermeyeceğim. Sırat üzerinden geçirmeyeceğim.”

NÜKTE Eğer melekler; “Ya Rabbi! yeryüzünü ifsat eden, kan dökmek için kimseyi halife yapacaksın? demeselerdi. İlmi Adem ayan olmazdı. Eğer Nemrud, İbrahim (a.s.)’ı ateşe atmasaydı. İbrahim (a.s.) kıymeti ve şerefi ortaya çıkmazdı. Eğer Ebu Cehil’in inadı ve inkarı olmasaydı, Muhammed Mustafa (s.a.v.)’nın menkıbeleri zafir olmazdı. Eğer şeytanın vesvesesi olmasaydı, Hz. Ali’nin (r.a.) medliği ayan olmazdı. Eğer Rafıziler olmasaydı Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali (r.a.)’in faziletleri ortaya çıkmazdı. Nakşibendi tarikatının hocalarının silsilesinin önde gelenleri Ebu Bekir-i Sıddık (r.a.) erişir ki; nisbetin gizli kalmazdı. Ayrıca Hz. Ali’ye dayanır ki, bu münasebetle bu konuda onların ahvalinden de haberimiz olmazdı. (Ebu Bekir silsilesi Ali silsilesi açık zilefde bulunurlar.) Malum ola ki; Eskiden zikrolunan büyük ceddimiz Seyyid Muhammed Baba demekle meşhur olmuşlardır. Onlar Molla İlyas’tan kemale erişip, onlardan mezun olmuşlardır. Onlar Hz. Derviş-i Ah-i Hüsrev Şahiddir. Ve onlar Mevlana Sünullah Kenani’den, onlarda Mevlana Alaaddin Mektebdar’dan, onlar da Mevlana Saadeddin Kaşgari’den, onlar da Attar’dan, onlar da hoca Bahaddin Nakşibendi’den, onlar da Emir Gülal’den, onlar da hoca Muhammed Baba Semmesi’den, onlar da Hoca Ali Ramiteni’den, onlar da Hoca Mahmud Enciri Foğnuvi’den, onlar da Hoca Arif Divriği’den, onlar da Hoca Abdulhalik Gocdüvani’den, onlar da Hoca Yusuf Hemedani’den onlar da Hoca Fermadi’den, onlar da Hoca Ebu’l Kasım Gürcani’den, onlar da Şeyh Ebu’l Hasan Harkani’den onlar da Sultanül Arifen Ebu Yezid Bestami’den onlar da İmam Cafer-i Sadık’tan, onlar da Kasım b. Ebu Bekir-i Sıddıktan, onlar da Salman-ı Farisi’den, onlar da Ebu Bekir-i Sıddık (r.a.)’dan, onlar da Kasım’ın Neseb-i Cüzileri dahi Şeyh Ebu Osman Mağribi’den ve onlar da Ebu Ali Kütibi’den ve onlar da Ebu Ali Radbari’den ve onlar da Cüneyd-i Bağdadi’den ve onlar da Sırrı Sakati’den onlar da Maruf-ı Kerhi’den, onlar da Davudi-i Tai’den, onlar da Habib-i Acemi’den, onlar da Hasan-ı Basri’den, onlar da Aliyyü’l-Murteza’dan ve onlar da Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz’den ve bir nesebi de İmam-ı Cafer-i Sadık’tan gelir. Bunlardan İmam Muhammed Bakır ondan İmam Ali Zeynel Abidin, onlar kendi Valid-i şerifleri İmam Hüseyin Hazretlerinden, onlar da Hz. Ali (r.a.)’dan gelmektedirler. (Cenâb-ı Allah hepsinden razı olsun.) Amin. On iki imamın bulunduğu yola (Hz. Ali (r.a.) Efendimiz başı çeker) “Silsiletü’z-Zeheb / Altın Silsile denilir.

PDF s. 498

Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) yolundan gidenlere “Sıddıkiye” ve “Silsile-i Mekriye” denir. Bu iki yolda haktır, mübarektir, kudsidir. Onların aleyhinde bulunmak ve konuşmak doğru sayılmaz. “Nakşi Bendi’nin manası şudur; “Allah’tan gayri her şeyi gönülden çıkarıp (Hz. Allah’ı gönülde nakşetmekdir.) “Bir bakıma Hz. Allah’a (c.c.) kalbi bağlamaktır.” (Bu bilgi; Aziz Seyyid Mahmud’un (k.s.) “Güzide isimli Risale-i Şerife olan eserinden alınmıştır.) Baba Hazretleri dünyadan göç ettiler kendi oğullarından Ercüment, Seyyid Ahmet Hazretleri izin verip, irşad makamına tayin ettiler. Seyyid Ahmet Hazretleri de dünyadan göçüp gittiler. Kendi aziz biraderleri Seyyid Mahmud’a (Aziz, ismi lakabıdır) izin verip, irşad makamına tayin ettiler. İsmail adında küçük bir oğulları kaldı. Seyyid Mahmud Hazretleri vasiyet etmişler ki, İsmail terbiye edilsin. Onu sana ısmarlıyorum, sende ona ısmarla. Yine kendileri buyurmuşlar ki, lakin sütünden korkarım. Seyyid Mahmud Hazretlerinin dahi iki oğlu buluğ çağından geçip, kendilerinin gözetliyordu. Bazı talibler dediler ki, “Sultanım siz ölümü arzulayıp durursunuz. Ya sizden sonra kimi tayin buyurursunuz.” Buyurdular ki; “Pirimizin vasiyetiyle amel ederiz.” “Ya oğlunuz Seyyid Mustafa hakkında ne buyurursunuz?” Buyurdular ki; “Kara Mustafa kalpleri cezbetmede sultan-ı Veled’dir.” Vasiyeti ihtiyaç yoktur. Daha sonra durumu basiret ehline malum oldu. Zikr-i mevrus tetrika-i kalbdir. Ey Allahımız! bizlere hakkı hak bilip, hakka tabi olmak nasip eyle. Batılı batıl bilip, batıldan içtinab eyle. İman ile ölmemizi nasib eyle. İyilerle muhatap olmayı nasib eyle. Bizleri emirlerinden ayırma. Büyük zatlarını Bizlere afatlarından, belalarından, musibetlerinden koru dualarımızı kabul buyur. Amin.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.