PDF s. 190
ÜÇÜNCÜ KONU
HZ. EBU BEKİR (RA) ve HZ. ÖMER’İN (RA) MENKIBELERİ
BİRİNCİ MENKIBE Mesabih-i Şerif’te iki şeyh olan Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile Hz. Ömer’in (r.a.) menkıbeleri kısmında sağlam hadisleri bildirirken Hz. Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet olunan bir Hadisi-Şerif’e göre Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyuruyor ki; “Bir adam öküzünü sürüp gidiyordu. Adam yolda yoruldu. Öküze bindi. Allah (c.c.) öküze dil verdi. Öküz açık bir dille söylemeye başladı; “Biz binilmek için yaratılmadık. Biz ancak çift sürmek için yaratıldık.” Bu sözü duyan insanlar dediler ki; “Sübhanallah! Öküz konuşuyor.” Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdu ki; “Hakikatte öküzün konuşmasına ben imân getirdim. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer de imân getirdiler.” Hâlbuki bu iki server o mekânda hazır değildiler. Onlara gıyabî olarak şehadet getirmek nasip oldu. Yine Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular; “O haldeki bir adam kendi koyunu içinde duruyordu. Ansızın kurt seğirtip bir koyunu aldı. Sahibi yetişip koyunu kurdun ağzından kurtardı. Allah’ın kudretinden kurt dile gelip dedi ki; “Haftanın yedinci günü (Seb’a) koyunlarına kim çoban olacaktır. O öyle bir gündür ki; benden gayri kapına çoban olmaz.” İnsanlar bunu duyup dediler ki; “Sübhanallah! Kurt konuşuyor.” Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular; “Hakikatte ben kurdun konuşmasına imân getirdim. Ebu Bekir ve Ömer de imân getirdiler. Hâlbuki onlar, o mekânda hazır değildiler.”
PDF s. 191
Seb’a gününde ihtilâfa düştüler. Lâkin doğru manâ budur ki; seb’a günü o gündür. Fitne, fesat çok olur. İnsanlar koyunlarını sahipsiz bırakırlar. Kurdun eline fırsat düşer.
İKİNCİ MENKIBE Yine o bahsin bir bölümünde Ebu Sail el-Hudri (r.a.)’den rivayet olunur; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurmuştur ki; “Bu içinde bulunduğunuz âlemde gökyüzünde ışık veren yıldızlara baktığınız gibi, Cennet Ehli de İlliyyun ehline bakar. İşte hakikaten Ebu Bekir ve Ömer onlardandır. Ama gerçekte onlar bu derecenin daha üstüne fazlasıyla çıkarlar ve Cennet’e dahil oldular.” *** Yine aynı eserin bölümlerinden birinde Hz. Enes b. Malik (r.a.)’den rivayet olunur ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurmuştur ki; (Bu manâyı içine alan hadis-i şerif) “Ebu Bekir ve Ömer, cennetin evliya mürsellerinden sonra şeyhlerinin seyyididir.” *** Yine “Mesbah-i Şerif”in bölümlerinden birinde Huzeyfe (r.a.) rivayet eder ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki; “Bu mefhum üzerine iktida edin. O iki kimse ki benden sonra derler. Onlar Ebu Bekir ve Ömer’dirler.” *** Yine Enes bin Malik (r.a.) Hazretlerinden rivayet edilmiştir ki; “Ne zamanki Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz mescide gelirlerdi, kimse başını yukarı kaldıramazdı. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer hariç. O ikisi Hz. Rasul’e (s.a.v.) bakıp, tebessüm ederlerdi. Fahri Kâinat Efendimiz de (s.a.v.) onlara bakar, tebessüm ederdi.” *** Yine aynı eserin bir bölümünde İbni Ömer (r.a.)’den rivayet edilmiştir ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz bir gün dışarı çıktılar ve mescide dâhil oldular. Ebu Bekir ve Ömer biri elini sağında ve biri solunda, Rasulullah Efendimiz ara yerde ikisinin elini tutmuş sevinçle şöyle buyurdular; “Kıyamet Günü’nde biz böyle ayağa kalkacağız.”
ÜÇÜNCÜ MENKIBE Yine “Mesabih-i Şerif”te, o konunun bir bölümünde Abdullah bin Hatbe (Tabiindir)’den rivayet olunur;
PDF s. 192
Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz Hz. Ebu Bekir ve Ömer’i görünce buyurdu ki; “Bunlar gözdür ve kulaktır.” Yani bu iki serverin iki menzilde görme-duyma menzilesi olduğu bilinsin. Bazı dirayet sahipleri demiş ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz’in bu kavli şerifinin ta eskiden beri olduğu ve söylediği bilinir. O dirayet sahibi âlimler yine demişlerdir ki; “Ey Âlemlerin Rabbi, Aziz ve Celil olan Allah’ım! Bizi Rasulullah Efendimiz’in (s.a.v.) tarif ettiği göz ve kulaktan faydalandır.” Bahsedilen göz ve kulak Hz. Ebu Bekir ve Ömer (r.a.)’dır. *** Aynı eserin yine bir bölümünde Ebu Sait Hazretlerinden rivayet olunur ki; “Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular; “Her nebinin gökte ve yerde ikişer veziri vardır. Benim gök ehlinden vezirlerim Cebrail ve Mikail’dir. Yer ehlinden vezirlerim ise Ebu Bekir ile Ömer’dir (r.a.)” *** Yine o babın bir bahsinde Hz. Ebu Bekir’den (r.a.) bir rivayet gelmiştir; Adamın biri bir gün Rasulullah Efendimiz’e (s.a.v.) dedi ki; “Efendim! Ben bir rüya gördüm. Güya gökten bir terazi indi. Siz ve Ebu Bekir ölçüldünüz. Siz daha ağır geldiniz. Ebu Bekir ve Ömer Hazretleri tartıldılar. Ebu Bekir ağır geldi. Ömer ve Osman Hazretleri tartıldılar. Ömer ağır geldi. Sonra terazi kaldırıldı.” Rasulullah Efendimiz’e (s.a.v.) bu rüyadan dolayı büyük bir gam geldi. Buyurdular ki; “Hilafet’ül Nübüvvet / Hilafette nöbet değişimi olacak.” Tayyibi beyan etmiştir ki bu rüya hilafetin zamanın dolduğuna ve yer değiştireceğine delalet ediyor. Aynı zamanda hilafetin Hz. Ömer’e (r.a.) geçeceğine işaretti. Hadis-i Şerif’te Nübüvvet Hilafeti’ni muzaf kılmak üzere hareket edileceğini gösteriyor. Şaibe olmaması ve niza çıkmaması için bunların vaki olduğu ve gösterildiği anlaşılmaktadır. İki şeyhin (Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer) hilafetleri bu minval üzere olacaktır. Hz. Osman (r.a.) zamanında yine hilafet meselesi gündeme geldi. Şaibe ve niza çıktı. Geri kalan görev anlayışına “Nübüvvet Hilafeti” denilmeyip “Hilâfet Mertebesi” denildi. İki şeyh hazretlerinin hilafetleri mertebesinden aşağı indirildi. Amma Hz. Osman ve Ali (r.a.) Hazretlerinden sonra mülk üye oldu.
DÖRDÜNCÜ MENKIBE “Revzat’ül Ulema” isimli eserin sahibi, eserinde demiş ki; fıkıh âlimi Ebu’n-Nasır’dan Fars diliyle şöyle bir rivayet duydum;
PDF s. 193
Hz. Ali (k.v) buyurdu ki; “Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz’in huzuruna bir adam geldi. Dedi ki; ‘Ya Rasulallah! Falan Yahudi’nin insanı ısıran bir köpeği var. Her daim cemaate kavuşmak için o yoldan geçerim. Beni ısırır ve üstümü başımı yırtar. O Yahudi’ye emredin köpeğini hapsetsin.” Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz kalktı o Yahudi’nin evine doğru gitti. Yahudi, Peygamber’i görünce onu kapıda karşıladı. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz; “Ey Yahudi kardeşim! Senin köpeğin bu adamı ısırmış ve esvabını yırtmış.” buyurdu. Yahudi dedi ki; “Benim köpeğim kendisine eziyet edenden başkasına saldırmaz. Siz Allah’ın Rasulüsünüz. Şimdi gelin, bu köpekten, bu adama niçin saldırdığını sorun.” Efendimiz kapıya geldi ve köpek onu gördü, yerinden kalkıp koşarak yanına gelip kuyruğunu oynatmaya başladı. Yalnız kendisinden şikâyetçi olan adamı görünce şiddetle saldırmaya başladı. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz bunun üzerine köpeğe buyurdu ki; “Ey köpek! Senin halin nedir? Niçin bu adama sebepsiz eza ediyorsun?” Allah’ın lütfu ve keremiyle köpek dile geldi ve Allah Rasulü’ne (s.a.v.) şöyle cevap verdi; “Ya Nebiyallah! Benim önümden her gün her gece yüzlerce adam gelip geçer. Hiçbir kişiye eza vermem. Bu adam Hz. Ebu Bekir ve Ömer’e (r.a.) buğz ettiği için saldırıyorum. O iki serverin resimlerini evinin kapısına asmış, evine girerken onların yüzüne tükürmeden evine girmiyor. Bu kötülüğü de yapmaya devam ediyor. Şayet bu adamın evinin önüne buyurursanız, kapısının üzerinde aynı resimleri görürsünüz. Eğer ben yalan söylüyorsam, beni cezalandırın. Canım sana feda olsun.” Rasulullah Efendimiz köpekle beraber adamın evinin önüne vardı. Evinin girişinde kapısının üzerinde resimlerini gördü ve üzerinde tükürük izleri bulunduğuna şahit oldu. O adama bakarak; “Ey mücrim! Gel tevbe et. Gerçek Müslüman ol. Allahu Teâlâ gerçek tevbe edenleri sever ve tevbelerini kabul eder. Mevlâm tevbeni kabul eylesin.” (Mucize gören adam) gerçeği anlayıp tevbe etti. Gerçek ve sadık bir Müslüman oldu. Köpeğin sahibi Yahudi de Müslüman oldu, imâna geldi. Köpek daha sonra dedi ki; “Ya Rasulallah! Allahu Teâlâ’nın selamı üzerine olsun. Sen dünyaya gönderilmiş Hakk Nebi’sin.” Daha sonra köpek ortadan kayboldu.
PDF s. 194
BEŞİNCİ MENKIBE Yine “Ravzat’ül Ulema” eserinin sahibi diyor ki; Salih bin Muhammed bin Salih el-Sehavi hikâye eder. Kaynak olarak dayandıkları insanlar, Ebul Cerrah, o da Ebu Alkame, ona dedi ki; Bir azim kabile içinde bulundu. Emirimiz öyle bir adam idi ki; onun emriyle göçüp, onun emriyle konardık. Bir menzileydik. O reisimiz iki Şeyh’i yerip, sövmeye başladı. Biz onu nehyettikçe, asla vazgeçmedi. O gece rüyamda güya sabah olmuş, yüklerimizi hayvanlara yüklemiş, hareket emrini bekliyoruz. Emir tarafından bir haber gelmeyince yanına gittik. Bağdaş kurmuş oturuyordu. Ayaklarını bir örtü ile kapamıştı. Biz onun ayaklarını açınca, ayaklarının domuz şekline girmiş olduğunu gördük. Sonra hayvanına bindirdik. Yanlarında domuzların otladığı bir kiliseye geldik. Attan aşağı inip, iki ayağının üzerine durdu. Üç kere domuz gibi nara atıp bağırdı. Ve domuzlara karıştı. Domuz şekline girdi. Onlardan bunu ayıramadık. Neuzu billah. Min şerri vera tefsan ve min seyyiati amaline / Yaptığımız kötülüklerden ve nefislerimizin şerrinden Allahu Teâlâ’ya sığınırız.
ALTINCI MENKIBE “Ravzat’ül-Ulema” denilen mübarek eserin sahibi demiştir ki; fıkıh âlimi Ebulleys Nasır Ahmed bin Muhammed el-Hayr bana şöyle söyledi; “Buhara şehri pazarından çıkıp Tus şehri pazarına giderken tanıştığım, Fergana vilâyeti ehlinden İskenderiye köyünden bir adamla arkadaş olduk. Kendisine; “Nereden gelip, nereye gidiyorsun?” diye sordum. O adam bana dedi ki; “Fergana/Türkistan Bölgesi’nden geliyorum. Zira hacılar hac için çoktan çıkmışlardır. Sen onlara kavuşamazsın. Nasıl hac edersin? Fergana’dan Mekke-i Mükerreme’ye üçyüz dirheme nasıl gidersin?” O adam da dedi ki; “Bizim için Tus’ta bir mahal vardır. Ona “Meşhed” denir. Zira o mıntıkaya hac ederiz. O mıntıkada Hz. Ali (r.a.)’in şerefli sülalesinden Ali bin Musa el-Rıza’nın kabri vardır. O kabri haccederiz.” Ben dahi ona muvafakat eder oldum. Kullandığı bazı kelimelerle Rafızi olduğunu anladım. Onun sözlerine cevap verdim. Delillerini çürütmeye çalıştım. Kendisini Meşhed’de bırakıp Tus şehrine gittim. Olayı hâkime anlattım. O günlerde Ebul Fazıl el-Adni hâkimdi. Tus’ta hâkim bana söyledi; “Onunla arkadaşlığı kesmeyin. Onların küfürlerini aşikâre görürdük. Bundan dolayı onları bu mıntıkadan sürüp çıkarırdık.” Hâkimden izin istedim, dönüp yine Meşhed’e gittim. Uzun geceler bu adamla arkadaş oldum. Dostluk kurdum. Hatta tanıdıklarıyla beraber beni de kendilerindenmiş gibi zannettiler. Bana da ayrıca “Sen de bizden oldun. Bizim seyyidimizi ziyaret etmek istemez
PDF s. 195
misin? İmânını kuvvetlendirmeyi düşünmüyor musun?” Ben de “Evet” dedim. Gittik. İmamlarına beni takdim ettiler ve bana namaz kıldırdılar. Kur’an-ı Azimüşşan’ı (Neuzubillah) Kıraat’tan ziyade, başka bir şekilde okudular. Hatta Kıyame Sûresini okudu. Ne vakit ki “İnna aleyna cemahu ve kurane” âyet-i kerimesini okumaya başladı, değiştirip yanlış okudu. Manâ değişti. Ben kalbimden imama “Yalan söylüyorsun.” dedim, kalkıp namazımı yeniden kıldım. O zât beni büyüklerinden birisinin yanına getirdi. İki ayağı ve ağzı köpek ayağı gibi ve ağzı gibi. Sesi de köpek sesi olan bir kişi gördüm. Bu adamın Allah’ı zikrettiğini söylediler. Sonra arkadaşlık ettiğim Ferganalı bana şöyle konuştu; “Bu efendim her gün iki şeyhe (Hz. Ebu Bekir ve Ömer’e) bin kere lânet eder. Hakkın emriyle bu mertebeye ulaştı.” Ben Meşhed şehrinden ayrıldım. Tus şehrine geldim. Bütün yaptıklarımı ve gördüklerimi, yaşadıklarımı hâkime anlattım. Hâkim Meşhed şehrine geldi ve bunları şehirden atmak için çok uğraştı, ama sonuç alamadı.
YEDİNCİ MENKIBE Yine “Ravzatü’l Ulema” eserinin sahibi (r.aleyh) demiş ki; Edebü’l-Zahid Ebu Yusuf Yakub bin Yusuf’tan duydum. Der ki; “Ben Damegan şehrine vardım. Mekke-i Mükerreme yolunda Nişabur’a mensup bir adama rastladım. Bu adam Demeganlı birisiyle Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer’in faziletlerinden bahsediyorlar. Ben de onlara katıldım. Demeganlıya katılmak için izin istedim. İki imamın faziletlerinden bahseden Edebü’l Zahid dedi ki; “Konu gittikçe uzuyor. Demegan’a kadar süreceğe benziyor. Ey Nişaburlu benim sana söyleyeceğimi söylediklerimi asla başka bir kimse sana söylemez. Yalnız bir şey sana fayda vermedi ki, onun sebebiyle bu delaletten geri dönesin. Gel seninle fiili olarak bu meseleyi tecrübe yapalım.” Nişaburlu dedi ki; “Demegan hamamlarından en büyüğü olanın külhanından büyük ateşli bir külhan yoktur. Gidelim külhancıya külhanın kapısını açtıralım. Sen ve ben külhana girelim onun içinde eğlenelim. Zöhr (öğle) vaktine kadar sürsün. Eğer sen Hakk üzerine isen necat (Kurtuluş) bulursun, ben helâk olurum. Eğer ben Hakk üzerine isem ben necat bulurum, sen helâk olursun.” Kalktık o hamama gittik. Külhancı bizim külhanın kapısını açmaktan imtina etti. Daha sonra birkaç şahit tutarak, bu kaza olabilecek olaya karşı, kendine göre tedbir aldı. Demeganlı Nişaburlu’nun sağ elinin küçük parmağını tutup kendi önce külhana girip Nişaburluyu çekti. İkisi de külhana girmiş oldular. Hamamın yakınında olan caminin müezzini önle ezanını okuyunca, ben külhancıya seslendim. Külhancı da ikisine seslenince, Demeganlı çıktı. Esvabının tüyü bile yanmamıştı ve asla ateş ona tesir etmemişti. Nişaburlu yanmış, kömür gibi olmuştu. Ey mümin kardeşler! İki şeyhe (Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer) faziletleri beyanında eğer başka bir şey yoksa, bu kıssa yeterlidir.
PDF s. 196
SEKİZİNCİ MENKIBE Ömer bin el-Hattab (r.a.)’ın alışkanlık haline getirdikleri bir âdeti vardı. Bütün halktan önce mescide giderdi. Bir gün mescide giderken bir çocuk aceleyle önünden geçti. Hz. Ömer (r.a.) dedi ki; “Ey çocuk! Ne acele ediyorsun. Mescide mi gidiyorsun. Sen daha küçüksün. Sana namaz farz olmamıştır.” Çocuk dedi ki; “Ya Ömer! Niçin acele etmeyeyim. Dün benden küçük bir sabi vefat etti.” Hz. Ömer (r.a.) bu çocuktan bu sözü duyunca o kadar ağladı ki gözünden yaş yerine kan geldi.
DOKUZUNCU MENKIBE “Bostan” isimli eserin sahibi Şeyh Sadi Şirazî, eserinde bazı önceden yaşananlardan ve hayatlarından bahseder ki; benim bir komşum vardı ki; Ebu Bekir ve Ömer (r.a.) Hazretleri’ni (Haşa) yerip, hakaret ederdi. Bir gece hakaretini fazla arttırdı. Tahammül edemeyip, onunla dövüştüm. Sonra dönüp hazin ve gamlı olarak evime geldim. Yatsı namazını tehir edip uyudum. Rüyamda Rasulullah Efendimiz’i (s.a.v.) gördüm. Dedim ki; “Ya Habiballah! Falan senin ashabına sövüp, hakaret ediyor.” Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri bana buyurdular ki; “Kime ettiler?” dedim ki; “Hz. Ömer ve Ebu Bekir’e” dedim. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz bana bir bıçak uzatıp dedi ki; “Bu bıçağı al ve git onu kes.” Ben de o bıçağı aldım ve onu çökerttim, boğazını kestim. Güya elime kan da bulaştı. Elimi yere sürdüm. Bu esnada uyandım. Duydum ki o kişinin evinden figan geliyor. Ben de dedim bu ne figandır. Dediler ki; bu adam aniden ölmüş. Sabah oldu gittim, onun ölüsüne baktım. Boğazından bir hat çekilmiş gördüm. Bu hikâye “Şevahidü’n-Nübüvve” isimli eserden alınmıştır.
ONUNCU MENKIBE Hz. Sefine (r.a.) anlatıyor. Der ki; “Rasulullah (s.a.v.) Mescid-i Şerif’i bina etmeye başladı. Kendi mübarek eliyle taş koydu. Ebu Bekir (r.a.)’e buyurdu ki sen de benim taşımın yanına bir taş koy. Daha sonra Ömer (r.a.)’e buyurdu ki; Ya Ömer sen de taşını Ebu Bekir’in taşının yanına koy. Daha sonra yine buyurdular ki; bunlar benden sonra halifelerimdir. (Bu bilgiler de Şevahidü’n-Nübüvve’den alınmıştır.)
ON BİRİNCİ MENKIBE Rivayet olunmuştur ki; Sahabe-i Güzîn (radiyallahu anhüm) çocukları toplanıp bir yerde oynuyorlardı.
PDF s. 197
Hz. Ebu Bekir’in oğlu, Hz. Ömer’in oğluna dedi ki; “Uzun fikirlinin oğlu.” Hz. Ömer’in oğlu ağlaya ağlaya babasının yanına gidip Hz. Ebu Bekir’in oğlu bana böyle dedi diye şikâyet etti. Hz. Ömer dahi bu söze üzüldü. Dedi ki; “Belki de bunu büyüklerinden duydu ve söyledi. Zira bu uşak kendi başına düşünüp söylemez.” Kalkıp Rasulullah Efendimiz’in (s.a.v.) yanına gitti. Durumu izah etti. Habibullah (s.a.v.) Hz. Ebu Bekir’i huzuruna davet etti. O da geldi. Ona buyurdu ki; “Ya Eba Bekir! Döşeğine girdiğin vakit ne düşünür ve ne ile yatarsın?” O da dedi ki; “Ya Rasulallah! Bir nefes alıyorum ve acaba onu geri verebilecek miyim? Bu nasib olacak mı? Olmayabilir de.” Daha sonra Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz Hz. Ömer’e dönüp buyurdu ki; “Ya Ömer! Sen hangi fikirle döşeğine giriyorsun?” O da cevap verdi; “Düşünürüm ki sabaha çıkar mıyım? Ya çıkamazsam?” Daha sonra Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz Hz. Ömer’e dedi ki; “Ya Ömer! Senin verdiğin cevap, Ebu Bekir’in fikrine göre daha uzundur. Artık bu meselenin çözümü için kararı sen ver.” Hz. Ömer düşününce, kendisinin daha uzun fikirli olduğuna karar verdi. Söylenen sözü tasdik etti.
ON İKİNCİ MENKIBE İmam Begavi (r.a.) “Mealimü’t-Tenzil” adlı tefsirinde;
. ًَو َل ت َْج َه ْر ِب َصلَ تِكَ َو َل ُتخَ ا ِفتْ ِب َها َوا ْبت َِغ بَ ْي َن ذٰ لِكَ َس ۪بيل “Namazda kıraatını cehr ve ihfa etme! Bu ikisi arasında bir yol tut.” (İsra 110) Bu Ayet-i Kerime’nin tefsirinde beyan etmişler ki; bize bunları haber veren, Ebu Osman, Said bin İsmail zikrolunan rivayetlerin gelişiyle Ebu Kata’dan (r.a.) geliyor. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz Ebu Bekir (r.a.) Hazretlerine dedi ki; “Senin yanından geçtim. Siz Kur’an-ı Azimüşşan okuyordunuz. Sesini alçaltmıştın.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) dedi ki; “Allah’a yalvarıyordum. Okuduğumu hem işitip, hem işittiriyordum. O Zât-ı Mükerrem’e sığınıyordum.” Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz tekrar hitap etti; “Sesinizi biraz daha yükseltin!” Bu sefer Hz. Ömer (r.a.)’e dedi ki;
PDF s. 198
“Senin yanından geçiyordum. Siz Kur’an-ı Azimüşşan’ı okurken, sesini yükselterek okudun.” Hz. Ömer (r.a.) dedi ki; “Uykuda olanları uyarıyorum ve şeytanı kovuyorum.” Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdu ki; “Biraz sesini alçalt.”
ON ÜÇÜNCÜ MENKIBE İmam Bagavi (r. aleyh) Mesabih’te “İki Şeyhin Menkıbeleri” kısmının sağlam bir esasa dayanarak İbni Abbas (r.a.) Hazretlerinden rivayet ettiği bir menkıbe vardır. Mübarek şöyle buyuruyor; “Ben bir kavmin içinde bulunuyordum. O kavim (r.a.)’e dua ediyordu. Hâlbuki Hz. Ömer’in (r.a.) mübarek cenazesi ölümünden sonra teneşire koyulmuş bulunuyordu. Gasledilmek için bekleniyordu. Bir adam ansızın arkamda bulundu. Dirseklerini benim omuzum üzerine koyup şöyle diyordu; “Allahu Teâlâ sana rahmet etsin Ey Hz. Ömer! Dilerim ki Cenâb-ı Hakk Teâlâ Hazretleri seni iki dostunla beraber kılar. Zira çok defa Rasulullah Efendimiz’den (s.a.v.) duyardım ki; “Ben memur oldum Ebu Bekir ve Ömer ile. Ben çalıştım Ebu Bekir ve Ömer ile. Ben dünyadan ayrılmak isterim Ömer ve Ebu Bekir ile.” Bu iltifatları yapanın, arkamı döndüğüm zaman Ali b. Ebu Talib (r.a.) olduğunu gördüm.
ON DÖRDÜNCÜ MENKIBE Süfyan-ı Sevri Rahmetullahi Aleyh buyurdu ki; “Kûfe şehrinde bizim yakınımızda ısırıcı bir köpek vardı. Bir gün bir maslahata gittim. O köpeği gördüğüm gibi korkup gitmeyerek dururdum. Allahu Teâlâ o köpeğe dil verdi. Köpek açık bir lisan ile bana dedi ki; “Ya Süfyan! Sana ne oldu? Durdun!” Ben de dedim ki; “Senden korktum ey köpek!” Köpek cevap verdi; “Ya Süfyan! Benden korkma. Ben seni ısırmam. Zira beni senin üzerine musallat etmemişlerdir. Münafık olup, din üzerine sözlü saldırıda bulunan ve Ebu Bekir ile Ömer Hazretlerine (r.a.) yaramaz söz söyleyenler üzerine musallat edilmişimdir.”
PDF s. 199
ON BEŞİNCİ MENKIBE Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz Hz. Ali (r.a.) ile beraber gidiyorlardı. Buyurdular ki; “Ey Ali! Hiçbir kavim arasında sevinçlik ve şâdlık olmadı. İllaki o şâdlıktan sonra onlara bir gam gelir ve nimetleri kesilir. Ancak Cennet nimetleri kesilmez. Ya Ali ilk zamanlarda ziyan görsen de devamlı doğru ol. Bunun sonu sevinç ve şâdlıktır.” Bu sözü söylerken Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (r.a.) karşıdan geldiler. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki; “Bu ikisi ümmetimin müjdecileridir. Bunları sevmek imândandır. Onlara buğzetmek nifaktandır.” Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz’i dinleyen Hz. Ali (r.a.) Efendimiz bunları duyduktan sonra şöyle konuştu; “Ey Allah’ın Rasulü! Onlar hakkında gönlümde olan muhabbet, sizin bu mübarek kelamınızla içime yer etti.”
ON ALTINCI MENKIBE Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki; “Gökte iki melek vardır. Birisi daim şiddetle ve gazapla emreder. Diğeri de yavaş ve kolaylık emreder. Her iki melek de Allah’ın emri üzerine hareket ederler. Bu melekler Cebrail ve Mikail Aleyhisselâmdır. Peygamberlerden iki tanesi mevcuttur. Bir tanesi lütf ile iyilik buyurur, birisi çok katı ve sert buyurur. İkisi de hak üzerinedirler. Birisi Hz. İbrahim, birisi Hz. Nuh’tur. Benim ashabımdan da iki kişi vardır. Birisi güzellikle ve merhametle emreder, diğeri sert ve şiddetle emreder. İkisi de hak üzerine giderler. Yumuşak Ebu Bekir, sert Ömer’dir (r.anhüma).
ON YEDİNCİ MENKIBE Ebu’l Derda (r.a.) der ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz’in şerefli huzurlarındaydım. Ansızın Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (r.anhüma) geldiler. Rasulullah (s.a.v.) buyurdular ki; “Şükür ve hamdolsun Allahu Teâlâ’ya ki beni sizinle kuvvetlendirdi.”
ON SEKİZİNCİ MENKIBE Şuayb bin Harb der ki; Malik bin Muavvel’den sual ettim. Dedim ki; “Bana bir vasiyette, nasihatte bulun.” O da dedi ki; “Senin üzerine iki şeyh sevmek nasip olsun.”
PDF s. 200
Bu sefer ben dedim ki; “Bana vasiyet et.” Dedi ki; “Allahu Teâlâ sana rahmet etsin.” Ben tekrar dedim ki; “İsteğim odur ki; bu haberin dayanağını bana beyan edesin.” Malik dedi ki; Enes bin Malik bize şöyle haber verdi; “Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki; “Ben şu sebeple rica ederim ki ümmetim içinde Ebu Bekir ve Ömer’i (r.a.) sevenlere ne mutlu.” (La ilahe illallah Muhammedu’r-Rasulullah kavli şerifi ile haber ve bereket gelsin).
ON DOKUZUNCU MENKIBE Abdullah b. Abbah (r.a.) Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz’den rivayet ederler. Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki; “Bana Hamza ile Cafer gösterildi. Önlerinde zebercedden bir tabak var ve içinden incir yiyorlar. Sonra bu üzüm oldu. Üzümden yediler. Sonra taze hurma oldu, hurmadan yediler. Bunlara sordum ki; “Ey mübarekler! Nasıl bir amel işlediniz ki bu kutsal makama eriştiniz?” Onlar da cevap verdiler ve dediler ki; “Lailahe illallah Muhammedün Rasulullah, sözü ve berakatı ile.” “Ondan sonra hangi işi işlediniz?” dedim. Onlar da dediler ki; “Size bol bol salavat okumakla.” En son dedim ki; “Daha başka ne işler gördünüz?” Onlar da tekrar bana cevap verdiler; “Ebu Bekir ve Ömer’i sevmekle.”
YİRMİNCİ MENKIBE Abdullah b. Ömer (r.a.) rivayet eder. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular; “Kim ki Ali ve Muaviye’ye düşmanlık ederse Kıyamet günü, Allahu Teâlâ onların düşmanı olur. Kim ki Ebu Bekir ve Ömer’i severse, benden sonra cennete girer. Peşime cennete girecek olanlar ise Ebu Bekir ve Ömer’dir.”
YİRMİ BİRİNCİ MENKIBE Hz. Ali (r.a.) rivayet eder. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki; “Önce Ebu Bekir’e sonra Ömer’e bağlı olunuz ve itaat ediniz. Ancak böyle doğru yolu bulmuş olursunuz. Onların yolundan giderseniz, kurtuluş bulursunuz.”
PDF s. 201
YİRMİ İKİNCİ MENKIBE “Lübabü’l-Elbâb” isimli eserde Enes bin Malik (r.a.) Hazretlerinden rivayet olunmuştur. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz, Ensar’dan bir kişiyi mektupla Yemen tarafına Muaz bin Cebel (r.a.) Hazretlerine gönderdi ve buyurdu ki; “Adı Sefine olan bu kişi yolda giderken karşısına bir aslan çıktı. Hım, hım etti. Ağzından anlaşılmaz bazı sözler çıktı. Sefine’nin yanında Allah Rasulü’nün mektubu bulunuyordu. Sefine Hazretleri bunu aslana söyledi. Aslan yanından uzaklaştı. Sessizce gitti. Bu adam dahi Yemen’e vardı. Mektubu verdi. Muaz bin Cebel’den cevabını aldı. Ne zaman ki vakit dönüp o mevzuya geldi yine o arslan onun önüne çıktı. Yüzüne karşı hım hım etti. Güya konuşuyordu. Sefine dedi ki; ‘Ey Aslan! Ben de Rasulullah’ın (s.a.v.) mektubunun cevabı vardır. Aslan bu sözleri duyunca tekrar uzaklaştı. Sefine yolu tutup Medine’ye geldi. Rasulullah Efendimiz’in huzuruna vardı. Konuşmadan önce Server-i Âlem dedi ki; “Ya Sefine! Hadiseyi sen mi açıklarsın, ben mi açıklayayım?” Sefine dedi ki; “Ya Rasulallah! Olayı sizden duymak ihsandır. Senin mübarek ağzınızdan duymak daha üstündür.” Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdu; “O arslan gidişinde ve gelişinde sana niye rahatsızlık verdi? Anladın mı sana ne dedi?” Sefine dedi ki; “Hayır! Allahu Teâlâ ve siz bilirsiniz!” Bunun üzerine Rasulullah Efendimiz şöyle buyurdu; “Sana gidişinde dedi ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz’i, Ömer’i ve Ebu Bekir’i ne hal üzerine koyup geldin?” Abdullah İbni Mesud (r.a.) ayağa kalkıp dedi ki; “Ya Rasulallah! Arslan Ebu Bekir ve Ömer’in faziletini biliyorlar mıydı?” Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular; “Evet! Allahu Teâlâ hakkı için ki; beni nebi olarak gönderdi. Rabbü’l-Âlemin semavatı ve yedi kat yeri, cenneti, cehennemi, arşı, kürsü, melekleri, cinleri, dağları, denizleri, yırtıcı hayvanları, debbağları, aslanları, ağaçları ve bütün eşyayı yarattı ve hepsini bizden haberdar etti.” Şimdi; Ebu Bekir ve Ömer’in faziletlerinin ne kadar yüksek olduğunu anlayabiliriz.
PDF s. 202
YİRMİ ÜÇÜNCÜ MENKIBE Yine “Lübabü’l-Elbab”da naklolunmuştur. Enes bin Malik (r.a.) rivayet eder ki; Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdu ki; “Elbette Allahu Teâlâ beni kendi nurundan yarattı. Benim nurumdan Ebu Bekir’i, Ebu Bekir’in nurundan Ömer’i ve Aişe’yi, Ömer’in nurundan ümmetimin mümin erkeklerini, Aişe’nin nurundan da ümmetimin mümin kadınlarını yarattı.” Bu inci gibi sözlerin manası asılda o kadar samimi ve dürüsttür ki; bütün âlemin halkı amellerinde dürüstlüğü ondan almışlardır. Mübarek tenlerinin ahvali ibâdetle uğraşmak ve temizliktir. Mübarek kalplerinin yaratılışı cümle ismet ve hidayettir. Hüccetinin beyanı kavim ve burhan, mucizesi doğruluktur. Onun ittihadı, doğru yola iletmektir. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz’in; “Allah (c.c.) beni kendi nurundan yarattı.” sözü mutlak ve muhtasar bir sözdür. Açıklanmaya ihtiyacı vardır. Rasulullah Efendimiz zaman zaman manidar ve kinayeli kelimeler kullanmıştır. Her ne buyurmuşsa mübin ve meşruh konuşmuştur. Yüz bin kitap onu ve sözleri ile hareketlerini beyana yetmez. Buyurdukları manaya değil, Allahu Teâlâ’dan gayri bir yaratıcı olmadığını ve kendinden başka bir yaratıcı yaratmadığını anlatmak için, anlamak lazım geldiğini izah eder. “Leyse kemeselli şeyin fil ardi vela fissemai ve huvessemiül basir.” Ne bu layıktır ve ne o layıktır. Allah (c.c.) kadimdir. Sıfatı dahi kadimdir. Halk ve Sıfat-ı Halkı Muhammed’dendir (s.a.v.) Kadim olaydır. Ne olay kadim olur, kadim olay olur. Belki şu manaya gelir; Hakk Teâlâ âlemi yaratmazdan önce, biz aziz, latif, has nuru yarattı. O nurdan beni halketti. Topraktan ve sudan Âdem Aleyhisselâm’ı halketti. Ateşi yarattı. O ateşten şeytanı yarattı. Âdem’den rüzgârı yarattı. O rüzgârdan Havva’yı yarattı. Daha sonra nuru yarattı. O nurdan melek yarattı. Ondan Allahu Teâlâ o nuru kendi Zât-ı Paki’ne kattı. Rasulullah’ı (s.a.v.) dahi o nura kattı. Teşrifen ve tahsisen ki Kâbe-i Mükerreme’yi kendi Zât-ı Şerifi’ne kattı. Bu konuda gelen eserlerin görünüşte Âdem ve İsa Alennebiyyina ve Aleyhisselâm hazretlerinin ortaya çıkışlarıdır. Allahu Teâlâ bir ruh yarattı ve yaratılmış ruhu Hz. Âdem Aleyhisselâm’ın mübarek bedenine üfürdü;
. َوَ نَفَخْ تُ فِ يهِ مِ نْ رُ وحِ ي فَ َقعُ وا لَهُ سَ اجِ دِ ين “Ona kendi ruhumdan üfürdüğüm zaman, secdeye varınız.” (Hicr 29)
PDF s. 203
Cenâb-ı Allah son bir ruh daha yarattı. O ruh mahlûku Hz. Meryem’in gömleğinin yakasına üfürdü;
. َفَنَ فَخْ نَا فِ يهِ مِ نْ رُ وحِ نَا وَ صَ دّ َ َقتْ ِب َكلِمَ اتِ رَ بِّهَ ا وَ كُ تُ ِبهِ وَ َكانَتْ مِ نْ ْال َقانِتِ ين “Biz bundan dolayı ona ruhumuzdan üfürdük. O Rabb’inin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. Rabb’ine itaatte sebat edenlerdendi o.” (Tahrim 12) Bunlar gibi Allahu Teâlâ Hazretleri bir nur yarattı. O yaratılmış nurdan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in mübarek cesedini yarattı. Bu kelamı, bu makamda bu şekilde takrir ve tafsil etmek, Rum ülkesindeki “Kostantiniyye”yi fethetmekten daha önemlidir.