HACI BAYRAM-I VELİ (K.S.)
Sultan-ül meşâyih, kutb-ül-aktâb-ı zaman, mürşid'ül-yemin vel yesâr, murâd'ül-mürid, matlüb'ül-karib vel baid Hacı Bayram-ı Veli (kaddesallahü sirrahul aziz) Hazretleri eâzım-ı pirâmı tarikattan ve ekâbir-i evliyâullahdan bir zât idi. Hicri 753, milâdi 1352 yılında Ankara'nın Çubuk çayı üzerindeki Solfasol (Zülfazl) köyünde doğdu.
Cenâb-ı Hacı Bayram-ı Veli (kuddise sirruhul aziz) Hazret- İleri'nin esas adı, Nüman ve (bir rivâyete göre de) Hacı Paşa” dır. Lâkabı Bayram, babasının adı Koyunluca Ahmed, dedesinin adı Mahmud'dur. Tevellüdü hicri 753, milâdi 1352; vefâtı ise hicri 833, milâdi 1429/1430 yıllarındadır. Müddet-i ömrü 78 yıldır.
Hazret-i Hacı Bayram-ı Veli ilim tahsiline başladı. Ankara ve Bursa'da tahsilini ikmâl etti. Zâhiri ilim öğrendi, mürderrislikle meşgül oldu. Ankara'da Melike Hâtun adında hayır sâhibi bir kadının yaptırdığı Kara Medrese'de ders vermeye ve va'z u nasihat etmeye başladı.
O sırada ricâli tarikatten Kayseri'de bulunan Şeyh Hamidüddin Aksarayi tarafından Kayseri'ye dâvet olundu. Dâvete icâbet buyurarak Kayseri'ye gitti ve Hazret-i Hamidüddin'e intisab etti. Onun sohbeti şerefine nâil oldu. Orada ma'rifeti hakiki tahsil etti, Cezbe ve aşk-ı ilâhi ile dopdolu oldu. Onun, Hamidüddin Aksarayi Hazretleri'ne intisâbından sonra sohbetleri gayet müessir oldu.
Hacı Bayram Hazretleri'nin kendisinden başka iki kardeşi daha vardı. Kendisi ailenin en büyük oğluydu. Öbür iki kardeşinden birinin adı Safiyüddin, öbürünün adı da Abdal Murad idi.
Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri'nin yüksek mânaları hâvi, ârifâne ilâhileri vardır. Bunlardan meşhur olan birkaçını kitabımıza aldık. İleride görülecektir. Bu meşhur ilâhilerinden:
HACI BAYRAM VELİ 340
Çalabım bir şar yaratmış, iki cihân arasında, Bakıcak didâr görünür, ol şar'ın kenâresinde, Nâgehân ol şar'a vardım, ol şar'ı yapılır gördüm, Ben de bile yapıldım, taş ve toprak arasında,
Kıt'ası tasavvuf ulemâsından İsmail Hakkı Bursevi, Hâce Muhammed Nür'ül-Arabi, Bursa'lı Muhammed Sofi ve Abdülhayy Celveti tarafından şerh olunmuştur.
Bugün el'an hânigâlh-ı şerifin (tekkenin) altında ziyaret olur makta bulunan üç halvethaneden biri Hacı Bayram-ı Ve- W'ye, diğerleri de Eşrefzâde (Eşref oğlu Rümi) ile Şeyh Akşemseddin'e nisbet olunmaktadır.
Âlem-i âhirete nisbetleri «irtihâl'ülünsân» terkibinin nâtık olduğu hicri 833 tarihidir.
Kabr-i âlileri Ankara'da, Ak Medrese'nin bitişiğindedir.
Hacı Bayram-ı Veli, Hacı Bayranrı Veli olmadan evvel Müderris Nüman'dı.
Müderris Nüman ilim tahsiline başladı. Ankara ve Bursa'da tahsilini ikmâl etti. Melike Hâtun adında bir kadının Ankara'da yaptırdığı Kara Medrese'de ders vermeye, ilim öğretmeye başladı.
Onun vaaz kürsüsü dibine pek çok dinleyici geldi. Onun vaaz “ve irşâd saatlerinde Kara Medrese dolup dolup taşmaya. başladı.
Müderris Nüman yine bir gün ders verip medreseden çıktıktan sonra tanımadığı bir şahısla karşılaştı. O şahıs selâm verdi. Müderris Nüman onun selâmını aldıktan sonra daha evvelce hiç görmemiş olduğu o yabancı şahıs ona şöyle dedi:
— Ben Şücâ-i Karamâni'yim. Kayseri'den, senin için gelivorum. Sana bir haberim ve dâvetim var.
— Hoş geldin, safâlar getirdin; İnşâallah hayırlı haberlerle gelmişsindir, Buyur, anlat.
— Şeyh Hamidüddin'i tanır mısın?
— Bursa'lıların şu Somuncu Baba diye çağırdıkları zâtı mı?
— Evet!
— Tanımaz olur muyum? Onun yüceliği bizce malüm; herkesce de bilinir. Fakat bunu neden soruyorsun?
— İşte o benim şeyhim, mürşidimdir. Şimdi Kayseri'de. dir. Beni o gönderdi. Sana selâm söyledi ve dâveti var. Bana, «git, Engürü'de (Ankara'da) Kara Medrese'de Nüman adında bir müderris vardır. Ona selâmımı ve dâvetimi söyle, Al, getir; o bize gerek..» dedi.
— Peki öyleyse.. Mâdem ki Şeyh Hamidüddin dâvet eyledi; dâvete icâbet gerek.. Gidelim.
Müderris Nüman, Şücâ-i Karamâni ile Şeyh Hamidüddin” in yamna, Kayseri'ye gitti. Şeyh Hamidüddin, Müderris Nüman'ın önüne, öbür âlemdeki zâhiri ilim erbâbı ile bâtıni hâl erbâbının mertebelerini serdi, ona gösterdi. Sonra da:
— Hangisi muhtarın olursa onu ihtiyâr eyle, dedi.
Müderris Nüman bâtıni hâl erbâbının mertebelerini daha yüce buldu ve kendilerini saâdette gördü. Tarik-ı tedrisden ferâgat eyledi; meşâyih tarikını ihtiyâr etti.
Müderris Nümlan ile buluşması bir kurban bayramına tesadüf ettiği için Şeyh Hamidüddin-i Aksarayi ona Bayram adını verdi, Müderris Nüman ondan sonra kemâline âşık olduğu Şeyh Hamidüddin'in ardına düştü. Kendisini bir daha bırakmadı, ölünceye kadar huzürundan ve hizmetinden ayrılmadı.
* k *
Şeyh Hamidüddin Hazretleri, müridi olan Müderris Nüman ile beraber seyahate çıktı. Beraber önce Şam'a vardılar. Bir müddet sonra da Mekke'ye gittiler. Haccı edâ ettikten sonra Mekke'den ayrılıp Aksaray'a geldiler. Şeyh Ebü Hamidüddin ölmeden önce hilâfet ve emaneti Hacı Bayram'a teslim etti. İşte Müderris Nüman ondan sonra Hacı Bayram-ı Veli oldu.
Şeyh Hamidüddin-i Aksarayi'nin Yüsuf-i Hakiki adındaki
HACI BAYRAM VELİ 3417
oğlu çok değerli bir zât idi. Emanet-i kübrâ olan hilâfetin ona verilmeyip Hacı Bayram'a verilmesi manevi bir işaretin geregi olmalı.
Hacı Bayram-ı Veli ondan sonra Ankara'ya avdet etti. Ankara'ya avdeti kemâle erdikten, manevi hayatı geliştikten sonra oldu, Ankara'da büyük bir hürmet ve saygıyla karşılandı. Ve kendi namına nisbetle Bayramiye tarikatını kurdu.
Gün geçtikçe onun yüce ve kâmil bir zât olduğu daha iyi anlaşılıyordu. Artık Kara Medrese'de ders vermiyordu, Fakat önceden ders verdiği için herkes onu tanıyordu. Bu bakımdan kurduğu Bayramiye tarikı kısa zamanda yayıldı ve şöhreti birdenbire her tarafa vâsıl oldu.
Fakat her asır ve zamanda olduğu gibi o zamanda da bozuk niyetli kimseler vardı, Bunlar her gün, hükümet. merkezi olan Edirne'ye bir haber uçuruyorlardı. Bu haberlerin ekserisi:
— Hacı Bayram namında bir kimse Ankara'da Bayramiye tarikatını kurdu ve etrafına bir hayli mürid cem'eyledi. Bâzı kelimât-ı gayr-ı merbüte söyleyip — hâşâ — halkı aldatıyor ve muhtemelen de saltanata kastediyor, şeklinde idi.
Bir zaman oldu ki, Hünkâr İkinci Sultan Murad Anadolu'dan sadece bu haberleri alır oldu. Nihayet iki çavuşu vazifelendirdi:
— Ol müddeiyi tez alıp getirin. Muhalefet ederse zincirle ellerini bağlayın, dedi.
Çavuşlar, ellerinde Hünkâr İkinci Sultan Murad'ın fermanı olduğu hâlde yola çıktılar. Ankara'ya yaklaşınca yolda nür yüzlü bir kimse ile karşılaştılar. Onunla selâmlaştılar. Karşılaştıkları o nür yüzlü zât onlara:
— Nereden gelip nereye gidersiniz? diye sordu.
O çavuşlar:
— Hacı Bayram derler bir iddiacı varmış. Kötülüklerini Hünkâr'a arzettiler, Hünkâr ferman çıkardı; onu alıp dâr'üssaltanata götüreceğiz, dediler.
348 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ
Hacı Bayram:
— Ol dedikleri bu fakirdir, dedi.
Çavuşlar Hacı Bayram Hazretleri'nin yüzüne baktılar. Ondaki nüru görüp:
— Geri varalım, söylenenlerin hilâf-ı hakikat olduğunu hünkâra arzedelim, dediler.
Hacı Bayram: — Hayır, olmaz. Ben bunun için yola çıktım. Sizi bekliyordum. Ulu emirin fermanı yerine gelmelidir. Yanınızda butunan zincirleri bend edin, gidelim, dedi.
Çavuşlar:
— Size böyle bir küstahlık edemeyiz. Sizi zincire vuramayız, dediler.
Sonra birlikte yola revân oldular, Maksad, hünkârla görüşmek ve kendisi hakkında edilen dedikodunun te'sirlerini izâle etmekti.
Hünkâr İkinci Sultan Murad da söylenenlere bakarak, devletin selâmetine kasteden ve tahtına göz diken bir sergerde beklerken karşısında kâmil ve nür-i cemâl ile dopdolu bir veli buldu.. Fakat Hacı Bayram'ın asıl değerini ve onun kâmil bir mürşid olduğunu onunla görüştükten sonra anladı.
İkisi de aynı mânanın adamlarıydılar, Bu bakımdan teklif, tekellüf çabucak ortadan kalktı. Hünkâr, Hacı Bayram-ı Veli konuştukça, onun etrafa ilim, irfan ve nür saçan bir mürşid olduğunu anlamakta, takdir etmekte gecikmedi.
Onu derdest edip yerinden getirdiği için nasıl gönlünü alacağını bilmiyordu. O kadar ihsânda bulundu, o kadar çok hediye verdi ki etrafta bulunan hasüd kimseler içlerinden söylenmeye, kendi aralarında dedikodu yapmaya başladılar.
Aradan çok geçmedi. Hacı Bayram, Hünkâr İkinci Sultan Murad'ın bütün bu ikrâm ve ihsânlarını ortaya döktü.
— Devletlim, dedi; bizim dünya malında ve varlığında gözümüz yok. Siz onları alın ve hepsini de harcanması gereken şerlere dağıtın.
HACI BAYRAM VELİ 349
Hünkâr İkinci Murad yine de Hacı Bayram'a bir şeyler vermek istiyordu, Bunun için ısrar edecek oldu. O zaman Hacı Bayranrı Veli:
— Şu hâlde izin ver de bana intisab edenler vergi vermesinler ve askere alınmasınlar, dedi.
Evliyâullahın irfanı ve ilâhi bilgisi Allahü Teâlâ'nın ihsân iledir. Bu, derece derece değişir. Onların her hâl ve hareketi bir hikmete mebnidir. Onların insana acaib gelen bâzı hâl ve hareketlerinin bir hikmete dayandığı ve bunun da sonradan anlaşıldığı görülür.
Hünkâr İkinci Sultan Murad, Hazreti Pir'in bu dileğini hemen kabül etti, Bunu duyan herkes vergi vermemek ve askere alınmamak için akın akın Bayrami tarikatına girmeye baş- İadı, Tarikata girenler o kadar çoğaldı ki, Ankara eyaletinin mali diizeni bozuldu. Huzursuzluk arttı ve şikâyetler aldı yürüdü, Hakiki müridlerinin kim olduğunu bilmek için Hünkâr İkinci Sultan Murad, Hacı Bayram-ı Veli'den tarikatına girenlerin bir listesini istemek zorunda kaldı.
Hacı Bayram-ı Veli Ankara'nın Kanlıgöl mevkiinde bir çadır kurdurdu. «Bize intisab edenlere bir ziyafetim var» diye ilân ettirdi ve kendisine intsab ettiğini söyleyen etraftaki kalabalığı dâvet etti. Herkes bu dâvete icâbet etti. Akın akın gelip Kanlıgöl mevkiini doldurdu. Hacı Bayram-ı Veli:
— Dervişlerim, müridlerim.. dedi. Bana irade getirenleri bugün, burada fisebilillâh kurban etsem gerek. Bunun için taraf-ı ilâhiden emir aldım. Canını, malını, başını bana fedâ eden, çadıra girsin! diye salâ etti.
Bütün müridleri bir korkudur aldı, Ve kalabalık içinden bir uğultu yükseldi.
Hacı Bayram-ı Veli, elinde keskin bir bıçak olduğu hâlde çadırın kapısında bekliyordu. Nihayet bir erkekle bir kadın
kalabalığı yararak ileri doğru yürüdüler ve çadırdan içeri girdiler. Arkalarından da Hacı Bayram-ı Veli girdi. Herkes merak
350 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ
ve heyecanla bekleşirken, çadırın altından kıpkırmızı kan aktığını gördüler. Hazret-i pir daha evvelce getirdiği bir koyunu kurban etmişti. O hâli gören müridler:
— Bizim şeyhe sevda galebe çalmış, dediler,
İşini bitirdikten sonra çadırdan dışarı çıkan Hacı Bayram-ı Veli:
— Anladık ki birbuçuk müridimiz varmış. Bunlardan başka herkes, vergi vermek ve askerlik yapmak süretiyle devlete karşı olan borcunu ödemelidir, dedi.
r**
Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri, Sultan İkinci Murad'ın dâveti üzerine Edirne'ye gitti. Esasen Hünkâr, Hacı Bayram-ı Ve- 'yi, etrafındaki niyeti bozuk, fâsid kişilerin dedikodularına kapılarak gerçekten denildiği gibi olup olmadığını öğrenmek için çağırmıştı.
Sonradan mes'ele aydınlığa Yayaşlır Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri'nin söylenenlerle asla bir münasebeti yoktu. Hünkâr Ikinci Sultan Murad bunu çabucak anladı ve Hazret-i Pir'e pek çok izzet, ikrâm ederek ondan özür diledi. Hazret-i Pir ise kendisi için yapılan dedikoduları kaale bile almadı.
Hünkâr, Hacı Bayram Hazretleri'ni sarayda günlerce misafir etti. Hazret-i Pir ile ikisi sohbeti ilerlettiler. Bir ara Hünkâr İkinci Sultan Murad, Hacı Bayram-ı Veli'ye:
— Yâ Hazret, dedi; Allah'ın izni ve erenlerin himmetiyle İstanbul'u almak isterim. Dedem Yıldırım Bâyezid Han, amcam Müsâ Çelebi ve ben bu işe teşebbüs ettik. Fakat o an için başaramadık. İstanbul'un, Rumeli'de toprakları olan Devlet-i Âli Osman'ın elinde olmayıp ta topraklarımızın arasındaki Bizans'ta bulunmasına gönlüm hiç rözı değil ve İstanbul bize lâzım. Himmet et te bu şehri alayım.
Hacı Bayram-ı Veli bir müddet tefekküre vardı ve sonra gözlerini açıp:
— Devletli sultanım, dedi; bu şehri sen alamıyacaksın. Ve bu şehrin alınışını ben de göremiyeceğim.
HACI BAYRAM VELİ 351
Sonra orada, beşikte yatan ve ileride İstanbul'u fethedecek olan yavruya baktı. O, Şehzade İkinci Mehmed'di.
— İstanbul'u beşikteki bu mübârek şehzadenle bizim Akşemseddin alsa gerek..
Hacı Bayram-ı Veli tarafından böylece verilen İstanbul'un fethi müjdesine Hünkâr İkinci Sultan Murad pek sevindi. Ve sonraları Şehzade Mehmed'e sık sık:
— Mehmed'im, sen büyüyüp günün birinde Akşemseddin ile — inşâallah — İstanbul'u fethedeceksin, diye tekrarlamaktan zevk alır oldu. * * *
Cenâb-ı Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri'nin meclislerinde dâima va'z u nasihat ve irşâd yapılır, huzürunda olanlar tenvir edilirdi. Sohbetlerinden istifade edebilmek için müntesibleri
nöbet ve fırsat gözetirlerdi. Hazret-i Pir bu sohbetlerin birinde, mensublarından Bedrüddin'e, Fahrüddin Iraki'nin Lemaât adındaki tasavvufi eserini Türkçeye terceme etmesini emir ve tavsiye buyurdu.
4 * *
Sultan İkinci Murad tarafından, o zaman hükümet merkezi olan Edirne'ye çağrılan Hacı Bayram-ı Veli, Edirne'de kaldığı müddetçe Eski Cami'de vaaz ve halkı irşâd etti, Evliyâ Çelebi, onun va'z ettiği kürsünün caminin bir köşesinde muhafaza edildiğini, o kürsünün üzerinde «Makam-ı Hacı Bayram-ı Veli» diye bir yazının bulunduğunu yazıyor ve şöyle anlatıyor:
«Kimse o kürsüde vaaz edememiş, Zira o kürsü erenler mekândır. Sultan Ahmed Han Edirne'ye gelince, bir şeyh isbât-ı vücüd için kürsüye çıkmak ister. Çıkma, diye etraftan ricâ ederler. İnatçı herif dinlemeyip kürsüye hurüc ederse de, bismillâhirrahmânirrahim demeye muktedir olamayıp lâl ve hayran kalıp durur. Ol asırdan beri böyle kalmış bir kürsü ve mekândır.»
Hacı Bayram-ı Veli Edirne'de Hünkâr İkinci Sultan Murad'la görüşüp bir hayli sohbet ettikten sonra Ankara'ya dön-
mek istedi. Fakat Hünkâr'dan güçlükle izin koparabildi. Hazret-i Pir Edirne'den doğruca Ankara'ya dönmedi. Evvelâ Gelibolu'ya geçti.
Gelibolu'da iki aziz kardeş vardı. Bunlar Yazıcı Zade Ahmed Efendi ile Yazıcı Zade Muhammed Efendi idiler. Ahrned Efendi'nin o zamandan günümüze kadar gelen ve hâlâ ellerde bulunan Kitâb-ı Ahmediye'si, Yazıcı Zade Muhammed Efendi” nin de yine o zamandan günümüze kadar gelen ve hâlen okunan Kitâb-ı Muhammediye'si vardır.
Hacı Bayram-ı Veli'nin Edirne'den Gelibolu'ya geçmesinin sebebi bu iki kardeşle görüşmek içindi. Ve nitekim bu iki aziz kardeşle görüştü. Bu Yazıcı Zade kardeşler Hazret-i Pir'in tarikatma intisab ettiler.
Gelibolu'lu Yazıcı Zade Muhammed Efendi, değerli ve meşhur eseri Muhammediye'yi bitirince getirip mürşidi Hacı Bayram- Veli'ye sundu. (Bu kitap müslüman Türklerce sevilen bir eserdi, Gene de öyledir.) Muhammed Efendi dayanamamış, bir Aâhh!, çekmişti. Hacı Bayram-ı Veli'ye sunduğu kitabın o sahifesi âhın ateşinden kararıp simsiyah oldu. Hacı Bayram kitabı eline alınca:
— Ah Muhammed, dedi; bunu yazacağına bir sine pâk etseydin daha iyi idi.
Sine pâk etmek, insanların kalbini temizlemek, onları dünya kirlerinden kurtarmak, terbiye etmek demekti. Hazret-i Pir'in anlatmak istediği; ilim yolunun değil, amel yolunun, terbiye ve ahlâkı geliştiren yolun daha te'sirli ve aranılır bir yol olduğu idi.
*x *
Bundan aşağı yukarı altmış-yetmiş yıl kadar evvel türbeler kapatılmadan önce Ankara'nın Solfasol köyünden (yâni Hacı Bayranrı Veli'nin köyünden) saf, temiz bir delikanlı askere çağrıldı. Babasından kalma birkaç altını, anasından kalma biriki bilezik, küpe ve sair kıymetli eşyası bulunan bu delikanlı bunları bir çekmece içinde muhafaza ediyordu. Bütün dileği, askerden dönünce evlenerek bir yuva kurmaktı.
HACI BAYRAM VELİ 353
Askere çağrılınca çekmeceyi emanet koyacak bir yer aradı; bulamadı. Yakın bir akrabası yoktu ki, ona bıraksın. Düşündü, taşındı. Nihayet kendi köylüsü olan Hacı Bayram'ı hatırladı. Ankara'ya gelip türbesini ziyaret etti. Sonra:
— Yâ Hazret, dedi; ben askere gidiyorum. Çekmecemi br rakacak, emanet edecek bir yakınım, bir dostum yok. Bu sebebden onu buraya kadar getirdim. Sana bırakıyorum. Dönersem alırım; dönemezsem kime istersen ver,
Delikanlı böyle söyleyip çekmeceyi Hazret-i Pir'e emanet ettikten sonra türbeden çıkıp askere gitti, orduya katıldı.
Aradan birkaç yıl geçti, Solfasol'lu temiz, saf delikanlı vatani vazifesini ifa etmiş olduğundan terhis edildi. Köyüne dönmeden önce Ankara'da Hazret-i Pir'in yanına uğradı, onu ziyaret etti. Çekmecesini de orada, koyduğu yerde buldu. Türbedafa:
— Bu çekmece benimdir, dedi.
— Seninse al.
Delikanlı çekmeceyi kucakladığı gibi alıp giderken türbedar onu durdurup:
— Bu çekmeceyi Hazret-i Pir'in başucundan alıp yerini değiştirmek istedim. Fakat her ne kadar uğraştımsa da —değiştirmek şöyle dursun — yerinden oynatamadım bile. Bunda bir hikmet olduğunu anladım ve bir daha çekmeceye elimi sürmedim, dedi.
Delikanlı:
— Onu ben bırakmıştım. Askere gitmeden önce, kimse olmadığı için onu Hazret-i Pir'e emanet etmiştim, dedi ve çekmecesini alıp gitti.
4 * #
Şöyle'rivâyet olunmuştur ki;
Türbelerin kapatılma kararı çıktıktan sonra, her yere olduğu gibi oraya, Hazret-i Pir'in türbesine de bir kilit asılmış. Fakat sabahın erken saatlerinde türbenin önünden geçenler kilidi açılmış, kapıyı da ardına kadar dayalı olarak görürlermiş. İlgililerden biri:,
354 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ
— Olmaz, demiş; bu kapıyı elbet bir açan var.
Sonra bunun için iki polis vazifelendirmiş.
— Sabaha kadar bekleyin, gözetleyin. Şu kapıyı kim açıyorsa hemen yakalayın, diye de emir vermiş.
Polisler aldıkları bu emir gereğince Hazret-i Pir'in türbesinde sabah ezanı okununcaya kadar beklemişler, sohbet etmişler. Nihayet ortalık dumanlı, bulanık bir hâl aldığı vakit:
— Çıt.. diye kapıdaki kilit açılmış, kapı ardına kadar dayanmış. Ve çok geçmeden o mübârek zât, Hacı Bayramı Veli güler yüzüyle zuhür etmiş. Şöyle bir etrafa bakınıp havayı kok- İadıktan sonra yürümeye başlamış.
Türbeyi bekleyen polisler şaşkına dönmüşler. Birinin dili tutulmuş, öbürü durmadan arkadaşını tokatlamaya başlamış. Ondan sonra da kimse Hazreti Pir'in türbesini beklememiş. Bir daha da zaten ne kilit açılmış, ne kapı.. Ve Hazret-i Pir artık daha hiç görünmemiş. Hacı Bayram-ı Veli'nin bu kerameti de böyle anlatılır.
LE
Yine rivâyet olunmuştur ki;
Devlet ricâlinden biri, Hacı Bayram cami ve türbesinin etrafındaki meydan için:
— Artık bu meydanın adını değiştirelim. Buranın ismi Ogüst Meydanı olsun, Bundan sonra da caddelerimizin, sokaklarımızın başından Hacı adını kaldıralım, diye bir teklifde bulunmuş.
Bu, Hacı Bayrara'a gönül verenlerden birinin pek ağırına gitmiş. O zât gece hiç uyuyamamış. Sabah olur olmaz erkenden Hazret-i Pir'in türbesine koşmuş ve niyaza başlamış, Niyan sırasında heinen Hazret-i Pir'i görmüş. Hazret-i Pir ona tebessüm edip:
— Üzülme be oğlum.. Her zevâlin bir kemğâli olduğu gibi, ber kemâlin de bir zevâli vardır. Sen üzülme ve işine bak, demiş.
HACI BAYRAM VELİ 335
Hazret-i Pir'den bunu işiten o âşık, gönlü neş'e ve sürür dolu olarak türbeden ayrılmış.
Aradan çok geçmemiş. Cadde ve sokaklarımızın başından «hacı» kelimesinin kaldırılmasını isteyen o kimsenin âkıbeti pek feci bir ölümle neticelenmiş. Yuvası da darmadağın olmuş.
wi
Hacı Bayram-ı Veli (kaddesallahü sirrahul aziz) Hazretleri, vefâtından önce yerine bir halife nasbetmemişti. Yalnız önun en ileri derecede iki müridi vardı. Bunlardan biri Şeyh Akşemseddin Sultan, diğeri de Bıçakçı Ömer Dede diye an lan Şeyh Ömer Sikkini idi. İmtizaçları bir olmayan bu iki olgun müridin her ikisi de, kendisinin Hacı Bayram-ı Veli'ye halef: olduğuna kani idiler.
Akşemseddin ile Ömer Dede'den her ikisinin de Hacı Bayram-ı Veli'ye (K.S.) halef olmayı şiddetle arzulamaları, ona olan muhabbetlerinden ileri gelmekteydi. Gerek Akşemseddin Sultan'ın gerekse Bıçakçı Ömer Dede'nin her ikisi de, kendisini Hazret-i Pir'in en yakını olarak görüyordu. Her ikisinin de gaye ve maksadı şeylilerinin teveccühüne mazhar olabilmekti. Yoksa birbirine hased etmek, birbirini çekemeyerek kıskanmak gibi pek çirkin olan bir hâl, şeriat ve tarikat erbâbı olan Allabü Teâlâ'nın bu yüce kulları için düşünülemez.
Hacı Bayram-ı Veli'nin vefâtından sonra irşâd makamına Akşemseddin Sultan geçmişti. Hazret-i Pir'in tarikatı olan Bayramiye tarikatını Ankara dışında neşreden ise Bıçakçı Ömer Dede idi.
Bıçakçı Ömer Dede diye anılan Şeyh Ömer Sikkini, tarikatı Hacı Bayram-ı Veli'den almış, onun nezdinde makamat-ı âliyeye erişmiş ve nice kerametleri zubür etmiş Allah'ın yüce bir kuludur.
Şeyh Akşemseddin ile Şeyh Ömer Sikkini, mürşidleri olan Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri'nin dâr-ı bekaya irtihâlinden sonra Göynük'e gitmişler, hilâfetin kendilerinde bulunduğuna inanarak ayrı ayrı irşâda başlamışlardı.
Rivâyete göre ilk def'a Akşemseddin Hazretleri irşâda başlamış ve bir zikir halkası teşkil etmiş. Ömer Sikkini de ayrı bir mahalde ayrı bir zikir halkası teşkil etmiş ve ona olan rağbet daha ziyade artmış. Ömer Dede'nin mensublarının ariması Akşemseddin Hazretleri'ni müteessir etmiş. Bunun için Ömer Dede'ye bir haber göndererek ondan, mürşidi Hacı Bayram-ı
. Veli Hazretleri'nin tâc ve hırkasını istemiş.
Ömer Dede, Akşemseddin'in istediği tâc ve hırkayı teslim edeceğini bildirmiş ve bir Cum'a günü namazdan sonra Akşemseddin'i evine dâvet ederek vermeyi kararlaştırmış.
Belirtilen gün ve saatte Ömer Dede'nin evinde büyük bir kalabalık toplanmış. Akşemseddin'in de hözır bulunduğu büyük bir cemaatin huzürunda Ömer Dede başına tâcı giymiş, sırtına da hırkayı geçirmiş ve daha evvelden evin avlusuna yaktırdığı büyük ateşin içine kendisini atmış. Başındaki tâc, arkasındaki hırka yandığı bâlde Ömer Dede'ye hiçbir şey olmamış. Sapasağlam olarak ateşten çıkmış.
Bu hârikul'âde hâl karşısında, orada bulunanlar hayretler içerisinde kalmışlar. Şeyh Akşemseddin Hazretleri ise oradan eli boş olarak dönmüş.
Bir de şöyle hikâye edilir;
Hazret-i Pir'in ömrünün son günleri, yâni mübârek rühunun bedeni terketmesinden az bir müddet önceki zamanlar imiş. Müridleri nezdinde toplanmış:
— Acaba şeyhimiz irşâda kimi tâyin edecek, kimi halife seçecek? diye düşünmeye başlamışlar.
Şeyh Akşemseddin Hazretleri Hacı Bayram-ı Veli'nin sağ tarafında imiş. Herkes içinden «kimse ona takaddüm edemez» diye düşünüyormuş. Ömer Sikkini de cemaatin arka tarafında ayakta duruyormuş.
Müridler kimin halife olacağını düşünürlerken Hacı Bayram-ı Veli gözlerini açmış ve;
— Emir, su getir, demiş.
HACI BAYRAM VELİ 357
Müridler hep seyyidlermiş. İçlerinden birisi koşmuş, bir maşraba su getirip Hacı Bayram-ı Veli'ye vermiş. Hacı Bayram maşrabayı almış, fakat içmemiş. Önünde meyva dolu olan tabağa boşaltmış. Maşrabayı da önüne koymuş.
Biraz sonra tekrar gözlerini açarak:
— Emir, su getir, demiş.
Yine sâdâtı müridândan biri koşmuş, maşrabayı alıp su gelirmiş. Hazret-i Pir o suyu da içmeyerek yine meyva tabağına boşaltmış. Bir müddet sonra üçüncü def'a olarak:
— Emir, su getir, demiş.
Müridlerinden birisi kalkıp suya gitmekte iken Hazret-i Pir'in sağ tarafında oturan Şeyh Akşemseddin, Ömer Sikkini'ye hitâben:
— Ömner, suyu sen getir, demiş.
O zaman suyu Ömer Sikkini getirmiş. Hacı Bayram onun getirdiği sudan biraz içerek maşrabayı Ömer Sikkini'ye vermiş ve:
— Artanı sen iç ki emânet-i kübrâya nail olasın, buyurmuş.
Ömer Sikkini de maşrabada kalan suyu içmiş. Onun bu suyu içmesi:
— İşte bu tesellüm-i sırra işarettir, diye tavsif edilmiş.
Şeyh Akşemseddin Sultan taraftarı olan müellifler ise, onun, Hacı Bayram-ı Veli'nin daima sağında bulunan kibâr-ı müridândan olduğunu, İstanbul'un fethinde Hazret-i Pir bizzat bulunamıyacağı için bu hizmeti Akşemseddin Hazretleri'ne ifa ettirmesinin de bir teveccüh ve onun her veçhile emanete ahil olduğuna bir delil bulunduğunu ileri sürerler.
- Şeyh Akşemseddin ile Bıçakçı Ömer Dede arasında husüle gelen iğbirar Bayramiye tarikatının ikiye bölünmesine sebeb oldu. İkisi arasındaki bu ayrılığı gören Hacı Bayram-ı Ve- Ni Hazretleri:
— Ömer Sikkini ile Akşemseddin'in mâbeynlerini ateşten başka 'bir şey pâklamaz! diyerek, buna, böyle olacağına yıllarca önce işaret etmek istemişti.
358 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ
Hilâfet ve emanetin Hacı Bayram Hazretleri'nin vefâtından.sonra Akşemseddin veya Bıçakçı Ömer Dede'ye verildiği hakkında esaslı ve kat'i bir kayıt yoktur. Bu hikâye ise mevsuk bir mahiyet arzetmez. Ne Akşemseddin Hazretleri'nin, ne de Bıçakçı Ömer Dede'nin, mürşidleri olan Hacı Bayram- Veli Hazretleri'nin yerine tek başına halife olduğu kat'i olarak belli olmuş değildir. Kaynaklar her ikisinin de halife olduğunu göstermektedir.
Bıçakçı Ömer Dede'nin tâc ve abâdan ayrılarak tâkib ettiği yol ve temsil ettiği tarikat «Melâmiye-i Bayramiye» adını aldı. Akşemseddin Hazretleri'nin temsil ettiği tarikata ise, adına izâfeten «Şemsiyye-i Bayramiye» denildi.
Şeyh Akşemseddin Hazretleri âlim, şeriat ve tarikat ile mukayyed, birkaç eseri olan bir zâhid idi. İlm-i tıbda da behre sâhibiydi. Bedenlerin ve rühların tabibiydi. (Daha ziyade tafsilât için, kitâbımızın Şeyh Akşemseddin (K.S.) bölümüne bakınız.)
Şeyhi Ömer Dede ise cezbe ve gönül ehliydi.
Her ne olursa olsun, müslüman halkımız Allah'ın bu saf, muhlis ve yüce kullarını her an ve her zaman benimsemiş, onlara saygı göstermiş ve kalbinde derin muhabbet beslemiştir.
Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri'nin, Şeyh Akşemseddin ile Ömer Dede'den başka başlıca sekiz halifesi daha vardır. Buntar şu kimselerdir:
I — Göynük'lü Uzun Salâhaddin.
2 — İnce Bedreddin.
3 — Kızılca Bedreddin.
4 — Yazıcı Zade Muhammed Bican Efendi. (Kitâb-ı Mubammediye müellifi.)
5 -— Yazıcı Zade Ahmed Bican Efendi. (Kitâb-ı Ahmediye müellifi ve Muhammed Efendi'nin kardeşi.)
6 — Meczüb Akbıyık Sultan. İstanbul'un fethine Fatih” in ordusunda, Akşemseddin Sultan ile beraber katılmıştır.
7 — Hızır Dede.
$ — Muhammed Üftâde.
HACI BAYRAM VELİ 359
Muhammed Üftâde Hazretleri'nin halifesi Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri de Celvetiye şübesini kurmuştur. Celvetiye ko- İu, Bayramiye tarikatının Şemsiyye-i Bayramiyye ve Melâmiyye Bayramiyye kollarından sonra üçüncü koludur.
* * *
Hacı Bayram Hazretleri'nin meşhur ve ârifâne ilâhilerinden birkaçını aşağıya dercettik.
Bilmek istersen seni, Can içinde ara canı, Geç canından bul anı, Sen seni bil, sen seni,,
Kim bildi ef'âlini,
Ol bildi sıfatını,
Anda gördü zâtmu, Sen seni bil, sen seni..
Görünen sıfatındır, Anı gören zâtındır, Gayrı ne hâcetindir, Sen seni bil, sen seni..
Kim ki hayrete vardı, O nüra müstağrak oldu, Tevhid-i zâtı buldu,
Sen seni bil, sen seni..
Bayram özünü bildi, Bileni anda buldu, Bulan ol kendi oldu, Sen seni bil, sen seni.
**
ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ
N'oldu bu gönlüm, n'oldu bu gönlüm? Derdi gam ile doldu bu gönlüm.
Yandı bu gönlüm, yandı bu gönlüm, Derdine derman buldu bu gönlüm,
Yan ey gönül yan, yan ey gönül yan! Yanmadan oldu derdine derman, Pervane gibi pervane gibi,
Şem'ine aşkın yandı bu gönlüm.
Gerçi ki yandı, gerçeğe yandı, Rengine aşkın cümle boyandı. Kendüde buldu, kendüde buldu, Maksüdunu hoş buldu bu gönlüm.
Sevâdı âzam, sevâdı âzam
Belki oluptur arş-ı muazzam, Mesken-i cânan, mesken-i cânan Olsa mu aceb şimdi bu gönlüm?
Seyri billâhdır, seyri billâhdir, Limeallahdır, fenâ fillâhdır. Âyinesinde, âyinesinde
Gerdi sivâyı. buldu bu gönlüm,
** *
Hiç kimse çekebilmez güçtür feleğin yayı,
Derdine gönül verme, bir gün götürür vayı,
Oynayı gelir aldatır, çünkü eli çabuktur, Bir buncılayın fitne kande bulur arayı?
Çön yüzünü döndürdü, bir lâhza karar etmez, Nice sırrı pây eder, döner eder pâyi.
Bir fâni vefâsızdır, kavline inanma hiç, Kâh bay'ı yoksul eder, kâh yoksulu bay'ı,
HACI BAYRAM VELİ 3SIı
Hayran kamu âlimler bu mânanın altında, Kafdan kafa hükmeder, bilmez bu muammayı,
Gl vâhid ki vahdettedir, kesrette kani tefrik, Hızır ermedi bu sırra, bildirmedi Müsâ'yı,
Miskin Hacı Bayram sen, dünyaya gönül verme, Bir ulu imârettir, alma başka sevdâyı.
» * &
Çalabım bir şar yaratmış, iki cihân arasında, Bakıcak didâr görünür, ol şar'ın kenâresinde,
Nâgehân ol şar'a vardım, ol şar'ı yapılır gördüm, Ben de bile yapıldım, taş ve toprak arasında.
Ol şar'dan oklar atılır, gelir ciğerlere batılır, Ârifler sözü satılır, ol şar'ın pazara'sında.
Şâkirdleri taş yonarlar, yonup üstâda sunarlar, Çalabın ismini anarlar, o taşın her pâresinde,
Bu sözü ârifler anlar, câhiller bilmeyip tanlar. Hacı Bayram kendi banlar, ol şar'ın minâresinde.
## *
Bayramiye tarikatı silsilesi şöyledir; Aliyyü'l-Murtazâ,
Hasan-ı Basri,
Habib Acemi,
Dâvud-u Tâi,
Mâruf-ı Kerhi,
Sırrı Sekati,
Cüneyd-i Bağdadi,. Mimşad Dinüri,
Ahmed Dinüri,
ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ
dir;
Muhammed Bekri,
Veciyüddin ELGazi,
Ebü Necib Sühreverdi, Kutbüddin Ebheri,
Rükneddin Muhammed Secâsi, Şihâbüddin Muhammed Tebrizi, Cemâlüddin Seyyid Tebrizi, İbrahim Zâhid Geylâni, Safiyüddin Erdebil,
Sadrüddin Erdebil, Hamidüddin Aksarayi,
Hacı Bayram-ı Ankaravi, Akşemseddin,
İbrahim Tennüri,
Muhammed İskilibi (Yavsi), Muslihuddin Sirozi,
* k*
Hacı Bayram-ı Veli'nin diğer bir tarikat silsilesi de şöy-
Hacı Bayram-ı Veli Hamidüddin Aksarayi, Şeyh Sâdi er-rümi, İbrahim Basri, Süleyman İskenderani, Hasan Üstürâbâdi, Mahmud Başri, Osman Rümi, Mahmud Kerhi, Sa'deddin Bağdadi, İshâk Hâverzemi, Süleyman Buhâri, Süleyman İsfahânt, Ahmed Horasani, Ebül Hasen Cürcâni, Şeyh Müsâ Bistâmi,
HACI BAYRAM VELİ 363
İbrahim Hindistâni, Ebü Yezid-i Bistâmi (kaddesallahü teâlâ ervâhehüm). Ebü Yezid-i Bistemi'nin Resûlüllah (aleyhisselâm) Efendimiz'e kadar olan nisbeti, bütün tasavvuf kitablarında zikredilmiştir.
KE *
Bayramiler, diğer bir silsile ile de Hazret-i Ali (K.V.) Hazretleri'ne mensubdurlar;
Aliyyü'-Murtazâ, Hasan-ı Basri,
Habib Acemi, Dâvud-u Tâi,
Mâruf-ı Kerhi,
Sırr-ı Sekati,
Cüneyd-i Bağdadi, Mimşâd Dinüri, Ahmed Dinüri, Muhammed Bekri, Veciyüddin Ek-Gazi, Ebü Necib Sühreverdi, Kutbüddin Ebheri, Rükneddin Mahmud Sücâsi, Şihâbüddin Tebrizi, Cemâlüddin Tebrizi, İbrahim Zâhid Geylâni, Safiyüddin Erdebili, Sadreddin Erdebili, Alâüddin Erdebili, Hamidüddin Aksarayi, Hacı Bayram-ı Veli.