Ara
Menü
13 dakikalık okuma

Somuncu Baba: Hayatı, Menkıbeleri ve Hikmetli Sözleri

SOMUNCU BABA (K.S.) Müftri hidâyet, mehdi-i velâyet, ârif-i asl ve fürü, Şeyh Hamidüddin Aksarayi (kaddesallahü sirrahul aziz) Hazretleri Kayseri'de doğdu. Tevellüdü hangi tarihte vâki olmuştur; buna dair bir kayıt yoktur. Adı Hamidüddin'dir. Lâkabı Somuncu Baba, Ekmekçi Koca'dır. Aksaray'da fazla kaldığı ve bir rivâyete göre orada vefât edip medfun…

Somuncu Baba (Hamîdüddin Aksarâyî)Murat Tarık Yüksel, Âriflerin Menkıbeleri, c. 2 · s. 332

SOMUNCU BABA (K.S.)

Müftri hidâyet, mehdi-i velâyet, ârif-i asl ve fürü, Şeyh Hamidüddin Aksarayi (kaddesallahü sirrahul aziz) Hazretleri Kayseri'de doğdu. Tevellüdü hangi tarihte vâki olmuştur; buna dair bir kayıt yoktur. Adı Hamidüddin'dir. Lâkabı Somuncu Baba, Ekmekçi Koca'dır. Aksaray'da fazla kaldığı ve bir rivâyete göre orada vefât edip medfun bulunduğu için Şeyh Hamidüddin Aksarayi diye anıldı, Pederinin ismi Müse'l-Kayseri idi.

Cenâb-ı Şeyh Hamidüddin Hazretleri de zamanın icabına göre, tahsil yapmak üzere bir hoca, bir erbâb-ı ilim aradı. Bunun için Kayseri'den Şam'a, Şam'dan Tebriz'e, Tebriz'den Erdebil'e giderek Şeyh Safiyüddin İshâk'ın torunu Hâce Alâüddin Erdebili'ye teslim oldu.

O devirde Anadolu'nun dışında, doğuda üç ilim merkezi vardı. Buraları Horasan, Şirvan ve Erdebil'di. İşte Ebü Hamidüddin Hazretleri de Erdebil'e gitti ve Hâce Alâüddin Erdebili'den ilm-i zâhiri öğrendi.

Tarikatı Şeyh Hâce Aliyy-i Erdebili'den aldı. Fakat sahih ve gerçek olan şudur ki; Sultanü'LÂrifin Bâyezid-i Bistâmi“nin rühundan terbiye buldu. Hazret-i Hızır'la da sohbeti etti. Hazret-i Hızır Aleyhisselâm'dan ilm-i ledünni öğrendiği de rivâyet olunur.

Bâyezid-i Bistâmi Hazretleri'nin rühaniyetinden terbiye bulması Hâce Alâüddin Erdebili'ye intisabından önce mi ya da sonra mı olduğunda ihtilâf vardır. Birinde önce olmuştur, diğerinde de sonra olmuştur denilir, Hüseyin Enisi'nin Menâkıb-ı Akşemseddin adlı eserinin ilgili bölümünde şöyle kayıtlıdır:

— Şeyh Hamidüddin Hazretleri nice yıl Dımışk'da (Şam) hânigâh-ı Bâyezid'de ol tarikatın azizlerinden birinin hizmetinde oldu. Tarikatı tamamladı. Ondan sonra Hâce Alâüddin Erdebili'ye vardı

SOMUNCU BABA HAZRETLERİ 333

Sarı Abdullah Efendi'nin Semerât'ül-Fuâd adlı eserinde ise şöyle denilir:

«İlm-i zâhiri öğrendikten sonra, Şâm-ı Şerif'de hânigâh-ı Bâyezid'de bir şeyhe hayli hizmet ettikten sonra teselli bulamayarak Şam'dan Tebriz yakınındaki Hoy kasabasında Hâce Alâüddin-i Erdebili'nin sohbetine girdi. Hâce Alâüddin Erdebili, Hamidüddin'in hulüs ile gelişini ve ondaki muhabbet nürunu görüp onun emanete ehil bir kimse olduğunu anlıyarak sinnellahe ye'müruküm en tüeddül emânâti ilâ ehlihâ..» fehvâsınca kendisinde olan emaneti Hamidüddin'e verdi. Böylece Ha. midüddin, tarikatı Hâce Alâüddin Erdebili'den aldı. Mürşidi Hâce Alâüddin Erdebili, Hamidüddin Hazretleri'ne:

— Şimdiden sonra irşâd etmek üzere diyâr-ı ruma azimet eyle, buyurdu.

Bu emir üzerine Hamidüddin Hazretleri mürşidinin elini öpüp arkadaşlarıyla vedâlaştıktan sonra diyârı ruma müteveccih oldu. Mürşidi Hâce Alâüddin Erdebili onun arkasından bakıp:,

— Bizden öğrendiği ilmi diyâr-ı ruma yaymaya götürdü, buyurdu.

Onun böyle buyurması, bâzı idrâkı kıt, hasüd kimselerin, içlerinden Hamidüddin Hazretleri'ne buğzetmelerine sebeb oldu, Onların bu hasedlikleri Hâce Alâüddin Erdebili Hazretleri'nin mir'âtı kalbine aksetti. (Kalb aynasında göründü.) Onların hasedliklerini gidermek için:

— Gözden kayboluncaya kadar Hamidüddin'in arkasından bakınız. Eğer dönüp bu tarafa bakarsa, diyâr-ı rum onun ilminden istifade eder; yok eğer ardına bakmazsa onun ilminden hiç istifade edilmez, buyurdu.

Onlar, gözden kayboluncaya kadar Hamidüddin Hazretleri'nin arkasından baktılar. Hamidüddin Hazretleri bir hayli uzaklaştıktan sonra iki def'a dönerek arkasına baktı. Orada olanların hepsi teselli buldular.

Diyâr-ı ruma sırra ilâhi ve cezbe-i rahmâni ibtidâ onun vechinden sirâyet etti. O, cihânı hidâyet nüruna müstağrak kıldı.»

334 ÂRİFLERİN MENKİIBBLERİ

Hamidüddin bu menzile ericek, Mülk-i ruma götürdü dikti livâ. Cezbesin diyâr-ı ruma salıp

Kıldı rum ehlini aşkıyla şeydâ, Çünkü geldi diyâr-ı ruma Hamid, Oldu ruma hidâyet azami.

v*

Her ne hâl ise.. Şeyh Hamidüddin Hazretleri, Hâce Alâüddin Erdebili'nin yanından zâhiri ve bâtıni ilimlerle mücehhez, âlim bir zât olarak ayrıldı. Zâhiri ve bâtıni ilim erbâbı idi. Keramet-i behiyyesine de had yoktu. Tam mânasıyla kâmil ve hakikat-ı Muhammediyeyi hâmil olarak Bursa'ya geldi. Bursa'da bir zâviye, zâviyenin yanına da bir fırın yaptırdı. O fırında pişirdiği ekmekleri sırtına yüklenerek sokaklarda, halk arasında:

— Somunlar!.. Mü'minler. diye bağıra çağıra satardı.

Bursa'lılar onun bu şekilde bağırarak sattığı ekmekleri kapışırlardı. Ekmeklerin letafet ve bereketi sebebiyle bir alan bir daha alırdı. İşte onun böyle bağıra çağıra ekmek satması üzerine Bursa'da halk onu «Somuncu Baba», «Ekmekçi Koca» diye çağırır oldu.

Bu minvâl üzere Bursa'da bir hayli kaldı. Şan, şeref ve şöhretten uzaktı. Halk arasında tanmmayı; meşhur olmayı istemezdi. Fevkalâde âlim olduğu hâlde halka kendisini ümmi olarak gösterirdi. Bursa'da bir müddet kaldıktan sonra bir ara ortadan sır oldu, kaybolup gitti. Onun Bursa'dan ayrılmasına sebeb şu oldu:

Devrin pâdişâhı Yıldırım Bâyezid Han Niğbolu zaferini kazanınca — rivâyete göre — o zafere nişâne olarak Bursa'da Ulu Cami'yi inşâ ettirmişti. Başka bir rivâyete göre ise Ulu Cami” nin inşâsı şöyle olmuştur: Yıldırım Bâyezid'in Edirne fethinden sonra elde edilen ganimet malı ile, Bursa'da şiradiki yerine, Hazret-i Resûl (aleyhis salâtü vesselâm) Efendimiz Hazretleri'nin âlem-i mânada bir ulu cami inşâ edilmesini emir buyurması üzerine inşâ olunmuştur.

SOMUNCU BABA HAZRETLERİ 335

İnşâsı biten cami 1399 yılı yazında, bir Cum'a günü dini bir merasimle halkın hizmetine, ibâdete açılacaktı. O tarihte hükümet merkezi Bursa idi. O mübârek günde Ulu Cami'de Hünkâr Yıldırım Bâyezid'in damadı Emir Sultan, büyük âlim Molla Fenâri ve ulemâdan daha birçok kimse vardı. Sultan Yıldırım Bâyezid Han, Emir Sultan'a açılış hutbesini okumasını teklif etti, Emir Sultan ise:

— Gavs-ı âzam şu anda aramızda bulunmaktadır. O varken imâmet ve vaizlik yapmak bize münâsib değildir. Bu cami: nin açılış hutbesini okumaya lâyık olan zât oradadır! diyerek Şeyh Hamidüddin Hazretleri'ni gösterdi.

Halk arasında şöhretinin yayılmasından çekinen ve bundan dikkat ve titizlikle kaçınan Şeyh Hamidüddin Hazretleri, Emir Sultan'ın öyle söylemesi üzerine yerinden kalktı. Minbere doğru ilerlerken Emir Sultan'ın yanına varınca durdu. ve onun kulağına yavaş bir sesle, fısıltı hâlinde:

— Ne yaptın emirim, dedi; beni ele mi verdin?

Sonra yürüdü, geçti. Minbere çıktı ve bir hutbe okudu. Ama o öyle bir hutbeydi ki, o zamana kadar Bursa'da öyle bir hutbe ne okunmuştu ne de işitilmişti. Somuncu Baba'nın kim

ve nasıl bir zât olduğunu Bursa'lılar işte asıl o zaman öğrendiler.

Somuncu Baba Hazretleri o günkü hutbede mevzü olarak Fâtihâ süresini ele, aldı. Kavaidi arabiye, meâni, beyân, bedi, usül, kelâm ve hikmet üzere tam yedi türlü tefsir etti. Kur'ân” ın bâtıni mânasından ve esrâr-ı ilâhiyeden o kadar hakikatler beyân eyledi ki, onun Fâtihâ süresini böyle yedi türlü tefsir etmesi cemaati hem düşündürdü, hem de şaşırttı.

Zamanın değerli ve sayılı âlimlerinden Molla Fenâri bu husüsda şöyle dedi:

— Somuncu Baba burada bu hutbesiyle bize ululuğunu gösterdi. Onun nasıl yüce bir zât olduğuna bu hutbesi, Fâtihâ süresini yedi türlü tefsir etmesi bir şâhid-i âdil oldu. Fâtihâ'nın

536 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ

ilk tefsirini cemaatten herkes anladı. İkinci tefsiri cemaatin ancak az bir kısmı anlıyabildi. Üçüncü tefsiri anlıyanlar ise son derece azdı. Dördüncü ve ondan sonra gelen tefsirler ise bizim idrâkimizin dışında idi. Onları burada bilen, yalnız ve yalnız kendisi idi.

İşte Molla Fenâri gibi değerli, âlim bir zât tarafından Bursa Ulu Camii'nin açılış günü böylesine övülen ve takdirle karşılanan Somuncu Baba, yâni Şeyh Hamidüddin Veli Hazretleri o caminin üç kapısında da görünerek Bursa'lılara elini öptürdü. Şeyh Hamidüddin Hazretleri'nin üç ayrı kapıdan çıkan cemaate aynı anda ve ayrı kapılarda göründüğü iddiası bir gerçektir. Ve bizzat o gün orada bulunan cami cemaati tarafından doğrulanmıştır.

Hamidüddin Hazretleri'nin hutbede Fâtihâ süresini tefsir etmesi ise bir sebebe mebni idi. O anda Molla Fenâri Hazretleri Fâtibâ süresi tefsirinde bâzı müşkilâta mâruz kalınıştı. Somuncu Baba Hazretleri hutbede Fâtihâ süresini tefsir ederek onun müişkilâtını giderdi. Bunu da kendisi:

— Burada bâzı ulemâ müşkilâta mâruz kalmıştı! diye izah etti.

O gün Somuncu Baba Hazretleri'nin meclisinde yetmiş kişi cezbe-i rahmâna vâsıl oldu. Şeyh Hamidüddin Hazretleri hâpe-i saadetlerine gidince Molla Fenâri de oraya vardı. Ziyaretten sonra:

— Beşbin akçe nakit param vardır. Helâl kazanılmış bir paradır. Bu husüsda hiç şübheniz olmasın, Bunu size hediye olarak veriyorum, dedi.

— Şübheden uzak olduğunu nereden biliyorsunuz?

— Çünkü bu parayı medresedeki vazifem, hizmetim karşılığında aldım.

— Eh, bir tecrübe edelim.

— Nasıl isterseniz.

Şeyh Hamidüddin Hazretleri beşbin akçenin içinden bir

SOMUNCU BABA HAZRETLERİ 337

akçe alıp: Bununla merkebimize ot getirsinler. Merkebimiz yiyecek mi, bir görelim.. dedi.

Müridlerden biri o bir akçeyle ot alıp getirdi. Somuncu Baba Hazretleri o otu merkebinin önüne koydu. Merkeb otu şöyle bir kokladıktan sonra yemedi. Döndü, üzerine bevl etti.

Somuncu Baba Hazretleri: — Merkebimiz bu ana kadar şübheli bir nesne yemedi. O yemeyince o parayı ben de kabül edemem, dedi.

ka

Sırrının böylece meydana çıkması, evliyâullahdan yüce bir zât olduğunun anlaşılması üzerine kendini rahatsız hisseden Somuncu Baba Hazretleri:

— Sırrım fâş oldu, dile düştüm. Artık buralarda durucu değilim, dedi.

Duâ etti. Ondan sonra da bir daha onu Bursa'da gören olmadı.

Dünya şöhretinden kaçan Somuncu Baba Hazretleri yanına şâkirdlerinden Akşemseddin, Kara Şemseddin, Ak Bedreddin, Kızılca Bedreddin, Muslihuddin-i Karamani gibi zevâtı Bursa'nın Gavas Paşa medresesinden alarak Aksaray'a geldi. Zâhiri-bâtıni, yüksek ilim ve irfânıyla kısa zamanda Aksaraylıların gönüllerinde mümtaz bir mevkie erişti. Ve Şeyh Hamidüddin Aksarayi adı ile tanındı.

Bir müddet Aksaray'da kaldıktan sonra büyük oğlu Yüsuf-i Hakiki'yi Aksaray'da bıraktı. Küçük oğlu Halil Taybi'yi ve irşâd. ettiği müridi Müderris Nüman'ı (Hacı Bayram-ı Ve- İi'yi) yanına alarak Şam'a müteveccihen Aksaray'dan ayrıldı. Bir müddet Şam'da kaldıktan sonra oradan Mekke ve Medine'ye giderek müridi Hacı Bayram-ı Veli ile beraber hac farizasını ifa etti. Hac dönüşünde Somuncu Baba, Hacı Bayram-ı Veli'yi halkı irşâd etmeye, Ankara'ya gönderdi. Kendisi de Aksaray'a yerleşip zâviyesini kurdu.

Vefâtı hicri 815, milâdi 1412 yılında vâki oldu. Kabri şe-

338 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ

rifi için iki rivâyet vardır. Bunlardan biri Aksaray'da olduğu, diğeri Dârende'de bulunduğudur.

Türk-İslâm Ansiklopedisi'nde, Şekayık Tercemesi'nde, Hüseyin Enisi'nin Menâkıb-ı Akşemseddin adlı eserinin ilgili bö- Tümünde, Sarı Abdullah Efendi'nin Semerât'ül-Fuâd adlı eserinde ve başka bir-iki eserde daha kabr-i şerifinin Aksaray'da olduğu yazılıdır.

Şeyh Hamidüddin Hazretleri'nin Dârende'de bulunduğunu isbât etmek maksadıyla yazılan ve zâviyesi ile türbesinin fotokopisi gösterilen Somuncu Baba adlı eserde de Hazret'in Dârende'de olduğu — yine vesikalara dayanılarak — isbât edil mek istenmiştir,

Vefât tarihi olan hicri 815 tarihi için «Tâc-ı Ârifin» terkibi düşürülmüştür.

Tasavvuf lisanı üzere yazdığı «Hadis-i Erbain Şerhi» adlı eser, onun kâmil bir zat ve büyük bir mutasavvıf olduğuna en kat'i delildir.

# xw a

Şöyle hikâye olunur ki;

Hâce Alâüddin Hazretleri bir gün sohbet ve zikir için derviş ve müridlerini topladı, Hoy kasabasında Makam-ı Şems-i Tebrizi denilen ziyaretgâh onların teferrücgâhı idi, Bütün dervişler Allah'ı zikir için halka oldular. Hudâ muhabbeti gittikçe kalblerine işledi. Üç gün aşk-ı ilâhi ile mest ve hayran olarak zikri tevhid ile devran ettiler. Onların zikir ve devranından yer-gök inledi. Sahraya velvele düştü. Feleklerde melekler hayran olup raks ve devran ettiler.

Sonra salâvat-ı şerife ile tevhid ateşi sâkin olup senâ ve tekbirden sonra derviş ve müridler, mürşidleri Hâce Alâüddin'in elini öptüler. Birbirleriyle de musafaha ettikten sonra dagıldılar. Hâce Alâüddin (kuddise sirruhü) şu şiiri söyledi:

Sâkiyâ depret elin peymâneler gelsin berü, Dolu dolu nüş eden mestâneler gelsün berü. Boynuna iden hamâil aşk zincirini Hakkın Köşe köşe çağrışan divâneler gelsün berü.

SOMUNCU BABA HAZRETLERİ 339

Varlığın yokluğa verip kendisin mahveyleyen, Mahzen-i aşkım olan viraneler gelsin berü. Âşıkım, mâşuk dilinden âleme saldım salâ, Can ve başın terkeden merdaneler gelsün berü.

Sonra Hâce Alâüddin Hazretleri müridlerinden bâzılarına: — Kimse kalmadı mı? Herkes dağıldı ımı? diye sordu.

Derviş ve müridler etrafı arayınca, Hamidüddin Hazrelleri'nin vecde müstağrak olarak kendinden habersiz bir hâlde, âteş-i aşkla bir köşede pervane gibi dönmekte olduğunu görüp Hâce Alâüddin Hazretleri'ne haber ettiler, Hâce Alâüddin Hazret-i Hamidüddin'le görüştü, aralarında esrâr-ı ilâhiyeden nice kelâm oldu.

*x *

Şeyh Hamidüddin-i Veli Hazretleri'nin dervişlerinden biri ziraatle uğraşırdı, Somuncu Baba ona tohum verdi ve:

— Tarlanin birini kendin için, birini de benim için ek, dedi.

Derviş tarlalardan birini kendisi için, birini de Şeyh Hamidüddin için ekti.

Hamidüddin-i Veli Hazretleri bir gün yanında tarlaları eken o derviş de olduğu hâlde dışarı çıktı, tarlanın yanına vardı. O zaman derviş gördü ki, kendisi için ektiği tarla yemyeşil, gür ekinlerle dolu; bolluk-bereket içerisinde, Mürşidi için ektiği tarlada ise hemen hemen hiçbir şey yok!. Ancak sadece bir-iki yerde bir-iki buğday yeşermiş; onlar da çelimsiz. Mürid o hâli görünce utandı. Şeyh Hamidüddin-i Veli, dervişe:

— Bizim tarla hangisi? diye sordu.

Mürid vaziyete baktı, kendi durumundan utandı ve utandığı için de:

— Şudur efendim, diye kendi ektiği tarlayı gösterdi.

Seyh Hamidüddin-i Veli o zaman tarlaya baktı; üzüldü. Derviş sordu:

— Tarlayı görünce niye üzüldünüz? Melül olmanıza sebeb nedir?

Şeyh Hamidüddin-i Veli şöyle buyurdu:

— Dünyamızın biç onduğu yoktu. Bu aceb hangi günahımızdan için oldu? Onu düşünüyorum. Melül oluşum bu yüzden.

Onun üzerine derviş gerçeği söylemek ve hakikatı hâli açıklamak zorunda kaldı.

4k

Keramet sâhibi yüce bir zât ve büyük bir mutasavvıf olan Cenâb-ı Şeyh Hamidüddin Aksarayi Hazretleri keramet göstermeye itibar etmez ve kendisini şan, şeref, şöhret ve halkım nazarından gizlemeyi tercih ederdi. Nitekim daha evvelce de belirtildiği gibi bu husüs onun Bursa'yı terketmesine sebeh olmuştur.

Şöyle rivâyet olunur;

Bir gün Şeyh Hamidüddin-i Veli, Gürün'ün Telin köyünde Mikdat Efendi adında bir zâtın evine misafir oldu. Mikdat Efendi'nin komşularından birinin evinde bir hasta vardı. Hasta sâhibi, Mikdat Efendi'nin evinde Şeyh Hamidüddin-i Veli Hazretleri'ni görünce onun Allah dostlarından nefesi bereketli, yüce bir zât olduğunu hemen anladı ve hastasının şifâ bulması için Şeyh Hazretleri'nden duâ edivermesini ve bir muska vazıvermesini ricâ etti.

Şeyh Hamidüddin-i Veli;.

— Mikdat Efendi muska yazsın, biz de duâ edelim, dedi.

Mikdat Efendi bir muska yazdı. Şeyh Hamidüddin-i Veli Hazretleri de duâ etti. Muska takılan hasta pek kısa bir zamanda şifâ bularak hemen ayağa kalktı. Hastanın kısa bir zamanda iyileşmesi üzerine halkın Mikdat Efendi'ye gösterdiği itibar bir anda arttı. Ve şöhreti kısa zamanda etrafa yayıldı. Mikdat Efendi'nin muskalarına karşı olan taleb günden güne arttı. Fakat gerçekte Mikdat Efendi ilmi olmayan bir kimseydi. Hastanın muska takılınca şifâ bularak iyi olması Cenâb-ı Şeyh Hamidüddin-i Aksarayi Hazretleri'nin duâsı berekâtına idi.

* * *

SOMUNCU BABA HAZRETLERİ 31

Şeyh Hamidüddin-i Veli Hazretleri'nin mübârek silsilesi şöyledir:

Hazret-i Pir'in, yâni Somuncu Baba diye de anılan Şeyh Hamidüddini Aksarayi Hazretleri'nin muhterem pederinin ismi Müsâ'dır. Müse'-Kayseri diye zikredilir.

Hamidüddin-i Aksarayi Hazretleri'nin iki oğlundan büyü- 8ünün ismi Yüsuf-i Hakiki'dir. Yüsuf-i Hakiki'nin iki oğlu olmuştur. Bunlar Şeyh Safi ile Evhadüddin'dir. Evhadüddin'in de beş evlâdı olmuştur. Bunlar: Ekmelüddin, Hâce Şeyh Çelebi, Kasım Çelebi, Ziynet ve Fatma'dır.

Fakat Şeyh Hamidüddin-i Aksarayi Hazretleri'nin silsilesinin devamı küçük oğlu Halil Taybi'nin neslinden olmuştur. Bu da şöyledir:

Halil Taybi,

Seyyid Mehmed,

Pir Muhammed,

Şeyh Hasan,

Şeyh Mustafa,

Şeyh Ali Efendi,

M. Emin Efendi,

Şeyh Ali Efendi,

Şeyh Ahmed Hilmi Efendi,

Şeyh Hasan Feyzi Efendi,

Şeyh Osman Hulüsi Efendi.

4k *

Şeyh Hamidüddin-i Veli Hazretleri'nin küçük oğlu Halil Taybi'nin Seyyid Mehmed'den başka Pir Mehmed Selim, Şeyh Mustafa, Şeyh Abdullah Karabaşi adında üç oğlu daha vardır. Fakat mübârek neslini devam ettiren Seyyid Mehmed olmuştur. (Rahmetullahi aleyhim ecmain.)

#**

Şeyh Hamidüddin-i Aksarayi (kuddise sirruhul aziz) Hazretleri'nin ârifâne ilâhilerindendir.

Biz ol uşşâk u serbâzüz Akıl, rüşd bize yâr olmaz. Mey-i aşk ile sermestüz, Bize hergiz humâr olmaz.

Diriyiz dâim ölmeyiz,

Karanlıklarda kalmayız. Çürüyüp toprak olmayız, Bize leyl ü nehâr olmaz.

Bizim illerde ây ü gün, Sebat üzre durur dâim, Televvün irişür ana, Gehi bedr ü hilâl olmaz.

Bizüm gülşendeki güller, Dururlar tâze, solmazlar, Hazân olup dökülmezler, Zemistân-ı bahâr olmaz.

Şarâb-ı aşkı çün içtük,

Ferâğat mülküne göçtük, Yanup aşkınla tutuştuk, Bize tahrük ü târ olmaz.

İrelden şems nüruna, Vücüdum zerreden katre, Ne katre, ayn-ı bahr oldu, Ana ka'r u kenâr olmaz.

Bırak ey Hâmidâ vârı, Görem dirsen sen ol yâri, Göricek ol tecellâyı, || * Andan özge kemâl olmaz.

* vw»

SOMUNCU BABA HAZRETLERİ

Senden dolu iki cihân, Oldum zuhürunda nihân,

Ger bulmayan seni ayân, Yârab n'ola hâlüm benim?

Şol gün ki mizan kurula, Hak tapusunda durula, Halâyık od'a sürüle, Yârab n'ola bâlüm benim?

Hâmidi'nin gözü yaşı, Doldurur dağ ile taşı, Bilmem nidem garip başı, Yârab n'ola hâlüm benim?

Dilde kanaat olmaya, Zühd ile tâat olmaya, Senden hidâyet olmaya, Yârab n'ola hâlüm benim?

Ağlarım işte zâr ile, Kaldım dirığ ağyâr ile, Bilişmedin: sen yâr ile, Yârab m'ola hâlüm benim?

m e

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.