Ara
Menü
45 dakikalık okuma

Veysel Karanî: Hayatı, Menkıbeleri ve Hikmetli Sözleri

HAZRET-İ VEYSEL KARÂNİ (KS) 253 dimiz'in (aleyhisselâm) dünyaya teşrif buyurmalarından on, onbeş sene kadar evvel... Vefâtı; Vefatı için de bâzı rivâyetler vardır. Bunlardan birincisi; hicretin 37. ci, milâdın 659. cu yılında, Hazret-i Ali (K.V.) ile Hazret-i Muaviye (R.A) arasında vuku bulan Sıffin savaşında, Hazret-i Ali'nin (R.A.) ordusu saflarında…

Müstakil anlatıMurat Tarık Yüksel, Âriflerin Menkıbeleri, c. 2 · s. 253

HAZRET-İ VEYSEL KARÂNİ (KS) 253

dimiz'in (aleyhisselâm) dünyaya teşrif buyurmalarından on, onbeş sene kadar evvel...

Vefâtı; Vefatı için de bâzı rivâyetler vardır. Bunlardan birincisi; hicretin 37. ci, milâdın 659. cu yılında, Hazret-i Ali (K.V.) ile Hazret-i Muaviye (R.A) arasında vuku bulan Sıffin savaşında, Hazret-i Ali'nin (R.A.) ordusu saflarında çarpışırker, meşhur yahudi dönmesi Abdullah ibn-i Sebe'nin adamları tarafından hile ile şehid edildiği rivâyetidir. Başka rivâyetler de vardır. İzahları ileride gelecektir.

Müddet-i ömrü; 100 yıl kadardır.

Kabri; Cenâb-ı Üveys Hazretleri'nin kabrinin bulunduğu yerler için de çeşitli rivâyetler vardır. Bunların sadece birisi doğrudur. Öbür rivâyet sâhibleri, Üveys Hazretleri'ni kendilerine mâl etmek isteyen kimselerdir. Doğrusunu Allah bilir.

Veysel Karâni Hazretleri'nin kabr-i şerifleri için birçok yerler gösterilir.

“ X

Hazret-i Veysel Karâni'nin eşkâlini, Cenâb-ı Peygamber Efendimiz (aleyhisselâm) Hazretleri şu şekilde vasfetmişlerdir:

Orta boylu, geniş omuzlu, buğday renkli, mavi gözlü, başı göğsüne doğru eğik ve sakalı göğsüne temas eden bir kimsedir. Gözleri daima secde yerine bakar. Sağ eli göbeğinde, sol elinin üzerine bağlıdır. Nefsini hor görür, dünya metâına asla iltifat etmez. Sol omuzunun altında bir lem'a mevcuttur. Başınu saçı çok olup rengi kızıla yakındır. Sağ elinin ayâsında, ak duran akçe kadar bir beni vardır. Yeryüzünde bulunanlarca meçhül, gökyüzünde olanlarca malüm ve meşhürdur. Hak Teâlâ'dan dileyeceği bir şey, takdir-i ilâhi hemen vuku bulur.

#* & *,

Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) Hazretleri, Mi'râc gecesinde arş-ı âlânın en yüksek katına erişti. Bir noktaya varınca Cebrâil Aleyhisselâm ona:

— Artık sen yalnız gideceksin. Daha ilerisi için bana izin vok, dedi ve ayrıldı.

Peygamber Efendimiz o yüksek noktada, bir kimsenin baş. tan aşağı bir pöstekiye bürünmüş olarak ayakları altında yu. varlandığını gördü. O kimsenin baygınca bir hâli vardı. Pey. gamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) onun kim oldu. gunu sorunca;

— Üveysü'l-Kareni'dir, denildi.

Bu husüsda başka bir rivâyet te şöyledir.

Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) Mi'râc“ da bir recül (yetişkin erkek) gördü. Arşı baştan başa nüra boyamıştı. Server-i Kâinat (aleyhi ekmelü't-tehıvvâ) Efendimiz Hazretleri:

— Meleğe benzeyen bu recül kimdir? diye suâl buyurunca, şöyle hitâb-ı izzet erişti:

— Sıddiklar makamında bulunan Üveys'ül-Karâni'dir. Bizim ona verilmiş sözümüz vardır. Bu sebebe binâen o güzelden güzel cemâl-i şerifimle şereflenmiş bulunuyor.

Bir gün Server-i Kâinat (aleyhi ekmeli't-tehıyyâ) Efendimiz şöyle buyurdu:

— Allahü Teâlâ'nın dostları içinde onun en fazla sevdiği, derecesi en üstün olanı; Allahü Teâlâ'dan en ziyade korkup çekinendir. Lâkin bu da kâfi gelmez. Hususi ahvâli kimse tarafından bilinmemelidir.

Ashâbdan:

— Yâ Resûlâllah! İçimizde böylesi bulunur mu? diye sordular.

Cenâb-ı Peygamber Efendimiz:

— Evet, buyurdu; bu, deve güden Üveys'ül-Kareni'dir.

ws &

Şöyle rivâyet olunmuştur ki;

Server-i Kâinat (aleyhi ekmeli't-tehıyyâ) Efendimiz Hazretleri kıyamet günü:

— Yârabbi, Üveys'i isterim, diye niyâz edince, Hak Teâlâ bir cilve-i rabbâni olmak üzere:

HAZRET-İ VEYSEL KARÂNI (K.S) 255

— Dünyada görmedin, burada da gizli duruyor, buyuracak. Sonra Rebia ve Mudar (*) kabilelerinin koyunlarının tüyü adedince, günahkâr ümmet-i Muhammede şefaat edilecektir.

Ashâb-ı Kirâm (aleyhimür rıdvân) Hazerâtı, Peygamber Efendimiz'e Üveys Hazretleri'nin nerede olduğunu sordular.

Fahr-i Kâinat Efendimiz:

— Üveys, Yemen vilâyetinin Karen Köyündedir, buyurdu.

Ashâb tekrar:

— Yâ Resûlâllah, Üveys zâtı risâletpenâhilerini gördü mü? diye sordu.

Peygamber Efendimiz:

— Mânen gördü; lâkin zâhiren görmedi, buyurdu.

— Yâ Resûlâllah, bu nasıl âşıktır ki sizi görmüyor?

— Bunun iki sebebi vardır. Birincisi hâl galebesinden, ikincisi şeriat azametindendir. Onun âmâ bir annesi var, Onu yalnız bırakıp gelmedi; şeriat emrini tuttu, annelik hakkına riâyet etti, onu tepmedi. Hizmetinde kusur etmiyerek daima hizmetinde bulundu.

İzin alıp geldi, fakat bizi evde bulamadı. İzin müddetini düşünerek bekliyemedi. Dönüp gitti ve bizi göremedi.

Ashâb tekrar:

— Biz onu görmiyecek miyiz yâ Resûlâllah? diye sordular.

— Ebü Bekir görmiyecek; Ömer ile Ali görecekler, buyurdu. Ve Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali'ye mübârek murakka'ını (hırkasını) Üveys Hazretleri'ne götürmelerini vasiyet etti.

— Benden selâm edin, murakka'ı giysin, ümmetlerime duâ kılsın, dedi.

* k*'* Bir gün kabilesinden biri Cenâb-ı Üveys Hazretleri'ne:

— Nasıl akşamlayıp nasıl sabahlıyorsun? diye sordu. Cenâb-ı Hazret-i Üveys:

(*) Rebiz ve Mudar, diğerleri arasında en fazla koyuna sâhib bulunan tiki Arap kabilesidir.

— Allah'ıma hamd ve şükürler olsun, ikisini de idrâk edi. yorum. Fakat bunun keyfiyetini anlatmak kabil mi? Sabaha çıktığı an akşama varacağını, karanlık bastığı an da sabaha varacağını kişi nereden bilsin? Bu, ancak Hak Teâlâ Hazretleri". 'nin yed'inde olan bir iştir, buyurdu.

Server-i Kâinat (aleyhi ekmeli't-tehiyyâ) Efendimiz Hazretleri bir gün şöyle buyurdu:

— Muhakkak Cenâb-ı Hak en fazla şu kullarını sever: Mü'tekidi (tam itikad sâhibi olanı.) O ibâdetini gizli ve hâlisâne yapar. Halk arasında tanınmaz. Âmir huzuruna çıkmak iste. diği zaman çok hakir görülür, kendisine izin verilmez. Hasta olduğu zaman ziyaret edilmez. Evlenmeyi arzu ettiği vakit evlendirilmez.

Ashâbdan: — Bu kimdir yâ Resûlallah? diye sordular.

Peygamber Efendimiz cevâben: — Bu Üveys'dir, buyurdu.

#* *

Şöyle rivâyet olunmuştur ki;

Üç gün ağzına bir lokma bir şey koymayan Cenâb-ı Üveys Hazretleri giderken yol üzerinde bir altın gördü. Birisi düşürmüştür diye almadı. Allah tarafından yoluna taze otlar düşürüldüğü hâlde, koyunların hakkıdır deyip almadı. Bir koyun ağzından ekmek getirerek Üveys'in önünde durdu. Üveys'e o ekmeği takdim etti. Fakat Üveys Hazretleri gıdasıdır deyip kabül etmedi. Koyun dile gelip ekmeği Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri'nin fermânı mücibince getirdiğini söyledi ve gözden kayboldu. Üveys Hazretleri ekmeği alıp öptü ve alnına götürdü.

4 * * Hazret-i Rebi' anlatıyor.

Gönlüm Cenâb-ı Üveys Hazretleri'ni arzuladı; görmeye gittim. Nezd-i âlilerine dâhil olduğum zaman kuşluk namazı kılı

HAZRET-İ VEYSEL KARÂNİ (KS) 257

yordu. Namazdan fâriğ olmasını bekledim. Namazını bitirince bu sefer de tesbih ile meşgül oldu. Tamam edince selâm vermek istedim. Hiçbir tarafa bakmadan öğle namazını kıldı. Böylece tam üç gün bekledim. Yemedi, içmedi, uyumadı; hiç ara vermeden üç gün namaz kıldı. Dördüncü gün münâcaâtını dinledim. Hak Teâlâ'ya şöyle yalvarıyordu:

« Yârabbi! Sana sığınırım, çok uyur gözden ve çok yer karından.»

Ben bu sözleri işittim; bana bu öğüt yeter, dedim.

LE NR

Server-i Kâinat (aleyhi ekmeli't-tehıyyâ) Efendimiz buyuruyor:

— Kıyâmet günü yetmiş bin melâike halkolunacak. Üveys onların arasında cennete girecek. Dünyada halktan uzlet ettiği, ibâdetini gizli yaptığı ve kendisini halktan gizlediği için, kıyâmet günü âhirette onu hiç kimse bilmeyecektir. Allahü Teâlâ Hazretleri:

— Benim velilerim, benim kubbelerim altında gizlidir. Onları benden başka kimse bilmez, buyuruyor.

* &

Bir gün Cenâb-ı Üveys Hazretleri'nden:

— Namazda huşü nedir? diye suâl olundu.

Üveys Hazretleri bu soruya şu şekilde cevab verdi:

— Namaz içindeyken mızrağı vurup öbür yanından çıkarsalar bile duymamaktır.

# * k

Hazret-i Üveys'ülKareni tâbiinin en hayırlısıydı. Server-i Kâinat (aleyhi ekmelü't-tehıyyâ) Efendimiz Hazretleri, Cenâb-ı Üveys'ül-Kareni'ye: Halilü'r-Rahmân (Allah'ın sevgili dostu)

olan İbrahim Peygamber'in sıfatı Halil ism-i şerifiyle hitâb etmiş ve: — O benim halilimdir (sadık, sevgili dostumdur) buyurmuştur. a4 *

258 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ

Şeyh Cemâlüllah'dan nakildir. Şöyle buyurulur:

Hazreti Üveys'in gizli sırlara ve Kur'ân'ın inceliklerine vâkıf, ârif-i billâh bir insan olduğu kadar, dini bilgileri de bilen kuvvetli bir ilim adamı ve büyük bir irşadcı olması düşünülebilir. Fakat kendisinin de belirttiği gibi Hazret-i Üveys mes'üliyet altına girmekten ve âfet telâkki ettiği şöhretten çekinmiştir. Yüceliği alçakgönüllülükte bulmuş ve bu husüsu meslek ve meşrebine daha münâsib görmüştür. Bunun için de müfti, kaadı olmamıştır. Halka va'z u nasihatte bulunmak arzusu göstermediğinden müderrislik etmemiştir.

Cenâb-ı Üveys Hazretleri ve onun gibiler için söylenen «esselâmetü filvahde: selâmet yalnızlıktadır» sözünü, Şeyh Ebül Kasım Gürgâni şöyle açıklar:

Selâmet yalnızlıktadır. Yalnızlık tekliktir. Teklik bir ol maktır. Teklik içinde teklik, bir içinde birliktir. Gerçek selâmet te bundadır. Dışta kalan yalnızlıktan bir şey çıkmaz. Sözün rüha işleyeni özden gelendir. Hâl'in riyâsız olanı gönülden doğandır.

Bu mânada Şeyh Üftâde Hazretleri de şöyle söylemiştir: Gerçek bu söz yârenler,

Gördüm demez görenler, Keramete erenler Gizli sırrın açar mı?..

*k *

Cenâb-ı Üveys Hazretleri için, Feridiiddin-i Attâr bir ese- — Ben onun hakkında ne söyliyebilirim? Ne yazsam azdır, eksiktir. Zira onu, âlemlere rahmet olan Peygamber Efendimiz sevmiş ve övmüştür, buyurur,

Hazret-i Muhammed (aleyhisselâm) Efendimiz, bâzen mübârek yüzünü Yemen'den yana çevirip:

HAZRET-İ VEYSEL KARANİ (K.S) 259

— Hak âşığı Üveys'in kokusunu alıyorum...

— Allah'ıma şükürler olsun, rahmân rüzgârı bana Yemen" in Karen köyünden Arar oğullarından Üveys'in güzel kokusunu, misk gibi nefesini getiriyor, buyururdu.

Üveys Hazretleri'nden bahsolunurken:

— Yâ Resûlâllah, o nasıl bir kimsedir? şeklinde vâki olan bir suâl üzerine (aleyhis salâtü vesselâm) Efendimiz şöyle buyurdu:

— Orta boylu, geniş omuzlu, buğday renkli, başı göğsüne doğru eğik ve sakalı göğsüne temas eden bir kimsedir. Gözleri daima secde yerindedir. Sağ eli sol bileğinin üzerine bağlıdır. Sağ elinin ayâsında, ak duran akçe kadar bir beni vardır. Nefsi üzerine daima zarilik kılar. Dünyâ metâma asla iltifat etmez. Yeryüzünde bulunanlarca meçhul, gökyüzünde olanlarca malâm ve meşhurdur. Allah'dan dileyeceği bir şey, Cenâb-ı Yezdân'ın takdiri ile vuku bulur.

#*& *

Hazret-i Üveys on-onbeş yaşlarında iken bir hastalığa mübtelâ olmuştu. Bu hastalık yüzünden vücudu ak ak lekeler içindeydi. Hazret-i Üveys bu hastalığa uzun zaman tahammül etti. Sonra o ak ak lekeler kaybolmaya, Üveys hastalıktan kurtulup iyi olmaya yüz tuttu. O zaman el açıp yüce yaradana şöyle duâ etti:

— Ey bütün dertlilerin dermanı olan yüce rabbim! Günlerden beri çekmekte olduğum bu hastalıktan beni kurtardığın, sıhhate kavuşturduğun için sana ne türlü hamd edeceğimi bilemiyorum. Gece gündüz secdede kalsam gene de sana olan şükran borcumu ödeyemem.

Ey büyük Allah'ım! Senden bir dileğim var. Vücudumdan bu hastalığın belirtisini, onun izlerini tamamiyle giderme; onu gördükçe çektiklerimi hatırlayıp sana daima şükredici bir kul olayım.

Hazret-i Üveys'in bu şekilde duâ etmesinden sonra, sağ eli ayâsında akçe büyüklüğünde beyaz bir leke, bir aklık kal. mıştır.

“kA

Hazret-i Üveys, deve güder, geçimini onunla te'min ederdi. Geçimi, yaşaması pek sâde idi. Bu dünyâda hasta, âma ve ihtiyar olan annesinden başka kimsesi yoktu. Hiç evlenmemiş, hep bekâr yaşamıştı. Güttüğü develer için de ücreti kendisi tâyin etmez, deve sâhiblerinin takdirine bırakırdı. Ne verirlerse râzı olur, üzerinde durmazdı. Aldığının yarısını sadaka olarak yoksullara dağıtır, kalanı da kendi ve annesi için harcardı. Yoksul ve yetimlerin develerinden hiç para almaz, onları ücretsiz güderdi.

Kalbinde yüce bir aşk vardı. O aşk alev alev yanıp onun benliğini sarıyordu. Bu, âlemin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Cenâb-ı Peygamber Efendimiz'in mübârek cemâlini görebilmek aşkı idi. Bunun için annesine günlerce yalvardı. Fakat her seferinde ondan şu cevabı aldı:

— Ey benim biricik oğlum, ciğerpârem! Görüyorsun ki çok ihtiyarım. Seni de ne kadar çok sevdiğimi bilirsin. Senin ayrılığına dayanamam; buna tahammül edemem.

Hazret-i Üveys, annesinin bu sözüne karşı tevekkülle boynunu büker, bırakır giderdi. İkisinin birbirlerine karşı olan yakınlık ve düşkünlükleri o derece fazla idi ki, târifi imkânsız... Armesinin, oğlu Üveys'e karşı şefkat ve merhameti ne derece ise, Üveys'in de annesine karşı sevgi, saygı itâat ve hürmeti en az onun on misli fevkında idi. Hazret-i Üveys annesinin üzerine titrerdi. Onu incitirim diye aklı çıkardı.

Annesi ihtiyar, hasta, âma bir kadındı. Bütün korkusu onun rızası hilâfına bir harekette bulunmaktı. Eğer onu incitir, kalbini kıracak olursa; yaşamasının, dünyada varlığının bir kıymeti olmazdı. Bu bakımdan her Allah'ın günü develeri otlatmaya çıkarmadan önce annesinin karşısına geçer, önünde el bağlar, hürmetle bir arzusunun olup olmadığını sorar, develeri otlatmaya götürmek için ondan izin alırdı. Sonra büyük bir

HAZRET-İ VEYSEL KARANİ (KS) 261

saygı, sevgi, itâat, hürmet ve edeble annesinin ellerini öperek ayrılırdı.

Yine böyle bir gün aşkını dile getirmiş, sevgili annesinden, aşkı ile yanıp tutuştuğu Hazret-i Peygamber Efendimiz'i (aleyhisselâm) görebilmek için izin istemişti. Fakat aldığı cevab yine eskisinin aynı oldu. Üveys hiç sesini çıkarmadan tevekkülle boyun büküp ayrıldı. İzin aldıktan sonra develeri otlatmaya götürdü. Otlamaları için onları sahraya saldıktan sönra her zaman olduğu gibi yine namaza durdu. İbâdet ve zikirle meşgül oldu.

Sonra Peygamber Efendimiz'in mübârek cemâlini görmek husüsunda Cenâb-ı Rabbü'l-Âlemin'e yalvararak izin ve yardım istedi, ellerini yüzüne sürdü. Susadığını hissederek su tulumunu ağzına götürdü. Bir-iki yudum içmişti ki bir ses duydu, Kulak verdi; birisi:

— Üveys, Üveys! diye bağırıyor, kendisini arıyordu.

— Bismillâh, yâ Allah!. diyerek yerinden doğruldu. Etrafına bakınıp sesin sâhibini bulmaya çalıştı. Aynı ses yeniden duyuldu. Şimdi daha yakından geliyordu. Sesin sâhibi o civarda olmalıydı. Üveys:

— Buradayım! diye cevab verdi.

Aradan çok az bir zaman geçmişti ki bir çocuğun koşarak kendisine doğru geldiğini gördü. Hazret-i Üveys son derece heyecanlandı. «Acaba anneme bir şey mi oldu?» diye düşündü. Telâşla çocuğa doğru koştu ve:

— Yâ Hasen; ne var, ne koşuyorsun? diye sordu.

Çocuk sâkin ve telâşsız:

— Yâ Üveys, annen selâm etti ve senden için, Üveys hemen gelsin, dedi diye cevab verdi. Üveys:

— Ve aleykümüs selâm, yâ Hasen yoksa anneme bir şey mi oldu?

— Hayır yâ Üveys, annene hiçbir şey olmadı. Yalnız seninle görüşmek istediğini söyledi, o kadar.

Üveys rahatladı; derin bir nefes aldı. Develeri toplayıp yola düştü. Kendisini çağırmaya gelen, komşunun çocuğuydu. O

da onunla beraber gidiyordu. Üveys o çocuğa:

— Yâ Hasen, dedi; annem sizde mi?

Çocuk cevab verdi:

— Hayır yâ Üveys, annen evinizde. Seni orada bekliyor.

Hazret-i Üveys develeri sâhiblerine teslim ettikten sonra merak ve heyecanla evlerine koştu. Kapıdan girer-girmez:

— Anne! Anneciğim!. diye bağırdı.

Onun geldiğini öğrenen annesi:

— Geldin mi ey benim sevgili oğlum? diye aynı sevinç ve heyecanla cevab verdi.

Üveys merak ve aceleyle:

— Bir şeyin yok ya anneciğim? diye sordu.

— Yok yavrum, Rabbime çok şükür iyiyim.

— Seni sıhhat ve âfiyet üzere gördüğüm için rabbime hamd ü senâ ederim.

— Seni ne için çağırttım oğlum, biliyor musun?

— Hayır annem, ben de onu merak ediyorum.

— Bu sabah benden bir şey istemiştin ya oğlum..

-— Ne istemiştim canun annem?

— Bu yeni bir şey değil sevgili oğlum. Hani iki cihanın sevgilisi Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm'ı görebilmek için benden daima izin ister dururdun..

Cenâb-ı Üveys Hazretleri'nin yüzü büyük bir sevinçle parladı. Merak ve heyecanla cevab verdi:

— Evet benim canım annem. Bunun için sana ne kadar çok yalvardığımı bilirsin.

— Benim sevgili oğlum, senin bu dileğini kabül ettim. Hemen yarın yola çıkacak şekilde hazırlan. Benim ciğerpârem evlâdım! Sana bu izni, sadece Medine'ye gidip hemen dönmen şartıyla veriyorum. Yalnız Hazret-i Resûl'ü hâne-li saâdetlerinde bulamayacak olursan onu arıyorum diye vakit kaybetmeyecek, hemen döneceksin. Zira bilirsin seni ne kadar çok severim. Senden uzun zaman ayrılığa tahammülüm yoktur.

Cenâb-ı Üveys Hazretleri'nin sevinci sonsuzdu. Annesinin ellerini aldı, def'alarca öptü, öptü. Sonra:

HAZRET-İ VEYSEL KARÂNİ (K.S) 263

— Ey benim biricik annem! Allah (celle şânühü) senden râzı olsun, Şunu bilesin ki, rızân hilâfına hiçbir harekette bulunmayacağım. İki cihânın mahbübu Resûli Ekrem (aleyhis salâtü vesselâm) Efendimiz Hazretleri'ni hâne-i saâdetlerinde bulamıyacak olursam hemen dönüp geleceğim. Yüce rabbimiz beni, seni ve cümle ümmet-i müslimini resülünün şefâatinden mahrum bırakmasın. Hak Teâlâ Hazretleri onunla buluşmayı müyesser kılarsa; elini öper, ayağına yüzümü-gözümü sürer, mübârek cemâlini doya doya seyreder sonra da yanına döner gelirim, inşâallahü teâlâ.

— Pekiyi sevgili oğlum, işte seni bu iznimi bildirmek için çağırmıştım. Selâmetle, güle güle git, yolun açık olsun. Ve hemen dön.

Cenâb-ı Hazret-i Üveys bu vaziyete son derece sevindi. Âdeta uçacak gibi oldu ve ertesi günü sabahın erken saatlerinde yola çıktı. Dağ, taş, dere, tepe demeden yaya olarak günlerce yol aldı. Günün birinde Medine-i Münevvere'ye vâsıl oldu. Şehrin içinde biraz yürüdü. Sonra bir mü'mini çevirerek:

— Allah resülünün evi nerededir? diye sordu.

Mü'min târif etti

— Bu yolu tâkib et, sağda bir mescid göreceksin; onun hemen bitişiğindedir.

— Allah senden râzı olsun kardeşim.

Hazret-i Üveys, Resûli Ekrem (aleyhisselâm) Efendimiz Hazretleri'nin hâne-i saâdetlerinin önüne geldi. Sağ elini kaldırıp üç def'a kapıyı çaldı. Sonra heyecan dolu olarak beklemeye başladı.

Bir müddet sonra ayak sesleri işitildi. Kapı hafifçe aralandı.

— Kimsiniz? Ne istiyorsunuz? diye soruldu.

Kapıyı aralayıp bu suâli soran Cenâb-ı Peygamber Efendimiz'in temiz, pâk zevcesi Hazreti Âişe (radıyallahü anhâ) idi. (Bir rivâyete göre de kızı Seyyide Fâtıma (radıyallahü anhâ) olduğu söylenmiştir.)

Hazret-i Üveys şöyle cevab verdi: —

— Dünya gözüyle Allah'ın resülünü görüp ziyaret etmeye geldim. Ben Karen'li Üveys'im.

— Allah'ın resülü bitişikte, mescid-i nebevidedir.

Üveys'in başına sanki dünya yıkılmıştı.

— Fakat ne yazık ki ey mü'minlerin annesi, diye cevab verdi; annemin müsaadesi buraya kadar. Buradan daha başka yere gidip Efendimiz'i ziyaret etmeye ruhsat yoktur. Ey annemiz; Allah'ın habibine selâmım olduğunu, onu dünya gözüyle görmek için geldiğimi, mübârek. ellerini öpüp ayağına yüzümü-gözümü sürmek istediğimi lütfen duyurunuz, dedi.

Hazret-i Âişe (radıyallahü anhâ): — Peki, söylerim, diye cevab verdi. Sonra kapıyı örttü.

Hazret-i Üveys yere eğildi, Resûlüllah Efendimiz'in hânesi eşiğini öptü. Geri geri çekilerek oradan uzaklaştı.

Aradan birkaç saat geçtikten sonra Resûl-i Ekrem (sallâ)lahü aleyhi ve sellem) Efendimiz Hazretleri mescid-i nebeviden hânei saâdetlerine teşrif buyurdu. İçeri girer girmez burcu burcu aşk ve muhabbet kokusunu teneffüs etti. Zevcesi Hazret-i Âişe'ye (radıyallahü anhâ) hitâben:

— Yâ Âişe, hânemize hangi yüce kişi geldi? Bu rahmâni kokular, bu ilâhi lezzetler, bu misk ü anber nedendir, bilir misin?

Hazret-i Âişe (radıyallahü anhâ) şu cevabı verdi:

— Yâ Resûlâllah! Yemen'in Karen köyünden Üveys adında bir zât sizi ziyarete geldi. Mübârek cemâlinizin ezeli âşıklarından imiş. Zât-ı âlinizi bulamayınca pek üzüldü. İşte o kimse gittikten sonra hânemizde misk ü anbere benzer bu güzel kokuların mevcüdiyetini hissettim.

Hazret-i Resûlüllah Efendimiz tebessüm buyurduktan sonra sordu: — Yâ Âişe, sen onu gördün mü? — Gördüm ey Allah'ın resülü.

HAZRET-İ VEYSEL KARANİ (K.S) 265

— Öyleyse Üveys'i gören gözleri ben de ziyaret edeyim. Kâinatın efendisi böyle buyurduktan sonra Hazret-i Âişe'yi (radıyallahü anhâ) gözlerinden öptü.

Hazret-i Fahr-i Âlem Efendimiz akşam namazını edâ için mescide gitti. Namazdan sonra sahâbelere Hazret-i Üveys'ül- Kareni'den söz açtı. Sonra:

— Üveys'i gören güzleri ziyaret ettim. Siz de benim gözlerimi ziyaret ediniz, buyurdu.

Başta Hazret-i Ebü Bekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman ve Hazret-i Ali (radıyallahü anhüm ecmain) olmak üzere bütün sahâbeler gelip Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm'ın mübârek gözlerini öptüler...

Allah resülünün gözleri ziyaret edildikten sonra Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: — Bana Yemen illerinden rahmâni nefesler geliyor.

— Tâbiinin başı ve en hayırlısı Üveys nâmıyla çağrılar zâttır. Elinde abras hastalığından kalma bir iz vardır. Yemen” de, annesinin yanında oturur, Allah'dan size mağfiret etmesi için ona yaklaşınız.

— Şimdiden cennet ehlini görmek isteyen Yemen'in Karen köyüne gitsin.. Erken saatte ana caddeye çıksın. İlk olarak geçecek sarıklı ve eski elbiseli deve çobanı cennet ehlindendir.

— Benden sonra hırkamı Üveys'e veriniz!

#* *

Beri taraftan Cenâb-ı Üveys'ükKareni Hazretleri Fahr-i Âlem Efendimiz'in mübârek cemâlini göremeden geri döndü. Yine dağ, taş, dere, tepe aştı. Nihayet bir seher vakti köyü Karen'e geldi. Evini uzaktan gördüğünde, «acaba anneme bir şey oldu mu ki?» diye merak içinde idi. Seri adımlarla eve geldi, içeri girdi. Annesi bir tarafta uyuyordu. Onu sağ-sâlim buldugu için Allah'a şükretti. Günlerce ayrılıktan sonra ve hasretini çeker olduğu hâlde onu uyandırmaya kıyamadı. Bir müddet seyrettikten sonra soyunup yıkandı.

Sonra annesinin baş ucuna gelip onu dinledi. Bir müddet sonra annesi gözlerini açtı. Oğlu Üveys'i baş ucunda görünce tatlı tatlı gülümsedi. Hazret-i Üveys annesine sarılarak hasretini giderdi.

— Ey benim annem, dedi; bizi birbirimize kavuşturan rabbime hamdederim.

Annesi hayretle oğlu Üveys'e bakıyordu. Sebebini şöyle

açıkladı.:

— Ey benim canımın içi oğlum! Pek çabuk döndün. Yoksa Hazret-i Resûlüllah'ı ziyârete gitmedin mi?

— Demek çabuk döndüm. Canım annem, hâlbuki ben buradan ayrılalı iki ay oldu.

— Hiç farkında olmadım?

— Yüce Allah ne büyüktür. Demek sana zamanı kısa göstermiş...

— Ey biricik oğlum, artık gönlündeki O'na olan hasret ateşi sönmüştür sanırım. Onun mübârek cemâlini görüp doya doya seyrettin mi? O'na selâm ve hürmetlerimizi söyledin mi?

— Ah benim canım annem, sen bana hâneli saâdetlerine kadar ruhsat vermiştin. Hâlbuki kâinatın efendisi ben oraya vardığında mescid-i nebevide imiş. Senin rızân hilâfına olacağı için oraya gidip te Efendimiz'i (sallâllahü aleyhi ve sellem) ziyaret edemedim. Ancak Resûlüllah Efendimiz'in ayak bastığı mübârek eşiği eğilip öperek döndüm, geldim.

Hazret-i Üveys'in annesi gözyaşlarını tutamayarak ağladı.

HAZRET-İ VEYSEL KARÂNİ (ES) 261

Kelimeler boğazında düğümlendi. Güçlükle konuşarak gözyaşları içerisinde şöyle diyebildi:

— Ben senden daima râzıyım ey oğlum..

Hazret-i Üveys kendisi yokken annesinin ne durumda ol duğunu merak ediyordu. Tatlı bir sesle:

— Ey annem, rahatın nasıldı? diye sordu.

— Pek iyi idi oğlum. Ancak sana olan hasretimiz de ziyade idi. Fakat yüce rabbim zamanı kısalttı. Şimdi sana kavuşmanın hazzını tâ gönülden duyuyorum.

— İsteyip te yapamadığın bir şey oldu mu annem?

— Hayır yavrum.

— Kapımızı çalan, hâl ve hatırını soran oldu mu?

— Bunca yıl soran olmadı da sen yokken mi soracaklar?

Hazret-i Üveys o gün annesiyle konuştu, bir hayli sohbet etti. İkisi de birbirlerine olan hasretlerini giderdiler.

#** *

Cenâb-ı Peygamber Efendimiz (aleyhisselâm) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdu:

— Benim ümmetimden Yemen ilinin Karen köyünde Üveys vardır. Vücudu kıllıdır, sağ elinin ayâsında ak nürdan bir beni vardır. O, deve güder. Dağda, bayırda, bulunduğu her yerde ibâdet eder. Daima ibâdetle meşgüldür. Onu görün, bizden selâm edin. Şu murakkaımı (hırkamı) giysin ve ümmetimin âsilerine duâ kılsın.

Peygamber Efendimiz'in (sallâllahü aleyhi ve sellem) âlem-i âhirete göçmelerinden sonra, Hazret-i Ömer'in hilâfeti zamanında, hac mevsiminde bir gün Hazret-i Ömer ile Hazreti Ali Mekke'ye geldiler. Hazret-i Ömer Mekke'de, Ebü Kubeys dağının tepesinde Yemen'lilere hitâben:

— Ey Necid kavmi, dedi; Yemen vilâyetinin Karen köyünden olan kimse var mı hiç içinizde?

— Sakallı bir ihtiyar var, dediler.

Hazret-i Ömer (R.A):

— Onunla görüşmek istiyoruz. Nerede bulunur? diye sordu.

268 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ

İhtiyara haber gönderdiler, geldi. Hazret-i Ömer ona:

— Ey Yemen'li kişi, dedi; Karen köyünde Üveys adında bir kimse var mı?

— Evet, var.

— Sen onu tanır mısın?

— Tanırım, Hem iyi tanırım. Delinin, divânenin birisidir. Oldum olası çobandır; deve güder. Halka karışmaz, viraneler içinde gezer. Neş'e, sevinç nedir; bilmez. Herkes güler, o ağlar. Başkası ağlar, o güler. Fakat onu niçin soruyorsunuz?

— İşte biz onu görmek istiyoruz. Bize yerini târif et.

— Son olarak onu Armne deresinin civarında görmüştüm.

Hazret-i Öner ile Hazret-i Ali beraberce ihtiyarın söylediği yere gittiler. Cenâb-ı Üveys Hazretleri'ni namazda buldular. Hazret-i Üveys kendisini ibâdete öylesine vermişti ki, Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali'nin gelişlerinden haberi bile olmadı. Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali, Üveys Hazretleri'nin namazdan fâriğ olmasını bekliyorlardı. Aradan uzunca bir zaman geçtiği hâlde Hazret-i Üveys halâ ibâdetini bitirmemişti. Bu kadar uzun zaman esnasında develer sanki bir koyun gibi munis, oldukları yerde durmakta idiler. Sanki kendilerini gizli bir kuvvet, bir melek güdüyordu.

Hazret-i Üveys namazını bitirince Hazret-i Ömer onun yanına yaklaştı. — Esselâmü aleyküm ve rahmetullah, diye selâm verdi.

Hazret-i Üveys:

— Ve aleykümüs selâm ve rahmetullahi ve berekâtühü, dive mukabelede bulundu.

Hazret-i Öner (R.A):

— Kimsiniz? diye sordu.

— Çobanım, deve güderim.

— Onu sormadım; adınız ne onu soruyorum.

— Abdullah (yâni Allah'ın kulu).:

— Küllünâ abdullahi, (Hepimiz Allahü Teâlâ'nın kuluyuz.) Kcndi şahsına mahsüs olan adın nedir?

HAZRET-İ VEYSEL KARÂNİ (K.S) 269

— Peki, ama siz kimi arıyorsunuz?

— Biz Yemen'in Karen köyünden Üveys'i arıyoruz.

— Üveys benim. Maksadınız nedir?

— Biz peygamberlerin ulusu Hazret-i Fahr-i Kâinat Efendimiz'in emriyle buralara kadar geldik.

Cenâb-ı Peygamber Efendimiz'in mübârek ism-i şerifini işnince Hazret-i Üveys'in yüzü parladı; dikkat kesildi. Hazret-i Ömer (R.A):

— Sağ elinizi açar mısınız? dedi.

Hazret-i Üveys sağ elini açınca Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali onun avucu içindeki nürdan beni gördüler. İkisi de:

— Fahr-i Kâinat Efendimiz'in buyurduğu aynen çıktı, dediler. Hazret-i Ömer:

— Ey Allah resülünün sevgilisi olan muhterem zât! Peygamberler peygamberi Hazret-i Fahri Kâinat Efendimiz size selâm etti. Mübârek murakkaını gönderdi, «alıp giysin, ümmetine duâ etsin, şefâat kılsın» diye de vasiyet etti, dedi.

Hazret-i Üveys selâmı aldıktan sonra hırkayı öpüp başına gözüne sürdü.

— Allah'ın resülü bu âcize mi selâm etti? Bu âcize mi hırkasını gönderdi? Bu fakir, hakir onun selâmına, hırkasına lâyık mı ki? Onun emirlerini yerine getirmeye bende tâkat var mı ki?

— Evet, sen Hazret-i Fahr-i Kâinat Efendimiz'in selâmına lâyıksın. Öyle olmasaydı, lâyık olmayan bizleri, mübârek murakkamı sana gönderir miydi?

— Sizler kimlersiniz? Lütfedip adınızı söyleyiniz, bileyim.

— Ben müslümanların halifesi Hattâb oğlu Ömer'im. Yanımdaki de Fahr-i Kâinat Efendimiz'in amcası oğlu ve damadı Hazret-i Ali'dir.

Hazret-i Üveys:

— Ey Resûlüllah'ın halifesi, ey mü'minlerin emiri! Allah'ın selâmı, rahmeti, sonsuz hayır ve bereketi sizlerin iizerine olsun. Sizler duâ etmeye daha lâyık kimselersiniz.

Hazret-i Ömer (R.A):

210 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ

— Ben duâ ederim. Fakat Allah'ın resülü Hazret-i Muhammed (aleyhisselâm) size, ümmeti için duâ etmeyi vasiyet etti, dedi.

Hazret-i Üveys:

— Yâ Ömer, dedi; ben zayıf, âciz ve günahkâr bir kulum. Dikkat buyur, bu vasiyet başkasına olmasın?.

— Hayır yâ Üveys, aradığımız kimse sensin. Fahr-i Kâinat Efendimiz senin eşkâlini ve vasfını beliriti, Size selâmını ve bu mübârek hırkasını gönderdi. (*) Bunu giysin ve ümmetime duâ etsin diye de vasiyet etti. İşte kardeşim Ali de buna şâhiddir.

Hazret-i Üveys hırka-i şerifi tekrar öptü, kokladı, yüzünegözüne sürdü. Sonra:

— Siz burada bekleyin, dedi. Hazreti Ömer ile Hazreti Ali'nin yanından ayrıldı. Hırkayı yere bırakıp mübârek yüzünü yere koydu.

— Yârabbi!

Sevgili Peygamber Hazretleri ben fakir, zayıf, âciz kuluna Hazret-i Ömer'ül-Fâruk ve Hazret-i Aliyyül Murtazâ ile mübârek vücuduna giydiği bu hırkayı göndermiş! Günahkâr olan bütün ümmet-i Muhammed bağışlanmadıkça ben bu hırkayı giyemem, dedi. Niyâz etmeye, yalvarıp ağlamaya başladı.

Onun bu münâcaâtı üzerine:

— Yâ Üveys, bu ümmetten şu kadar günahkâr kulu bagışladık. Hırkayı giy! diye Cenâb-ı Hak'dan hitab- izzet erişti.

Hazret-i Üveys tekrar Allahü Teâlâ'nın bâcet kapısında niyâz etmeye, yalvarıp yakarmaya başladı.

— Yâ ilâhi! Zât-ı ulühiyyetin hürmetine, ilâhi nürun şerefine, günahkâr ümmetini, mahrum kullarını ateşte yakma. On-

(9) Cenâb-ı Üveys Hazretleri'nin nesilden nesile inlikal ederek zamanımıza kadar gelen bu murakkat (hırkası) şimdi İstanbul'da, Fatir semtinde Karagümrük Hırka-i Şerif câmiinde özel odasında muhafaza edilmektedir. Her yıl Ramazan'ın. onbeşinden sonra, İstanbul'dan, Anadolu'dan ve dünyanın dört bir bucağındar gelen yüzbinlerce müslüman kişi tarafından ziyaret edilmektedir. ği

HAZRET-İ VEYSEL KARÂNİ (K.S) 211

ları şiddetli azâbınla cezalandırma. Birkaçını değil hepsini mağfiret et.

İkinci def'a tekrar:

— Birkaç günahkârı daha bağışladık! diye hitab-ı ilâhi erişti.

Hazret-i Üveys tekrar gönül kapısını Hak Teâlâ'nın afv ü mağfiretine açtı. Daha şiddetli bir arzu ile yalvarıp yakarmaya, ağlayıp sızlamaya başladı.

— Ey âlemlerin rabbi olan yüce Allah'ım!

Senin keremin sonsuzdur. Lütfunun nihâyeti yoktur, bağışlaman boldur. Ben âciz, fakir, hakir bir kulunum. Huzüruna dopdolu elle gelmedim. Sermayem yoktur. Yalnız o tükenmez, afv ü mağfiret dolu hazinenden lütuf buyurarak günahkâr olan ümmet-i Muhammedi afv ve mağfiret etmeni ümid ederek geldim. Yalvarıyorum; benim ümidimi yıkma, beni boş döndürme. Ümmet-i Muhammedden birkaç günahkârı değil, ümmet-i Muhammedin bütün günahkârlarını afvet, onları bağışla!

Hazret-i Üveys ümmet-i Muhammedden günahkâr olanların afv buyurulmasını niyâz ederken Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali Cenâb-ı Üveys Hazretleri'nin nereye gittiğini merak buyurarak araştırmaya çıktılar. Bir de baktılar ki Hazret-i Üveys aşk ve vecd içinde hıçkıra hıçkıra duâ etmekte...

— Yârabbi, yârabbi! Sen ümmet-i Muhammedden olan günahkâr kullarının haia ve günahlarına bakma. Onları mağfiret et. Onların hata ve isyan dolu olan defter-i âmâllerine afv kalemini çek..

Yakınma kadar geldiler. Üveys onları görünce âniden:

— Ahh!. Niçin geldniz? Biraz daha sabretseydiniz olmaz mıydı? Allahü Teâlâ Hazretleri'ne yalvarıyordum. Günahkâr ümmet-i Muhammedin hepsi bağışlanmayınca Cenâb-ı Peygamber Efendimiz'in (aleyhisselâm) mübârek hırkasını giymeyecektim, Sabretmediniz, geldiniz, dedi.

Sonra Cenâb-ı Peygamber Efendimiz'in mübârek hırka-i

saâdetlerini giydi. Cenâb-ı Hakk'ın lütf ü kereminden Rebia ve Mudar kabilelerinin koyunlarının tüyü adedince günahkâr kimse (Muhammed ümmetinden) afv ve mağfiret olundu, inşâallahü teâlâ.

Üveys Hazretleri daha sonra secde yerinden ayrıldı. Yavaş -adımlarla Hazreti Ömer ile Hazreti Ali'nin yanlarına geldi.

— Ey halife müslimin, dedi; bilirsin ki Sırat köprüsü kıl-.dan ince, kılıçtan keskincedir. Ve bir dik yokuştur. O yokuşu çıkıp ta oradan geçebilmek kolay bir iş değildir. Bu, herkese nasib olmaz. Oradan ancak imanı tam ve bütün olan kimseler geçebilirler. Sırtında ağır günah yükü bulunan kimseler oradan geçmeyi başaramazlar.

Yarın kıyamet gününde günah-sevab terazisi kurulacak ve herkes işlemiş olduğu amelinin karşılığını görecek. İşte ben yüce peygamberimizin emr-i şerifiyle Allahü Teâlâ'nın dergâhına yüz tuttum. Onların bağışlanmaları için niyâzda bulundum.

Yolunu şaşıran âsi kulları doğru yola getirmek için Allahü Teâlâ'nın habib-i kibriyâsı da ne kadar duâ etmişti... Ah! Ne -acı, ne hazin bir tecelli imiş ki, onun mübârek cemâlini görmek bana nasib olmadı. Ah derdiyle yanan gönlümün bacasından -ah dumanları çıktı. Onun aşkı ile ağladım, inledim, gözyaşları döktüm. Ne diyeyim, ne söyliyeyim; talihim bana yâr olmadı. Baht bana ikbâl külâhını giydirmedi. Hicrân geceleri bitmedi. Ama bir gün ayrılık gecesi de hicrân günü de elbet sona erecek. Elbet bir gün onun mübârek cemâlini görmekle şerefyâb olacağım.

Hazreti Ömer (R.A.) Üveys Hazretlerinin bu sözlerini dinledikten sonra:

— Yâ Üveys, dedi; mâdem Efendimiz'e âşıktın. Niçin onu görmek için gelmedin?

— Geldim. Geldim ama onu hâne-i saâdetlerinde bulamadım. Onu aramam için de müsaade yoktu. Hasta olan annem, onu hâne-i saâdetlerinden başka yerde görmeme izin vermemişti. Ahh!.. Onu bâne-i saâdetlerinde bulup mübârek elini öpemedim, ayağına yüzümü gözümü süremedim.

HAZRET-İ VEYSEL KARANİ (KS) 213

Cenâb-ı Üveys Hazretleri bir müddet daha durduktan sonra Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali'ye:

— Ey emirü'-kmü'minin, siz onu gördünüz mü? diye sordu.

Hazret-i Ömer (R.A):

— Gördük elhamdülillâh!

— Onun mübârek kaşı açık mıydı, çatık mıydı?

Hazret-i Ömer bu suâle bir cevab veremedi.

Hazret-i Üveys tekrar sordu:

— Siz onu sever misiniz?

— Evet, severiz.

— Sevmenin bir şartı vardır. Seven, sevdiğinin her hâline muvafakat eder, onun hâliyle hallenir. Kişi sevdiğinin hâli ile hallenmedikten sonra, seviyorum demesi boştur. Onu ben dünya gözüyle göremedim. Fakat onun her hâline muvafakat ettim. Ona muvafakat dindir, onun hâliyle hallenmektir.

Hazret-i Üveys bir müddet sustuktan sonra tekrar Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali'den yana dönerek tatlı bir sesle onlara şöyle sordu:

— Sizler o iki cihan güneşinin en yakınları ve dostları degil misiniz? i

— Evet, onun en yakınları ve dostlarıyız.

— Uhud gazâsında Allah Resûlünün mübârek dişleri kırılınca sizler de üzerinize düşen vazifeyi yerine getirdiniz mi?

Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali'nin hayretle kendisine baktıklarını görünce sözlerini şöyle izahı etti:

— Ey Allah Resûlünün dostları! Hazret-i Resûl'ün mübârek dişleri kırılınca ona muvafakat için niçin siz de dişlerinizi kırmadınız? Niçin aynı acıyı siz de tatmadınız?

Sonra mübârek ağzını açtı, kırık dişlerini gösterdi.

— İşte, bakınız! dedi. Ben iki cihanın sevgilisini görmek, onun cemâliyle müşerref olmak saâdetine erişemedim. Fakat onun başına gelen ızdırablı hâdise beni teessüre gark etti. Du-

24 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ

yunca, onu muvafakat için ben de dişlerimi kırdım. Dişlerimi kırmadan, onun çektiği acıyı çekmeden yapamadım. Ancak dişlerimi kırmak ve acı çekmek süretiyle biraz gönül ferahlığına kavuştum.

Adalet örneği Hazret-i Ömer'le Allah'ın arslanı Hazret-i Ali (Radıyallahii anhümâ) Üveys Hazretleri'nin Resûlüllah'a olan aşk ve muhabbetine hayran kaldılar. Kendi kendilerine:

— Bu ne büyük, ne yüce bir aşk! Ne ulvi bir muhabbet ve ne kudsi bir sevda! Biz Habibullah'a bağlılığımızı lâyık-ı vechile yerine getiremedik. Ona aşk ve muhabbetle dostluk edemedik!. diye ağlaştılar.

Hazret-i Ömer, Üveys'den duâ taleb etti. Üveys:

— İmanda meyil olmaz. Her an herkese duâ ederim, buyurdu.

Hazret-i Ömer bir miktar akçe vermek istedi. Üveys:

— Deve gütmekten aldığım yetişiyor, diye kabül etmedi.

Hazret-i Ömer:

— Ey Allah'ın sevgili kulu! Bana bir nasihatta bulun, bir öğüt ver, dedi. Hazret-i Üveys:

— Yâ Ömer, Allahü Teâlâ'yı bilir misin?

— Evet, bilirim.

— Öyle ise Allah'dan gayrı şeyleri bilme. Bu yetişir.

— Yâ Üveys, öğüdü artır.

— Yâ Ömer, Allahü Teâlâ seni bilir mi?

— Evet, bilir.

— Öyle ise Allah'dan gayrısı seni bilmesin. Allah'ın bilme. si senin için kâfidir.

Ondan sonra Hazret-i Üveys şöyle buyurdu:

— Ey âlemler sevgilisinin aziz sahâbeleri! Artık gidip hazırlığınızı görün, vazifenizi yapın. Bir saat adaletle hükmetmek, yetmiş yıl nafile ibâdet etmekten hayırlıdır. Ben de Allah'a olan kulluk borcumu ifa etmekle meşgül olacağım.

Cân ü gönülden sarılarak birbirlerini kucakladılar ve vedâlaşıp ayrıldılar.

ak

HAZRET-İ VEYSEL KARÂNİ (E.S) 215

Cenâb-ı Üveys Hazretleri gündüzden ayrı olarak, gece olunca da ibâdet ve zikirle meşgül olurdu. Bir gece «bu.gece leyletü'-kıyâm: kıyâm gecesi», öbür gece «leyletü'r-rükü: rükü gecesi», bir başka gece kezâ «leyletü's-sücüd: secde gecesi» diye yatıp uyumaz, sabaha kadar başını secdeden kaldırmıyarak Cenâb-ı Zülcelâl Hazretleri'ne ibâdet ederdi. Ömrü içinde bir gece olsun yatıp uyumadı.

X* *

Halife Hazret-i Ömer ile Hazret-i Üveys'in karşılaşmaları bir rivâyete göre şöyle olmuştur;

Halife Hazret-i Ömer Cenâb-ı Üveys Hazretleri'nin yanına vardı. Onun başı açık, yalın ayak bir sürette yatmakta olduğunu gördü. Ve Hazret-i Üveys'in ilâhi bir aşkın cezbesi ve manevi bir saltanatın ihtişâmı içinde bulunduğunu da müşâhede etti. O hâli görünce halifelikle olan ilgisi bir anda zâil oldu. Ve âniden karar verdi; makam-ı hilâfetten ayrılmak, çekilmek istedi. Kendini bilmez bir hâlde:

— Benden bu hilâfeti bir kuru ekmek parçası karşılığında alacak yok mu!... diye bağırdı. Ona Üveys Hazretleri şu cevabı verdi:

— Sen bağırmana devam et. Akıldan yoksun biri çıkar da tâlib olur. Sen de bu yükü üzerinden atmış, işin içinden sıyrılmış olursun. Satıcılığa devam et; belki bir tâlib çıkar.

* * -

Resûlüllah Efendimiz (S.A.V), Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali'ye karşı:

— Yâ Ömer, yâ Ali! Siz Üveys'e mülâki olduğunuz zaman, sizin için Cenâb-ı Hakdan mağfiret talebinde bulunmasını kendisine teklif ediniz, tavsiyesinde bulundu.

ŞİİR

Rumda, Acemde âşık olduğum, Yemen illerinde Veysel Karâni. Hak peygamber sevdi ve dostum dedi Yemen illerinde Veysel Karâni.

Anasından doğup dünyaya geldi, Melekler altına kanadın yaydı, Resûlün hırkasın, tâcını giydi, Yemen illerinde Veysel Karâni.

Erenler önünde, kemer belinde,

Ak nürdan beni var o sağ elinde, Üveys Sultan derler Hak divanında Yemen illerinde Veysel Karâni.

Sabah namazını kılar giderdi, Gizlice rabbine niyâz ederdi, Anın işi gücü deve güderdi Yemen illerinde Veysel Karâni.

Bir deve bir akçeye sürer giderdi, Anın da nısfını zekât ederdi, Develer bilesince tevhid ederdi Yemen illerinde Veysel Karâni.

Elinde asâsı hurma dalından

Asla hatâ gelmez onun dilinden Eğninde hırkası deve yününden Yemen illerinde Veysel Karâni.

HAZRET-İ VEYSEL KARANI (K.S) 211

Yastığı taş idi, döşeği, postu, Cennetlik eylemek ümmeti kastı, Hakkın sevgilisi, habibin dostu Yemen illerinde Veysel Karâni.

Anasından destur aldı, durmadı, Kâbe yollarını geçti, boyladı, Geldi ol Resûlü evde bulmadı Yemen illerinde Veysel Karâni.

Peygamber mescidden evine geldi Üveys'in nürunu kapıda gördü, Sordu Fâtıma'ya; eve kim geldi? Yemen illerinde Veysel Karâni.

Yunus eydür gelin biz de varalım, Ayağı tozuna yüzler sürelim,

Hak nasib eylesin konışu olalım Yemen illerinde Veysel Karâni.

Şöyle rivayet olunmuştur ki;

Hazret-i Üveysü'-Kareni kendini halktan gizledi. Başlangıçta ona divâne nazarıyla bakılıyordu. Sonradan onun azizliği Karen köyünde bilindi. Hürmet ve izzeti gittikçe arttı. Bunun üzerine Hazret-i Üveys, Karen köyünden çıkıp Küfe şehrine gitti. Bu, hasta ve alil olan annesinin vefâtından sonra olmalı. Zaten ondan sonra da bir daha kendisini gören olmadı.

Sadece, yüce makama ermişlerden Herem bin Hayyân, Cenâbı Üveys Hz. lerinin vasfını işittiği ve mertebesine âşık olduğu için yollara düştü, onu aramaya çıktı. Nihayet onu Fırat ırmağı kenarında abdest alırken buldu. Daha evvel birbirlerini hiç görmedikleri hâlde, Herem bin Hayyân onun Hazret-i Üveys olduğunu bilmekte gecikmedi. Zira gördüğü kimsenin yüce bir zât olduğu hâlinden anlaşılıyordu. Ve eşkâli, Üveys Hazretleri'nin daha önceden işitmiş olduğu eşkâl ve vasfının tamamıyla aynısı idi. Bu bakımdan Herem, Hazret-i Üveys'i hemen tanıdı.

— Esselâmü aleyküm ve rahmetullah, diye selâm verdi. Hazret-i Üveys:

— Ve aleykümüs selâmi ve rahmetullahi ve berekâtühü, diyerek Herem bin Hayyân'ın selâmını aldı.

Herem bin Hayyân hemen Hazret-i Üveys'in mübârek eline sarıldı, öpmek istedi. Fakat Hazret-i Üveys elini Herem bin Hayyân'a vermek istemedi. Tevazuundan dolayı kendini alçakta tuttu. Ve ondan uzaklaşmak istedi. Hayyân oğlu Herem:

— Rahımekellah ve gafera lek, nereye gidersin ey Üveys? dedi ve ağlamaya başladı. Daim riyâzette bulunmaktan ve tâat üzere olmaktan benzi sararmıştı. Hazret-i Üveys de ağladı ve:

— Hayyekellah, yâ Herem bin Hayyân, bu dünya zahmetlerinden şen nasılsın? dedi.

Herem şaşırdı ve:

— Yâ Üveys, beni görmüş değilsin; ismimi ve babamın ismini nereden bildin? dedi. Üveys:

HAZRET-İ VEYSEL KARANİ (K.S) 219

— Mü'minlerin canı birbirini bilir, diye cevab verdi. Sonra sordu: — Yâ Herem, beni aramaktan maksadın nedir?

Herem cevab verdi:

— Bizi yoktan var kılan Allahü Teâlâ'ya şükürler olsun. O dilerse gönderir.

Üveys, Herem'in bu sözüne çok sevindi ve ona bakıp tebessüm etti.

Herem de Hazret-i Üveys'in yanında olmaktan haz duydu.

— Beni öylesine duygulandırdın ki, dedi, bu güzel sözlerini bir hadis nakletmekle daha da güzelleştirirsen memnâniyetim bir kat daha artacaktır.

Hazret-i Üveys'in tebessümle parıldayan nürlu yüzü elemle doldu. Gönlü alev alev yandı; derinden bir âh çekti ve gözyaşları içinde şöyle dedi:

— Server-i Kâinat Efendimiz'le buluşmak ne yazık ki bana nasib olmadı. Huzüruna girenler arasına karışmak fırsatını bulup mübârek ağzından bir söz işitmek şerefine nâil olamadım. Ancak mübârek yüzünü gören, mübârek ayağına yüz süren ve sohbet-i âlisinde bulunanlarla görüşmek mümkün olabildi. Lâkin ondan bir hadis-i şerif rivâyet edebilmek işim ve haddim olmadığı için buna cesaretim yok.

Herem bin Hayyân onun mübârek ağzından bir söz işitmek, hazzını daha çok artırmak istiyordu. Ona rica etti;

— Bir öğüt ver; ya da Hak Teâlâ kelâmından bir âyet oku da dinleyeyim.

— Hakkı bâtıldan ayıran sözün en gerçeği O'nun sözüdür. Kelâmın da en doğrusu O'nun kelâmıdır.

Hazret-i Üveys daha sonra Füzü Besmele çekerek ağladı ve Süre-i Duhan'dan:

«Ehüm hayrun em kavmü tübbeın velleziyne min kablihim ehleknâhüm innehüm kânü mücrimiyn. Vemâ halâknes semâvâti vel arda vemâ beynehümüâ lâıbiyn. Mâ halâknâhümâ il

280 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ

lâ bi'hakkı velâkinne ekserahüm lâ ya'lemün. İnne yevmel fasli miykatühüm ecmeıyn. Yevme lâ yuğni mevlen an mevlen Şeyen velâhüm yünsarün. İllâ men rahımehullahü innehü hüvel aziyzür rahiym»

(Resûlüm! Kuvvet, şiddet bakımından senin kavmin mi hayırlı yoksa etbal çok tübbeı kavmi ve ondan evvelkiler mi? Hep onları helâk ettik, çünkü günahkâr idiler. Biz gökleri yeri ve aralarındakileri eğlence ve boşuna iş yapanlar olarak yaratmadık. Ancak bunları (iman ve itâatı gerektiren) Hak için yarattık. Fakat onların (Mekke kâfirlerinin) çoğu bilmezler. (Kıyamette haklı ve haksızın ayıtt edileceği) o fasıl günü, kendilerine azab va'dedilen bütün insanların azab vaktidir. O gün dost dosttan hiçbir şeyi (azâbı) engelliyemez. Ve kendilerine yardım da olunmaz. Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değil. (Bunlar birbirlerine şefâat eden mü'minlerdir.) Çünkü o azizdir; kâfirlerden intikam alır. Rahimdir; mü'minlere merhamet eder) âyet-i kerimelerini okudu; bir kez âh eyledi. Sonra:

— Ey Hayyân oğlu, seni buraya kim getirdi? diye sordu Hayyân oğlu Herem:

— Seninle yoldaş olayım ve senin muhabbetinde dinleneyim diye geldim, dedi.

Hazret-i Üveys cevab verdi:

— Hak ile işi olan başkasının muhabbetinde olmaz. Hak ile huzürunu sıkı tut. Hakiki huzur ve saâdet (dinlenmek) O” nun sohbetindedir.

Herem bin Hayyân:

— Daha söyle yâ Üveys, dedi.

Hazret-i Üveys şöyle devam etti:

— O'nu gözünün önünden ayırma ve harama bakma; sonra âsi olursun. Bunları ehemmiyetsiz addedip lâübâli durursan Hak Teâlâ'nın gazabına uğrarsın.

Cenâb-ı Üveys Hazretleri'nin bu sözleri Herem'e gayet güzel ve hoş geldi.

— Biraz daha söyle yâ Üveys, dedi.

HAZRET-İ VEYSEL KARANİ (K.S) 281

— Ey Hayyân oğlu Herem! Ölümü hiç hatırından çıkarma. Gece yastığının altına koy; gündüz gözünün karşısına getir de bir fenalık işleme!

— Nasihatı artır yâ Üveys!

— Ey Hayyân oğlu! Şu hâl sana yetişmez ki, Âdem baban idi, Havva anan idi. Nuh, İbrahim, Müsa, İsa ve Muhammed Mustafâ (salâvâtullahi teâlâ aleyhim gcmeıyn) hep âlem onun yüzü suyu hürmetine yaratılmıştı. Bunlar göçtüler. Ben ve sen, bizler de öleceğiz.

Sonra, «Ömer, Ömer!» dedi.

Herem bin Hayyân:

— Rahımekellah, yoksa Hazret-i Ömer de mi öldü?

— Ömer de bu dünyadan gitti. Şânı yüce rabbim bana bildirdi. O benim kardeşim ve dostumdu, dedi.

Rühu için Fatiha okudu, duâ kıldı ve salâvat verdi. Sonra:

— Dinle ey Herem, dedi; sana öğüdüm daha bitmedi. Daima Kur'ân'a sarıl, hükümlerini üstün tut ve ehli salâbın yolundan çıkma. Kur'ân aşkı ile çarpmayan kalbin sâhibi acınacak bir kimsedir. Kur'ân, sahili bulunmayan bir ummandır. Huşü ve hudü içinde okur ve dinlersen gerçeği bulursun. Allah'dan, Kur'ân'dan başka şeylerle meşgül olarak vaktini boşa geçirme, Kalbini açık tut ki Kur'ân'ın nüru, Rahmân'ın feyzi kalbine insin, rühunu doldursun.

Şu yalancı dünyanın, geçici hayatın iltifatına, gönül avlayan hilesine, iman ve ikrardan mahrum kisvesine, nefisden gelen gaflet sesine uyarsan Allah'ın azâbına uğrarsın. Bu dünyanın geçici, buraya gelenlerin gidici olduğunu unutma. Ecel tokmağı göç davulunu çalmadan uyan.

Yarın vücudunu yılanlar, çıyanlar yemeden, gözünü karıncalar doldurmadan, toprak gözüne sürme olmadan, bugün gözünden gaflet perdesini kaldır. Dönüşü olmayan büyük bir yolculuğa çıkacaksın. O yolculukta aman çok dikkatli ol. Allah'ı düşünmekten, onu zikretmekten ve ona şükretmekten gafil olma. Onu gözyaşı dökerek gece - gündüz an. Onun kapısında boyun bük; gece - gündüz ona yalvar, yakar.

Nefis azgın bir ejderhadır. İsteğini yerine getirirsen azdıkça azar, seni büyük azâba düçar kılar. Gönlünde dini bir neş'e, ne de imanın tatlı halâvetini bırakır. Sen yüce Allah'ın ipine sımsıkı sarıl. İmanlı gönlünü aşk-ı ilâhi ile doldur. Aklını Hakka, kalbini hayra, diğer bütün âzalarını da güzel ve hayırlı işlere bağla ki gerçek mü'min olasın.

Kavim ve kabilenin yanına döndüğün zaman onların Hak. yolunda olmalarına yardımcı ol. Her şeyin fâni, bâki olanın sadece Allah olduğunu unutma ve unutturma. Niyetinin hâlis ve mu'tekid olmasını Hak'dan niyâz et. Zira temiz gibi görünen bir kalb, bâzen kötülüklere, necâsete bulanmış da olabilir. Maazallah vicdanı kirletir, imana halel getirir.

Ölümü unutanların yaptıkları gibi dünya çıkarını ve nefsinin isteklerini her şeyin üstünde tutma ve onlardan uzak ol.

Yeryüzünde her ne varsa hepsinin de geçici olduğunu bil. İznin ve selâhiyetin varsa ümmet-i Muhammede nasihatten geri durma. Onları irşâd et.

Nefsin için, benim için ve bütün din kardeşlerimiz için hayır duâyı unutma, Hakka dayan ve her işinde yalnız ondan yardım iste. Bunun hilâfına hareket edecek olursan maazallah dinden çıkar, Allah'ın azâbına giriftar olursun.

"Hazret-i Üveys'ü-Kareni daha sonra ellerini kaldırarak şöyle duâ etti:

— Ey yüce Allah'ım!

Bu kulunun idrâk gözleri senin nürunla parladığı, senin büyüklüğünü idrâk ettiği için, rızâ-i şerifini kazanabilmek maksadıyla kalkıp ta buralara kadar geldi. Sana olan sevgi ve murhabbetini, senin âciz kulun olan beni arayıp sorarak buralara kadar gelmekle tekrar isbat etti.

Yârabbi! Onun bütün ümidi sendedir; onu ümidsiz bırakma. Gafürsun, rahimsin; afv ve mağfiret et. Kalbini rahmet-i ilâhiyen ile doldur. Kalbini rahmetinin suyu ile yıka, günah kir- Terini gider.

Üveys duâsını bitirdi, Sonra:

HAZRET-İ VEYSEL KARÂNİ (KS) 283

— Yâ Herem, dedi; artık ne sen beni ve de ben seni, ikimiz de birbirimizi göremiyeceğiz. Sen beni duâdan unutma; ben de seni duâdan unutmayayım.

Ayrıldı, gitti. Herem ardından baka kaldı.

a 4 *

Cenâb-ı Üveys Hazretleri'nin, Herem Hayyân tarafından gösterilen musafaha arzusuna yanaşmaması, halk ile düşüp kalkmaktan sakınarak ayrı bulunmaya düşkün olması, bâzı câhillerin düşünüp gerçeği idrâk edemiyerek ona utanmadan mecnün demeleri, onun şekil ve kıyafetinde görülen perişanlık ve sefaleti haysiyet küçültücü saymaları; ve daha buna benzer hâller Cenâb-ı Üveys'e asla bir leke getirmez.

Onun bu hâli vicdanı pâk ve ibâdette daim olan fakirlerin ulüvv ü şânını gösteren vasıfların en zâhir delilidir. Bu gibi dünyadan el çekmiş olanların meşreblerini sünnet hilâfı sayarak kendilerine fena nazarlarla bakılması cehâletin eseridir. Bu ise, böyle kimselerin dünyanın aldatıcı ziynetinden durup ömrü sırf Allahü Teâlâ Hazretleri'nin rızâsına vakfetmenin en büyük sünnet olduğunu bilmediklerini ortaya koyar. Binaenaleyh Cenâb-ı Üveys Hazretleri'ne bunun gibi dil uzatmalar hükümsüzdür.

Üveys Hazretleri'nin Herem bin Hayyân'a kitâbullahı (Kur'ânı) ve peygamberlerle sâlih mü'minlerin ölümünü hâtrda tutmaya dair olan vasiyeti, Hazret-i Peygamber Efendimiz'in kitâbullaha müteallik bir vasiyetine benzeyen bir vasiyettir.

Hâris'ül-A'var'ın (radıyallahü anh) haber vermiş olduğu hadis-i şerifin meâlini burada irad ediyoruz. Hâris'den şöyle nakil ve rivâyet olunuyor:

— Bir mescidden geçerken orada halkın birbirlerine karşı hadis nakline dalmış olduklarını görerek keyfiyeti Hazret-i Ali'ye (K.V.) haber verdim.

— Muhakkak bu fili işliyorlar mıydı? Yâni birbirlerine karşı hadis naklediyorlar mıydı? diye sorması üzerine, gördüklerimi tekrar anlattım. Bunun üzerine Hazret-i Ali (K.V.) şöyle buyurdu:

284 ARİFLERİN MENKİIBELERİ

— Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz'den işitmiştim. Yakında bir fitne kopacağını beyan buyurmuştu. Sebebini kendilerinden sormaklığım üzerine şöyle anlattılar:

— Sizden evvel vukua gelmiş ve sizden sonra zuhür edecek olan hâlleri haber veren kitâbullahdan (Kur'ân'dan) istihraç ediyorum. Zira Allah'ın kitabı hak ve bâtılı kesin olarak bildiricidir. Hezl (lâtife) ve oyuncak değildir. Herhangi bir cebbâr onu terkederse Allah onun kökünü kesip mahveder. Ondan başka bir şeyden hidâyet bekleyen kimseyi de şaşkın ve perişan eder.

Kur'ân, Allah'ın selâmete erdiren pek metin bir urganıdır. Baştan başa hikmetle doludur, doğru yolu göstericidir. Ona temessük eden hevâ-i nefsâniyeye tapmaktan beri kalır (uzak olur.) Halkın lisanı hileli tecâvüzünden mâsundur. İlmi olanlar o hazineden doymaz, Ona müracaatın çokluğundan büküm ve itibarına, hâvi olduğu nihayetsiz hikmetlere ve mü'minlerin vazifelerini tâyin eden emirlerine asla halel gelmez.

Cin tâifesi Kur'ân'ı işittikleri vakit ne büyük hikmet ve kudreti, ne mertebe feyizli hidâyet yolunu şâmil olduğunu cezm ederek iman ettiler. En doğru söz, Allah kelâmı olan Kur'ân” dır. Onunla amel eden, hayır ve sevaba erer. Onun ahkâmını icrâ eden (hükümlerini yerine getiren) âdil olur. Ona kim sarılırsa doğru yolu bulur, hikmetli cevabını vermiştir.

Yâ A'var, bu hadisi alıp hükmüne riayet ediniz, buyurdu.

İşbu hadis, sünnet imamlarından İmâmı Tirmizi'nin, ümmehât-ı ehâdisden (hadislerin anası) sayılan kitabında kayıtlıdır.

Hakikaten Kur'ân faziletlerinin tazammun eylediği, vasiyetlerin hepsini içerisine alır. Nür saçan, irşâd eden bir hikmetler cevheridir. * * *

Hazret-i Üveys'ükKareni deve güderdi. Ondan aldığı ücretip yarısını sadaka olarak dağıtır, yarısını da geçimi için sarfederdi. Şu dâr-ı dünyada annesinden başka kimsesi yoktu.

HAZRET-İ VEYSEL KARANİ (K.B) 285

Üveys Hazretleri'nin yüceliklerinden biri de annesine olan sevgisi ve ona olan itâatıdır.

Hazret-i Üveys anne sevgisini her şeyin üstünde tutardı. İkisinin de birbirlerine karşı olan düşkünlükleri pek ziyadeydi. Hele Üveys Hazretleri'nin annesine olan sevgi, Saygı ve itâatı hudutsuzdu. Onun biricik özelliği, yegâne vasfı annesine olan sevgisi, saygısı; Resûlüllah'a ve Allah'a olan sonsuz aşkı, bu aşktan neş'et eden ilâhi bir neş'e, itâat ve ibâdet şevkidir. Cenâb-ı Üveys Hazretleri'nin bütün öraründe görülen kendisine mahsus özellik bu husüsdur.

Bütün ömrü boyunca annesine itâatte en küçük bir kusur bile işlemedi. Ona canla başla hizmet etti. Onun ufak bir arzusunu en büyük emir telâkki ederek derhal yerine getirdi. Bütün ömrü boyunca kâinatın efendisine olan sonsuz aşkı ile yanıp yanıp tutuştu, Bütün ömrü boyunca Hak'dan bir an bile gafil olmadı. Her anını ibâdet ve tâatle geçirdi.

Annesiyle birlikte ikamet ettiği hâne, akrabalarının hânesi bitişiğinde idi. Günlerce, hattâ aylarca akrabaları dahi hânelerinin kapısını açıp bakmazdı. Akrabaları da dâhil herkes Üveys Hazretleri'ne mecnün nazarıyla bakar, onunla alay ederdi. Çocuklar yolda rastladıklarında onu taşa tutarlardı. Cenâb-ı Üveys Hazretleri onlara:

— Ey küçük dostlarım! Bacaklarım zayıftır, küçük taş atın ki kanamasınlar. Kanarlarsa namazımı zamanında kılamam, Ayaklarımın kanamasında değilim, Fakat namazımın gecikmesinden, vaktinde ibâdet yapamamaktan korkarım, derdi.

Çöplük ve mezbelelerin yanından geçer, orada hurma tanesi gibi yiyecek şeylerin atılmış olduğunu görünce gönlü râzı olmaz, onların ziyan edilmeleri hiç hoşuna gitmezdi. Onları derhal alır, güzelce yıkar, temizler; ya kendisi yer ya da satarak kazancın yarısını kendisi için harcar ve yarısını da fukaraya sadaka olarak verirdi.

Günün birinde yine böyle bir mezbelelikte, yiyecek bir şeyler arayan bir it kendisine hücum etti. Cenâb-ı Üveys Hazretleri:

— Yâ hayvan, dedi, öyle gürültü, patırtı yok. Herkes kendi tarafından toplasın. Kimse kimsenin hudüduna tecâvüz etmesin. Eğer kıyamet gününde Sırat köprüsünden geçmeye muvaffak olursam şübhesiz ki senden daha iyiyim, Geçemezsem sen benden daha iyisin demektir.

#** *

Cenâb-ı Üveys'ül-Kareni Hazretleri Medine-i Münevvere” ye Hazret-i Osman (R.A.) zamanında da geldi. Tâbiinden büyük bir hürmet gördü. Herkes ona i'zaz ve ikrâm etti. Bu, Üveys” ülKareni Hazretleri'nin son zamanlarına rastlar. Zira çok kimse, önceleri ona deli, mecnün gözüyle bakıyordu. Ancak Üveys Hazretleri'nin son zamanlarında onun deli değil, veli olduğu anlaşıldı.

Üveys Hazretleri Medine'de kimseden incinmedi. Yalnız birisinden kalbine korku girmişti. Ondan acaib bir kuşku duyuyordu. O adam Abdullah ibn-i Sebe idi, Kur'ân'ı iyi biliyor, tefsir ediyordu. Zamanın ulemâ ve fukahâsı ile muhtelif ilim dallarında tartışıyordu. Engin bir ilim sâhibiydi ve kendini sevdirip saydırmıştı. Fakat Sebe' oğlu Abdullah'dan Hazreti Üveys'ül-Kareni huzürsuz olmuştu. İşte bu yüzden Medine'den uzaklaştı,

Gerçekte Sebe” oğlu Abdullah Yemen'li bir yahudi dönmesi idi. Tam bir İslâm âlimi olarak görünüyor, diğer taraftan herkesi birbirine düşürüyordu. Zeki ve kurnazdı. İslâmiyet ve müslümanlar için pek tehlikeli niyetleri vardı:

Gayesi İslâmiyetin yayılışını önlemek, müslümanlar arasına fitne düşürerek onları birbirine kırdırmak, böylece yahudiligi ihyâ edip kendi dinlerince vaad edilen topraklara yahudileri sâhib kılmaktı. Bunun için çalışmış, çabalamış ve gayesine de erişmiştir. Gerçi hayâl ettikleri topraklara sâhib olamamışlardır; fakat müslümanları tefrikaya düşürerek onları birbirine kırdırmış ve pek çok müslüman kanı akmasına sebeb olmuştur,, 4k *#

HAZRET-İ VEYSEL KARÂNİ (K.S) 287

İmâm Cündi'nin tarihinde beyan olunduğuna göre:

Hazret-i Üveys'ül-Kareni, hicretin 37. yılında Hazret-i Ali ile Hazret-i Muaviye arasında vuku bulan Sıffin vak'asına Hazret-i Ali'nin (K.V.) ordusu saflarında katılmış ve şehid edil miştir. i

Bâzı kimselerce de Hazret-i Üveys'in, Hazret-i Ömer'in hilâfeti zamanında vefât ettiği rivâyet olunmaktadır. Fakat daha doğru görünen evvelki rivâyettir. Yâni Cenâb-ı Üveys Hazretleri'nin Sıffin vak'asında şehid edilmiş olduğu rivâyeti. Bu husüs Tabakatı Şerhibi adındaki kitabda da te'yid edilmektedir. Hattâ, «mezkür Sıffin vak'asında Selim bin Kays-el Amr, Hazret-i Üveys ile Ammâr bin Yesâr, Huzeyme bin Sâbit de beraber vurulup şehid düştüler» diye tasdik ve beyân eyledi, denilmektedir.

Bir başka rivâyet te şöyledir;

Arap şairlerinden Abdullah bin Seleme'nin kaydına göre:

Hilâfeti zamanında Hazret-i Ömer (R.A.) ile diğer ashâb, beraberlerinde Hazret-i Üveys de olduğu hâlde Azerbaycan'a, küffâr üzerine sefer edip dönerlerken Hazret-i Üveys hastalandı. Kendisini taşımaya başladılar; fakat onun mecâli yoktu. İndirilince teslim-i rüh eyledi.

O civarda akan bir sudan Hazret-i Üveys'in cesedi gasi edildi. Bir kefen bulundu, teçhiz ve tekfini tamamlandı. Namazı kılınarak o civarda açılmış bulunan bir mezara defnedildi. Sonra da yola düşüldü.

Giderken gazilerden bâzıları Hazret-i Üveys'in kabrine bir nişan, bir alâmet konularak bilinmesi fikrini ileri sürdüler. Bu fikir beğenilip hep birlikte geri dönüldüğü ve Hazret-i Üveys'in medfun bulunduğu yere gelindiği vakit kabirden hiçbir eser bulunmadı.

Ancak Hazret-i Üveys'in Hazreti Ömer ile mülâkatı Hazret-i Ömer'in vefât ettiği sene vukua gelmiş olduğu ashâb-ı kirâmdan Ebü Hüreyre (R.A.) tarafından rivâyet olunmuştur. Buna göre, Hazret-i Üveys'in vefâtı Hazreti Ömer'in hilâfeti esnasında değildir.

288 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ

Bir başka husüs da şudur ki, Herem bin Hayyân, Hazret-i

Üveys'le ilk görüştüğü vakit, Cenâb-ı Üveys'in Hazret-i Ömer” den söz açarak: Ömer.. Ahh!.. Ömer de dünyadan gitti. Bunu “bana rabbim bildirdi, demesi ve bunun sıhhati Herem bin Hayyân tarafından ayrıca tasdik edilmiş bulunması, Cenâb-ı Üveys'in Sıffin vak'asında şehid düşmüş olduğu husüsunu daha da kuvvetlendirmektedir,.

Yine bir rivâyete göre de Hazret-i Üveys'ül-Kareni'nin vefâtı şöyledir:

Hazret-i Ömer'in hilâfeti zamanında Azerbaycan'da küffâr ile yapılan cihadda Üveys'ül-Kareni Hazretleri de ashâb ile beraber bulunuyordu. Kendisine âniden bir hastalık iras oldu. Durmaya mecâli kalmadı ve kendisini taşımaya çalışırlarken vefât etti. Orada bulunan bir akarsuda cesedini yıkayıp teçhiz, tekfin ettiler. Namazını da kılıp onu bir mahalle def nettikten sonra küffâr ile cenge koyuldular, denilmektedir.

Bu husüsda bir-iki rivâyet daha vardır. Fakat işin hakikatını Allahü Teâlâ bilir.

** *

Makamat-ı Mes'üdi Şerhi'nde kaydedildiğine göre;

Cenâb-ı Üveys'ül-Kareni Hazretleri Şam'da vefât etti, Vefâtı anında yanında iki parça elbise görüldü. O elbiselerden birinde:

«Bismillâhirrahmânirrahim. Üveys'ülKareni fazl ve mağfiret-i ilâhiye ile nârdan müberrâdır.» Yâni, Cenâb-ı Hakkın fazl ve mağfireti ile Hazreti Üveys, Allahü Teâlâ'nın ateşinden, onun azâbından uzaktır. O, ateş yüzü görmeyecektir.»

Öbüründe ise;

«Üveys'ül-Kareni'nin şu kefeni cennettendir» diye yazılıydı.

Bu husüs Herem bin Hayyân tarafından naklen zikrolunmuştur.

Hazret-i Üveys'ül-Kareni'nin vefâtını anlatırken zikrettiği miz bu ihtilâflı rivâyetler busüsunda işin hakikatını ancak Al- Jahü Teâlâ bilir.

#4 *

HAZRET-İ VEYSEL KARANİ (K.S5) 289

Şöyle rivâyet olunmuştur ki;

Cenâb-ı Hazret-i Üveys dâr-ı bekaya irtihâl edince mübârek na'şını alıp götürmek için üç ayrı kabile nizâya düştü. Bunların her üçü de:

— Üveys Hazretleri'nin mübârek na'şı bizimdir. Onu biz alıp götüreceğiz, dediler.

Bunun için her üç kabile de birer tabut getirdiler.

Burada Üveys Hazretleri'nin bir büyüklüğü ve kerameti daha görüldü. Zira üç tabutun her birinde de mübârek na'şı bulundu. Ve o kabileler tabutları alıp:

— Cenâb-ı Üveys'in mübârek na'şı bizdedir. Onu biz götürüyoruz, diyerek alıp gittiler.

Bu üç tabuttahı birini Yemen'e, birini Şam'a, öbürünü de Sürt'in Baykan ilçesine, şimdiki Veysel Karâni köyüne götürdüler. Li e |

Cenâb-ı Üveys'in vefâtı hakkında muhtelif rivâyetler oldu-

. Bu gibi kabr-i şerifinin bulunduğu yer hakkında da muhtelif

rivâyetler vardır. Bu husüsda onbir yer gösterilir. Rivâyetlere göre, Hazret-i Üveys'in kabri şu yerlerdedir:

Yemen'de, Zebid kasabasının dışında Meşhed-i Şerif'de. Mardin'de.

Diyarbakır'ın Kulp ilçesinde,

Siirt'in Baykan ilçesinin Veysel Karâni köyünde, * Şam'da.

Bursa - Gemlik yolu üzerinde, Atıcılar mevkiinde, Garzan'da.

Hicaz'da.

Horasan'da.

* Hindistan'da.

* Beyrut'ta.

xx » »

* NOX

Cenâb-ı Üveysü'lKareni Hazretleri'nin hikmetli sözleri. Buyuruyorlar ki;

Hak Teâlâ'ya yakınlık istedim. Nefsimi mâsiyetten temizlemek süretiyle Hak Teâlâ'ya yakınlık elde edebileceğimi anladım.

İnsanlığı aradım; bunu doğrulukta gördüm. ar»

Gönlüm ululuk diledi; bunu kanaat ve tevâzuda buldum. e

Şeref ve itibar aradım; bunu insanlara doğru yolu göstermeye çalışmada buldum.

#*X *

Övünmek istedim; bunu huyda ve rubda küçülmekte, kendimi başkasından üstün ve büyük görmemekte buldum.

#X

Gönlümün gani olmasını aradım; bunu tevekkülde buldum. 4 > *

Kalb huzürunu tamahkârlığı bırakmakta buldum.

**#

Huzura kavuşmak istedim; bunu ibâdete sarılmak safâsında buldum. *£ * Yârabbi! Çok uyuyan gözden, çok yiyen mideden sana sıgınırım. ' # k *

Her kim şu üç şeyi severse şeytan onu çabuk azdırır.

1. Daima leziz yemekler yemek. 2. Daima güzel elbiseler giymek. 3. Kadınlarla oturmak ve onlarla sohbette bulunmak.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.