FUDAYL BİN IYAD (K.S.)
Eâzım-ı meşayıhdan ve evliyâ-ı mütekaddimi'nin ekâbirindendir. Künyesi Ebu Ali'dir. Aslı Küfe'den olup bir rivayete göre Horasan'ın Merv şehrinde, başka bir rivayete göre de Semerkant'ta dünyaya teşrif buyurmuştur. Müellif İbn-i Sa'dın kaydına göre Horasan'ın Ebivers şehrinde doğup büyümüştür. Harun Reşit zamanında yaşamış olan Fudayl Bin Iyad Hazretlerinin tevellüdünün hangi tarihde olduğuna dair kat'i bir kayıd yoktur. Bir rivayete göre Hicri 107 senesinde doğmuştur.
Cenâb-ı Fudayl Hazretleri tevbe etmezden evvel haramilerin reisiydi. Ve Ebivers ile Serahs arasında kervan vururdu. Böyle olmasına rağmen namaz kılar, oruç tutardı. Kervanda kadın olursa ona dokunmazdı. Borçlu ve sermayesi az olanların mallarını almazdı. Yoldaşları arasında namaz kılmayan olursa onu kovardı, Hâsılı salâha meyyaldı. Fakirlik ve tecerrüd hırkasını Şeyhulmeşayıh Ebu Iyad İbn-i Mansur Muammer Selmi Küfi'den giymiştir. Şeyh Ebu Iyad, Muhammed Bin Müslim'den, Muhammed Bin Müslim, Habib Bin Muazzam Kureşi”den, O da Hazret-i Eba Bekris Sıddık Radıyallahü Anhdan feyz almıştır. Cenâb-ı Fudayl Küfe'ye giderek İmam-ı Âzam'ın sohbet-i âlileri ile müşerref olmuş ve bir çok meşayihle mülâkatta bulunmuştur. Daha sonra Hasan Basri Kaddesallahü Sirrahul Âli Hazretlerinin sohbet-i âlilerinde bulunup manevi feyz temin niyetiyle Basra'ya gitmiş ise de Hasan Basri Hazretleri âlem-i ahirete göçmüş olduğundan onun büyük hülefasından Abdülvahid Bin Zeyd'in müridleri arasına dahil olmuştur. Sonra Kâbe-i Muazzama'yı ziyaret için hatunuyla Hacca gitmiş ve orada mücâvir kalmıştır. Vefat tarihi Hicret'in 187 nci senesinde Rebiülevvel Ayının üçüncü günüdür, Kabr-i şerifi Mekke'de
FUDAYL BİN IYAD (KS) 445
Hazret-i Hatice'nin türbesi yanında ziyaret mahallidir. Cenâb-ı Şeyh Hazretleri ancak beş günde bir yemek yer, hemen her gün oruçlu bulunurdu. Her gün Kur'ân-ı Kerimi iki kere hatmeder, gece ve gündüz 500 rek'at namaz kılardı.
FA
Şeyh Fudayl Bin Iyad'a tevbe nasib olmazdan evvel bir gün bir kervan vurdular. Ve oturup taam yemeye koyuldular. Kervan halkından biri bunlara; Reisiniz kimdir? diye sordu. Fudayl'ın arkadaşları: Reisimiz bizimle beraber değildir, karşıda ağaç altında namaz kılıyor, dediler. O kimse: Namaz vakti değildir, sizinle taam yemez mi? diye sordu. Arkadaşları: Reisimiz oruç tutuyor, dediler. Bu kişi taaccüp etti, kalkıp Fudayl" ın yanına vardı. Onun huşü içinde namaz kıldığını gördü. Fudayl namazdan fâriğ oldu ve selâm verdi. Yanına gelen kimse selâmını aldıktan sonra Fudayl'a: Namaz ile haramilik bir yer. de olur mu? diye sordu. Fudayl: Kur'ân bilir misin, dedi ve Tevbe süresinin 102 nci âyetini okudu. Âyet meâli: Ve günahlarını itiraf eden başkaları da iyi bir ameli diğer bir kötü ile karıştırmışlardır. Memuldur ki, Allah Teâlâ onların tevbelerini kabul eder. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ gafürdur, rahimdir.
O kimse cevap vermedi. Fakat hayrette kaldı.
Siyerül Aktâb, Siyerül Mütekaddimiin ve Tezkiretel Evliyâ adlı kitaplarda mezkürdur. Fudayl bin Iyad bir gün bir kervanı vurmak için pusuya yattı. Kervan yaklaştı, kervan halkından biri Kur'ân okuyordu. (Süre-i Hadid 16 nci âyet) (Elem ye'nililleziyne âmenü ilâ âhiril âyet...) «İman edenlere vakti geldi mi ki kalbleri Allahın zikrine ve inen Kur'âna saygı ile yumuşasın. Ve bundan önce kendilerine kitap verilmiş sonra üzerlerinden uzun zaman geçip de kalpleri katılaşmış ve çoğu fıska dalmış gibi olmasınlar.»
Fudayi çün bu âyeti işitti. Kalbine bir ok gibi dokundu. Kendisi için okuyor sandı. Birden: Yâ Fudayl ne yapıyorsun, nasıl oluyor da yol kesip hakkın olmayan nesneleri alıyor, müslümanları incitiyorsun? diye yüreğine ateş düştü. Vakit gel-
miştir, artık dön! diye Hak'kın emri tecelli etti. Başını secdeye koydu, ihlâsla tevbe etti.:
Kervan halkı bir yere toplanıp Fudayl'ın yanına geldiler. Fudayl bunlara: Ey kervan ehli! Sizlere beşaret olsun, eşkiya Fudayl haramiliği bıraktı, tevbe etti, dedi. Bunlar da sevinip gittiler. Fudayl kervanı bırakarak ağlaya ağlaya başını alıp gitti. Çölde başka bir kervana tesadüf etti. Kervan halkından biri: Acaba harami ve şâki Fudayl yolumuzun üzerinde midir, haberin var mı? diye sordu. Fudayl buna; Biliniz ve emin olunuz, artık Fudayl tevbe etmiştir, diye cevap verdi.
*k**
Fudayl tevbe etmezden evvel bir gün, uzak diyardan zengin bir kervan geliyordu. Fudayl'ın arkadaşları pusuya yattılar. Fudayl çadırında tâatle meşgüldü. Kervan ehlinden bir kişi Fudayl'ın çadırına uğradı, gördü ki bir zâhid taatle meşgül... sevindi, On bin altını vardı: Haramiler kervanımızı bastılar, bu altınlar sende emanet kalsın, dedi. Fudayl işaret etti, şuraya koy, sonra gelip alırsın, dedi. O kimse altınları oraya koyup kervanın yanına döndü. Gördü ki mallar yağma edilmiş, arkadaşlarının elleri bağlanmış. Fudayl'ın arkadaşları kalan malları da devşirdiler. O kimse altınları almak için çadıra döndü. Haramileri orada görünce Fudayl'ın haramilerin reisi olduğunu anladı. Ve gönlünden: Eyvah!., Altınları zayi ettik, dedi. Fudayl onu yanına yakın çağırdı. Altınları almağa mı geldin? diye sordu. O kimse: Evet, dedi. Fudayl: Koyduğun yerden al, dedi. Adam altınların aldı, inanamıyordu, sevine sevine gitti. Fudayl'ın arkadaşları: Biz kervandan hiç nakit bulamadık. Sen altınları niye verdin? dediler. Fudayl: Bu kişi beni iyi bir kimse bildi ve hem emanet etti. Emanete hıyanet olmaz. İnşallah bunun bereketine Allah Teâlâ bize tevbe nasib eder, buyurdu.
#4
Nakil olunur ki Fudayl Bin Iyad haramiliği zamanında hangi kervandan ne gibi bir mal gasbetmişse onların üzerine
FUDAYL BİN IYAD (K.S) 441
o kafile ehlinin isimlerini yazar ve malları saklardı. Tevbe ettikten sonra o malların sahibinden birinin ismini işitse o malı alır, sahibine götürür, helâllaşır ve affını dilerdi. Bir gün gasbettiği malların sahiplerinden bir Yahudi malı kabul etmek istemedi ve: Benim mallarımın içinde pek çok halis altın vardı. Onları getir ki razı olayım, dedi. Fudayl malları arasında altın olmadığını kat'iyetle ifade etti. Getirdiği eşyalarını kabul etmesi için Yahudiden ricada bulundu. Lâkin Yahudi inadında ısrar etti ve: Ben altınlarımı almadıkça razı olmayacağıma yemin ettim. Karşıki odada raf üzerinde altın dolu bir kese vardır. İçeri gir, onu al, getir elime ver bari de yeminim yerine gel sin, ben de razı olayım, dedi. Fudayl gidip keseyi aldı getirdi, Yahudinin eline teslim etti. O da açıp baktı. Kese hakikaten altınla dolu idi. Taaccüp içinde kaldı. Ve Fudayl'a: Gerçekten tevbe ettiğini şimdi anladım. Çünkü ben bu keseyi kumla dol durmuştum, dedi ve şöyle ilâve etti; Tevrat'ta şöyle bir şey okumuştum: Son peygamberin dinine mensup kimseler sadâkatla tevbe edip elleriyle toprağa dokunsalar altın ederler. Bu toprak da senin halis tevben bereketiyle altın oldu.
Fudayl diğer birtakım Yahudiden helâllık diledi. Onlar: Ya Fudayl! Hakkımızı helâl etmemizi istiyorsan karşıdaki tepeyi yerinden kopart, dağıt, dediler. Fudayl o tepeyi kazdı, kazdı yoruldu. İşi bitirmekten âciz kaldı. Hak Sübhanehü Ve Teâlâ Hazretleri lütfu kereminden sefer vakti bir fırtına estirdi. Tepe dümdüz oldu. Yahudiler bunu görüp hayrette kaldılar ve: Mensubu olduğun İslâm dini gerçekten en doğru ve en güzel din! diyerek kelime-i şehadet getirip müslüman oldular.
Lİ
Nakil olunur ki Halife Harun-ür Reşid bir gece nedimle. rinden birine: Gönlüm çok melül ve mahzündur. Beni bir kişiye götür ki kalbimin elemini dağıtsın, yerini İlâhi sevinç ve sürürla doldursun, dedi, O nedim Halifeyi alıp Süfyân-ı Sevri'nin
huzuruna götürdü. Kapıyı çaldı, içerden Süfyân: Kimdir o? diye seslendi.
Nedim:
— Halifedir, dedi.
Süfyân:
— Eğer işaret olsaydı, ben size varırdım. Niçin zahmet buyurdunuz? dedi.
Halife Nedim'e:
— Bizim derdimizin devâsı bu kapıdan değildir.
Süfyân:
— Sizin dileğiniz Fudayl'ın katında görülür.
Kalkıp Fudayl'ın kapısına vardılar. Fudayl, (Süre-i Câsiye 21 nci âyeti) okumakta idi. Meâli: (Yoksa o köiülükleri işleyip duranlar, kendilerini, iman edip sâlih ameller işleyenler gibi mi yapacağız, hayat ve ölümlerini bir mi tutacağız sandılar. Ne fena hüküm veriyorlar.)
- Halife bu âyeti işitti. Bu öğüt bana yeter, dedi. Nedim kapıya parmaklarını vurdu. Fudayl: Kimdir o? diye seslendi.
Nedim:
— Halife... dedi,
Fudayl:
— Halifenin burada ne işi var?
Nedim;
— Halifeye itaat gerekir, destur ver de içeri girelim.
Fudayl:
— Destur yoktur. Eğer hüküm ile girerseniz, girin.
Halife içeri girdi. Fudayl halifenin yüzünü görmemek için lâmbayı söndürdü. Halife Fudayl'ın elini tutunca da; Bu el ateşten kurtulursa ne yumuşaktır, dedi. Ve namazla meşgül oldu. Halife ağladı, ağladı. Fudayl namazdan fâriğ oldu. Halifeye: Beylik, kıyamet gününde pişman olmaktır, dedi ve şöyle ilâve etti. Halife Abdülâziz halifelik için oğlu Abdullah ile Muhammed Kâ'bı çağırdı. Onlara: Ey evlâtlarım, dedi. Ben bu beyligi mihnet bilirim, başkaları ise nimet bilir. Büyüklerden biri bana yarın âhirette azaptan emin olmak istiyorsan müslümanların yaşlılarını kendi atan gibi, orta yaşlılarını kendi kardeşin gibi, gençlerini kendi oğlun gibi tut. Bunların ve bütün tebaa-
FUDAYL BİN IYAD (K.S) “9
nın refah, dirlik düzenlik içinde yaşamâları için çalış demişti.
Şimdi ey kardeşim Harun! Ben dahi senin yarın kıyamet gününde ateşte yanmandan, azaba giriftar olmandan korkuyorum. Bunun için Allahtan kork ve emrini sıkıca tut. Tebaanın sorumluluğu senin üzerindedir. Hanende bir kadın aç yatarsa senden sorulacaktır. Yarın hesap günü Hak huzurunda yakandan tutup hakkını isteyecektir.
Halife, bu sözleri işitti, çok ağladı. Nedim de:
— Tez gidelim efendimiz, dedi.
Fudayl:
— Ya Hamân! Sen ve senin gibi kişiler bhalifeyi helâk ederler.
Halife, Nedim'e:
— Beni Fiar'avn, seni Hamân yerine tuttu.
Halife bin altın çıkarıp Fudayl'ın önüne koydu ve:
— Bu atamdan kalmış helâl akçadır, kabul et, dedi.
Fudayl:
— Ya Harun! Sana öğüdüm hiç tesir etmemiş, katımda yine zulüm eylemeye başladın.
Halife:
— Nasıl zulüm eyledim?
Fudayl:
—- Ben senin için kurtuluş diledim. Sen ise beni belâya koymak istersin, bu zulüm değil midir? Ben sana ehline tasadduk eyle diyorum, Sen ise ehli olmayana vermek istiyorsun,
Ve altınları aldığı gibi dışarı attı. Halife çıktı, giderken Nedim'e:
— Bu kişi ahiret sultanıdır, dedi.
ik
Fudayl'ın dört yaşında bir oğlu vardı. Bir gün elinden tuttu. Göğsüne aldı ve yüzünden öptü. Çocuk: — Baba beni seviyor musun? diye sordu. Fudayl: — Seviyorum, dedi.
Çocuk: — Bir gönülde iki sevgi nasıl oluyor? dedi.
Fudayl bildi ki söz söyleyenin değil, söyletenindir. Tevbe etti ve Allah sevgisinden maada gönüle hoş gelen, sevinç ve sürür veren nesneleri çıkardı. Yüzünü Cenâb-ı Hakka tuttu ve: Ya Rabbi! Her kim ululuk isterse nefsine eza etsin, kendini hor görsün, dedi.
kA
Bir gün Fudayl'ın katına bir kişi geldi. Ondan öğüt istedi. Fudayl ona: Baş olma, ayak ol. Bu öğüt sana yeter, dedi.
#4
Bişr Hafi, Fudayl'a: Zühd mü yoksa rıza mı daha üstün? diye sordu. Fudayl: Rıza daha üstündür, dedi. Ve şöyle ilâve etti; Çünkü bir kişi rızaya erişince artık bir başka menzil istemez. #4
Menkuldür ki: Cenâb-ı Şeyh Fudayl Hazretlerinin eceli yaklaştı. İki kızı vardı. Bir gün hatununu yanıma çağırdı, şöyle vasiyette bulundu: Ben ölünce bu iki kızı al, Kubeys Dağı'na götür. Yüzünü göğe tut ve: Ya Rabbi! Fudayl bana vasiyet etti. Sağ iken bu emanetlere ben bakardım. Beni dünyadan aldın, emanetimi sana ısmarladım de, dedi. Bir müddet sonra. Fudayl Hazretlerinin ömürleri hitama erdi. Yıkayıp defnettiler. Hatunu, Fudayl'ın vasiyetini yerine getirmek için iki kızını yanına alıp Kubeys Dağı'na gitti. Fudayl Hazretlerinin buyrugunu bir bir tekrar etti, vasiyetini yerine getirdi. Hikmet-i Hüdâ o anda oradan iki oğluyla Yemen Padişahı geçmekteydi. Fudayl Hazretlerinin hatunu ile kızlarını gördü. Niçin orada olduklarını sordu. Fudayl'ın hatunu durumu hikâye etti. Yemen Padişahı Hak'kın emriyle kızlarına talibim. Eğer verirsen oğullarımın birine birisini, öbürüne diğerini nikâh edeyim, dedi. Fudayl'ın hatunu razı oldu. Kızların da rızasını öğrenmek için onlara sordu. Kızlar da başlarını önlerine eğip süküt etti-
FUDAYIL BİN IYAD (K.S) 451
ler. O saatte iki kızı iki oğlana nikâh ettiler. Şehzadeler kızları alıp Yemen'e götürdüler. #*k*
Bir gece Süfyân-ı Sevri Fudayl'ın hanesine geldi. Sabaha kadar âyet, hadis ve geçmiş evliyaullahın hikmetli sözlerinden söz ettiler ve ağlaştılar. Sabah oldu. Süfyân Fudayl'a: Ne mü: barek gece idi, dedi. Fudayl: Ümit ediyoruz. Ancak ben, kötülük bakımından en büyük olmasından korkuyorum, diye cevap verdi. Ve şöyle ilâve etti: Çünkü sen nasıl bir söz söylesem buna hoş gelir diye düşündün. “Ben de cevap olarak ne söyle yeyim diye düşündüm. Bu endişe Allah'ı düşünmekten ikimizi de geri bıraktı. Bunun üzerine Süfyân ağladı. Ve: Beni ihya ettin, Allah ta seni ihya etsin! dedi.
#4
Bir gün Fudayl'ın huzuruna bir kişi geldi. Hazret-i Şeyh ona: Ne istiyorsun? diye sordu. O kimse: Sohbetinizi dinlemeye geldim, dedi. Hazret-i Şeyh: Benim için yalnızlık daha iyidir. Zira beraberken sen benim dileğimce, ben de senin dilegince olmak isteriz. Ortada Cenâb-ı Hakkın dileği kalmaz. Ben hasta olunca beni sormaya gelmeyen kişiye minnet ederim. Ve gece herkes yattıktan sonra ibadet etmek isterim. Her kim benim dileğimden kaçarsa halk arasına karışır. Selâmetlikten uzaklaşır. Allahtan korkan kimse halk arasından çıkar. Halika döner. Allah Teâlâ sevdiği kulunu ahiret endişesine, sevmediği kulunu da dünya endişesine düşürür, dedi.
##k *
Cenâb-ı Hazret-i Şeyh Fudayl'ın hikmetli sözleri; buyuruyorlar ki: Şu beş nesne bedbahtlık alâmetidir: 1 — Katı kalplilik, 2 — Göz yaşarmaması, 3 — Hayâsızlık, 4 — Dünyaya fazla rağbet etmek, 5 — Dünya için (Ahireti unuttururcasına
,fazla ve yakıcı bir arzu).
#4
Allahtan korkan bir kalbin sahibinin diline fena bir söz
gelmez. O korku sebebiyle o kimsede aşırı şehvet kalmaz. Ve dünya sevgisini içinden çıkarır. LR
Her kim Allahtan korkarsa cümle nesne ondan korkar. kkk
Bir kimse Allahtan korkmazsa kimse ondan korkmaz.
* kk
Kul Allahtan bildiği nisbette korkar. Kulun dünyaya veya âhirete rağbeti kaderde yazıldığı üzeredir,
#*
Dünyayı arzulayıp onun câzibesine tutulmak kolaydır. Fakat ondan kurtulmak zordur. Bu dünya bir tımarhaneye, içindeki halk da delilere benzer. Deliler zincire çekmeyince akılları gelmez. #t4t Yumuşak yatağa ve lezzetli yiyeceğe alışma. Buna alışkanlık onun Jezzetini giderir. Mütevazi ol. Allah Teâlâ mütevazi «olanları sever. 4k (Rivayet olunur ki) Allah Teâlâ Hazretleri: Peygamberimle sizin biriniz üzerinde mükâleme edeceğim, diye ferman buyurdu. Bütün dağlar kibirlilik gösterdi. Ancak Tur-i Sina Dağı tevazü etti. Lâ cerem üstünde Hazret-i Müsa ile Allah' Teâlâ mükâleme etti..*.. Kendi özünü kıymetli tutan kimsenin tevazüdan nasibi
yoktur., kk
Her nesnenin zekâtı vardır. Aklın zekâtı da âhiret endişesidir.
FUDAYL BİN IYAD (KS.) 453
Şu üç şey son zamanda az bulunur: 1 — İlmiyle âmil olan âlim, 2 — İhlâs ile yapılan ibadet, 3 — Sevgi sadece dilinde şolmayıp kalbiyle dahi seven mü'min.
Lik ki
m Her kim halkın hatırı için iyi bir işi terkederse riyâdır. Onun zıddı da ihlâstır.
##*k
Gerçek mânâda tevekkül Allahtan başka kimseye ümit bağlamamak ve kimseden korkmamak demektir.
*#*
Bir kimse bir müslümana Allahı sever misin diye sorsa da o müslüman sevmem derse kâfir olur. Allah Teğlâ'ya lâyık
yameli olmadığı halde severim derse yine sevmemek gibi olur,
#k*
Ahmak kimseyle oturup tatlı tatlı helva yemekten akıllı kimse ile çekişmek daha iyidir.
rk
İhlâs sahibi bir fakire her kim lânet ederse Allaha âsi olan bu kimseye canavarlar bile lânet eder.
#i*.
Tarafı İlahiden falan zamanda yapılacak dua müstecaptır diye ilham olsa o duayı kendim için yapmayıp müslümanların emrine veririm. Kendim almış olsam salâhı yalnız bana olur. Müslümanların emrine vermemle salâhı bütün müslü-
Lmanlara olur. Zira müslümanların emri Hakkın gölgesidir.
*#**
Üç şey kalbi öldürür. Bunlar: 1 — Çok yemek, 2 — Çok uyumak, 3 — (Âyet, hadis ve daha başka yararlı ilim dışında) 4 Çok konuşmak.
Rk”
454 ARİFLERİN MENKİIBELERİ
Acayip görmeden gülmek, sormadan haber vermek aptal ılıktır.
LR
Ben Hak Sübhanehü ve Teâlâya muhabbetinden ibadet ederim, Ona tapmamak elimden gelmez.
#4
Hatalarına ağlayan ve rabbıyla ünsiyet peyda eden kimselere ne mutlu.: *# ik
Kişi belâyı bir nimet, ferahı bir musibet addetmedikçe ve Allaha ibadetinden nâşi hamdetmeyi arzulamadıkça imanın hakikatına erişemez. * kk
Amelin en iyisi en gizli yapılanıdır, Şeytandan en fazla koırunulmuşu da riyâdan uzak olanıdır.
*tk
Ahiret âliminin arkasından gidin, dünya âlimi ile oturmaktan sakının. Çünkü o gururu ve süsüyle sizi fitneye sokar. Onun dâvası amelsiz ilim veya samimiyetsiz ameldir.
ak*
Kim din kardeşi için diliyle sevgi ve hulüs gösterir de içinden ona düşmanlık ve kin beslerse Allah ona lânet eder, dilsiz yapar ve kalp gözünü körletir.