ŞEYH SEYYİD İBRAHİM BÜRHANEDDİN DÜSÜKİ
Şeyh Seyyid İbrahim Bürhaneddin Düsüki Kaddesallahi Sırrahu Hazretleri, hicret-i celile-i Nebeviyyenin 653 ncü yılı Şabanı Şerifin 30 ncu gecesi Mısır'da Nil nehrinin batı tarafında Düsük köyünde doğmuştur. Peder-i âlileri Düsük köyünün karşısında Nil'in diğer sahilinde Merkas köyünde ikamet eden büyük ulemadan Seyyid Ebül Mecid Hazretleridir.
Şeyh Hazretlerinin tevellüd ve vefat tarihleri ihtilâflıdır. Bir rivayete göre İbrahim Düsüki Hazretleri hicrt 603 yılında doğmuş, 676 yılında bu fâni hayata ebediyen gözlerini yumarak âhirete göçmüştür. Böylece 73 yıl'süren ömrü boyunca nefis ve şeytan ile mücadele ederek manevi makamlara erişmiştir.
Kamusu şerheden ulemâ-i muhakkıkinden allâme Seyyid Murtaza Zübeydi ve diğer bir takım müvetrihlere göre ise Seyyid İbrahim Bürhaneddin Düsüki Hazretleri 40 yaşında iken hicretin 693 ncii yılında vefat etmiştir. (Kaddesallahü Sirrahu ve nef'ına biberekâtihi ve füyüzâtina, âmin!)
**#*
Seyyid İbrahim Düsüki Hazretleri kudsi makamlara sahip, ilm-i ledünne mazhar, velâyet makamında yetkili, mânevi kolu uzun, nafiz tasarruf sahibi ve kademi rasih olan evliyaullahtandır. Birkaç lisan bilir ve hayvanatın dilinden anlardı. Daha beşikte küçücük yavru iken Ramazan ayında ve sair mübarek günlerde oruç tutardı. Onun bu hali vefatına kadar devam etmiştir.
Tarikatı, Şeyh Necmüddin Mahmud bin Sadullah Isfahani Bekri ve Şeyh Bedrettin Mahmut Tüsi Hazeratından, o da Şeyh Nuriddin Abdüssamed Nazariden, o da Şeyh Ali Bin Ber-
232 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ
gaş Şiraiden, oda Şihabüddin Sühreverdiden öğrenmişlerdir.
Şeyh Abdullah Şernubi Tabakatül Kübrâ adlı eserinde şöyle yazar:
«Şeyh Seyyid İbrahim Düsüki ve Şeyh Yusuf Ebülhaccac Aksarayi Hazeratı, İskenderiyede medfun Şeyh Abdürrezzak Hazretlerinden, Abdürrezzak Hazretleri de Şuayp Ebü Medin Talmesani Hazretlerinden tarikatı öğrenmişlerdir.
Şeyh Abdürrezzak Hazretlerinin vefatlarından sonra da İbrahim Düsüki Hazretleri Şeyh Ebül Hasen Şazeliden feyz almıştır.
Şeyh Necmüddin Bekri ile Şeyh Nureddin Mahmud Tüsi ise Seyyid İbrahim Düsüki ile kemâl mertebesine ulaştıktan
sonra sohbet etmişlerdir.
Şeyh Safiyüddin Ahmed Kaşasi Hazretlerinin rivayetine göre Seyyid İbrahim Düsüki Şeyh Abdüsselâm İbni Meşiş Hazretlerinin ruhaniyetinden istifade ettiği gibi Hz. Seyyidül Enbiyâ Salâvatullahi Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretlerinin ruhaniyeti Risâletpenâhilerinden de bizzat feyz almıştır. Dünya onun elinde bir yüzük gibiydi. Basiret gözüyle dünyanın her tarafını görmüş ve birçok keşifler yapmıştı. Kendisini hikmet kapısı açıldıktan sonra müridlerini menzili maksüda, halkı saadete kavuşturmak için çalışmış, Hakkın lütf-ü kereminden pek çoğunda muvaffak olarak bir çok faydalar temin etmişti. Âlem-i meleküte çıktığı mervi idi. Bir çok kerametler göstermişti. Düsüki köyündeki halvetbanelerinde uzlete çekilerek marifet sırlarını ihtiva eden pek çok eser telif etmişti. Eİ Hakaik adlı kitabında: «Ben gerek pederimin sulbünde ve gerek validemin rahminde iken Hak Teâlâ bana büyük lütuf ve insanlarda bulundu. Dünyaya ilk adımı attığım zaman Hilâlin göründüğü malüm ve sabit olmamışken o günün Ramazan olduğunu halka müjdeledim, bu benim ilk kerametimdi..» diye yazar.
Gerek hayatta ve gerek vefatından sonra onun kerametleri dillerde dolaştı. Halkın kalbinde gizli hususları keşfedip haber veren evliyaullahın reisiydi. Pek çok ulemâ, suleha ve ka-
SEYYİD İBRAHİM BÜRHANEDDİN DÜSÜKİ 233
dılar onun tilmiz ve müridleriydi. Bunlardan başka halden anlayan ve hizmetlerini gören kırk tâne hâdimleri vardı.
** * Menâvi anlatıyor:
Nil nehrinde bulunan timsahlardan biri bir çocuğu yut muştu. Çocuğun babası Şeyh İbrahim Düsüki Hazretlerine gelip durumu anlatmış, çocuğunu kurtarması için rica ve istirhamda bulunmuştu.
Şeyh Düsüki Hazretleri bir müddet teveccühten sonra nakiplerden birini gönderdi. Nakip Nil nehrine gelerek: Ey timsahlar! Çocuğu hanginiz yutmuşsa hemen çıkarsın ve kendisi de sudan çıksın dedi.
Nakibin bu nidası üzerine timsahlardan biri sudan çıktı. Nakiple beraber Şeyh Düsüki Hazretlerinin huzuruna vardılar. Şeyh Düsüki timsaha: — Ey timsah! Yuttuğun çocuğu çıkar, dedi. Şeyhin bu emri üzerine timsah çocuğu diri olarak sağ salim geri çıkardı.
Sonra Şeyh Düsüki Hazretleri: Allah'ın izniyle öl, dedi.
Timsah ta öldü. Şeyhin bu kerametini orada hazır olanlar gördüler.
**k
Bir gün dervişlerden biri İbrahim Bürhaneddin Düsükiye geldi. Kendisine tarikat hırkasını giydirmesini istedi. Seyyid İbrahim Düsüki: Evlâdım! dedi, Bir insanın tarikat hırkasını giyebilmesi için bazı şartlara dikkat ve riayet etmesi gerekir. O şartlar şunlardır:
1 — Riyazetle geçirdiği günler kendisinin benliğini mahvetmeli,
2 — Mücahedede mesafe kat'etmeli,
3 — Hakla muamelesini ihlâs üzerine yapmalı,
4 — Tarikatın rumuzunun mânalarını okumuş, anlamış ve öğrenmiş bulunmalı,
5 — Tarikat ehlinin kıssalarını bilip, onların halleriyle ahlâklarındaki inceliği ve taşıdığı mânaları idrâk olmalı.
kk *
Seyyid İbrahim Düsüki doğduktan bir gün sonra idi. Halk o günün Ramazan olup olmadığı hususunda mütereddiddi. Hi- Jâlin görünüp görünmediği hakkında civarda Şühud adlı köy. de mukim evliyaullahdan Şeyh Muhammed Bin Harun Hazretlerine müracaat olundu. Şeyh Muhammed Bin Harun keşf yoluyla Seyyid İbrahim Bürhaneddin Düsüki'nin doğduğu yıl Ramazanın iptidası olduğundan oruçlu bulunulacağına vâkıf ol du. Onun ilk kerametini; makam ve değerinin yüceliğini kendisine müracaat edip o gün Ramazanın başlangıcı olup olmadığını soranlara anlatmak için: — Gidiniz! Dün gece doğan şu mübarek yavrunun bugün meme emip emmediğini anlayınız, dedi.
O kimseler Seyyid İbrahim Bürhaneddin Düsükinin validesi ve Şeyh Ebül-Feth Vâsıti'nin kızı Seyyide Fatımadan key. fiyeti sordular, Seyyide Fatma da üzgün ve endişe ile. — Bugün sabahleyin fecir vaktinden beri memeyi bıraktı, asla emmiyor, dedi.
Durumu gelip Şeyh Muhammed Bin Haruna bildirdiler. Şeyh evvelâ çocuğun validesi Seyyide Fatmaya: Mahzun olma, akşama sütünü içer, diye haber gönderdi. Sonra gelip kendisinden Ramazan başlangıcı hakkında bilgi edinmek istiyenler vasıtasıyla halka oruç tutmağa başlamalarını bildirdi.
#k *
Bir gün Seyyid İbrahim Düsükiyi imtihan etmek niyetiyle yedi kadı yola çıktılar. Düsük nahiyesine yaklaştıkları zaman Seyyid Düsüki nakiplerinden birini bunlara gönderdi. Nakip gelen kadı'ların yanına vardı, onları geri çevirdi. O anda kadılar kendilerini boş bir sahrada buldular. Tanımadıkları bu yerde nereye gideceklerini bilemedikleri için şaşırıp kaldılar. Sağa sola koşuşup etrafa bakındıkları halde bir haber veya kur-
SEYYİD İBRAHİM BÜRHANEDDİN DÜSÜKİ 225
tulmalarına vesile olacak bir emmareye raştlamadılar. Orada perişan bir halde bir sene kaldılar, Her gün ot yemekle vakit geçirdiler, Şekil ve şemailleri tamamen değişti, Bütün güzel liklerini kaybettiler, Üzerlerinde bulunan elbiseleri eskidi, Lime lime olup dökülmeğe başladı.
Başlarına gelen bu halin sebebini anladılar, Şeyh Düsüki Hazretlerini imtihan etmeğe kalkışmış olmalarından dolayı çok pişman olup tevbe ettiler.
Onların bu durumuna vâkıf olan Seyyid Düsüki Hazretleri onlara nakibini tekrar gönderdi. Nakip onların yanına varın.” ca:
— Haydi buradan gidin, dedi.
Kadı'lar o anda etraflarına baktılar, Kendilerine yine Düsük nâhiyesi yakınlarında bulunduğunu anladılar. Bu arada hazırlamış oldukları suallerin hepsi de hatırlarından çıktı.
Bomboş olarak Şeyh Seyyid Düsüki'nin buzuruna çıkıp özür dilediler. Şeyh onlara:
— Hazırladığınız sualleri söyleyin, dedi.
Onlar:
— Efendim, gösterdiğiniz kerametler bu hususta yetişir, böylece sizin yüce makamınızı öğrendik, diye cevap verdiler. Ve her şeyi terkederek müridleri arasına dahil oldular.
4 & *
Şeyh Celâlüddin Kerkiden nakildir. Şöyle buyuruyorlar:
— Şeyh İbrahim Düsüki Hz. lerinin muhterem validesi henüz İbrahim Düsüki Hazretlerine hâmile olmadan Şeyh Muhammed bin Hârun, Seyyid Düsüki'nin muhterem pederi Sey. yid Ebul Mecid'i gördüğü yerde ayağa kalkardı. Sonra bu âdetden vazgeçti. Bunun sebebi sorulunca:
— Ben önce bu zâtın temiz sulbünde zamanın lideri olacak nevzadın nuruna karşı ayağa kalkardım. Hatunu hâmile ol. makla şimdi o nur ona intikal etmiştir, dedi.
#** *
Şeyh İbrahim Düsüki müridlerinden bazılarını bir takım nesneler almak için İskenderiyeye gönderdi. Alış-veriş esnasında müridler bir adamla kavgaya tutuştular ve birbirlerini bir hayli hırpaladılar. Kavgaya tutuşdukları kimse bunları kadı'ya şikâyet etti. Kadı biçarelere ve zaruret içinde olanlara eza etmekle şöhret kazanmış bir zalimdi. Müridler derhal zindana
attırdı. Zindanda bunlara bir sürü işkence ettirdi.
Müridler bu zalimin daha da işkence ettirmesini düşündüler ve şeyhlerine bir mektup yazıp durumu bildirdiler. Mektup Şeyh Düsüki Hazretlerine ulaşınca; Kadı'ya şu satırları yazıp gönderdi:
Gece okları hedefe ulaşır
Huşü yaylarıyla atıldığında... Menzile kavuşmak için kalkar erler Rükü ile beraber secdeleri uzatırlar.
Duada bir takım dillerle yalvarılır Ve yaşla dolan göz kapaklarıyla... Yay çekilip ok fırlatıldığında Kâr etmez zırh ile korunmak.
Mektup kadıya ulaşınca, arkadaşlarını topladı.
— Şunlara bakın hele şeyhleri bana mektup göndermiş, dedi ve ağzına gelen en ağır lâkırdıları söyleyerek mektubu açıp.okumağa başladı. (Yay çekilip ok fırlatıldığında) mısrama gelince mektuptan bir ok çıkıp kadı'nın göğsüne saplandı. Kadı ölü olarak yere yuvarlandı. Halk galeyana gelerek zindanda bulunan müridlerin dışarı çıkmalarını sağladı.
Seyyid İbrahim Düsüki dervişlerinden tarikat hırkasını giymek isteyen birisine şöyle nasihatta bulundu:
Ey evlâdım! Tevbe etmek istediğin zaman, tevbe hususunda lâubali olma, tevbeyi hafife alıp onu küçümseme, oyuncak
SEYYİD İBRAHİM BÜRHANEDDİN DÜSÜKİ 231
sanma! Yalnız dil ile. — Ya Rabbi! Ben tevbe ettim, demek kifâyet etmez. Şeyhe icazet yazdırmakla bir iş bitmez. Tevbe yalnız âbidin (İbâdet edici kulun) kalbini Haktan başka bir şeyle meşgul etmemesiyle olur.
Bu şekilde hareket edilirse tevbe gerçek ve makbuldür.
** *
Seyyid İbrahim Düsüki Hazretleri anlatıyor:
— Ben altı yaşına girince Allahü Teâlâ bana yüce âlemde olan şeyleri gösterdi. Sekiz yaşında iken levh-i mahfuzu ve onda olan şeyleri müşahede ettim. Dokuz yaşında iken sema ve onda olan şeylerin tılsımını çözdüm ve bunda hiç bir güçlük te çekmedim.
Fakat asıl olanlar ondört yaşında iken oldu. Seb'a Mesânt tâbir edilen mânayı ondört yaşında iken bir bilinmez hart olarak gördüm. Bunda yanan ve helâk olan insan ve çin tayfasının pek çok çeşidini o mânada müşahede ettim.
İşte bütün bunlar bana ayan-beyan olduktan sonra Rabbıma harıd ve sena ettim.
Bundan sonra sükünet halinde olanları harekete geçirir oldum. Hareket halinde bulunanları da sâkin hâle getirdim. Bunları ben ondört, yaşında iken ilim ve marifet cihetinden Rabbımın bana bir ihsanı ve fazl u keremiydi. *## *
Seyyid Düsüki Hazretleri anlatıyor:
Ey gözümün nüru evlâdım; eğer matlup sen Kur'ân-ı Azimüşşânın esrarını fehmedesin. Ey oğlum, dinle. Bunun için: İçindeki nefis denilen ejderi öldür. Söz dizisini bir yana at. Yüzünü toprağa sür ve vücut yapının topraktan başka bir şey olmadığını bil, Hatâ ve isyanını kabul ve itiraf et ve işlediğin hatâ dolu ibadet ve tâatlerinin yüzüne çarpılmasından kork.
Sonra kendi kendine de ki: — Benim gibi durumu olan bir kimsenin yaptığı ibadet ve tâati; makbul olmaktan yana pek uzaktır.
238 ARİFLERİN MENKİIBELERİ
Sen yukardaki gibi oldun. Senin, Rabbının kitabındaki mânalardan bir koku alabilmen beklenebilir. Yoksa onların dışında, onu anlamak kapısı sana kapalıdır.
Rabbım Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinin izzet ve celâli için yemin ederim ki; Kur'ân-ı Azimüşşân'dan her bir harfin kendine has mânaları vardır. Onun bu mânalarını ins ve cin tefsir etmekten yana âcizdir. Yaratılmışların hepsi bir araya gelseler, yalnız; sade, Arapça aslı olan «B>» harfinin mânasını çözmeğe güç getiremezler.
Kuluna, Rabbı Teâlâ Hazretleri bir şey öğretmeseydi, o denizde boğulur, kaybolur giderdi. Burnu nezleli, gözü ve kalbi perdeli olurdu. Bir şeyi göremez, bilemez ve tadamazdı. Hissetmekten yana bile uzak olurdu.
Allahü Teâlâ'nın, veli kullarına ihsan etmiş olduğu makamında mahbubiyet sırrına ermemiş olan bir kimsenin görgü ve müşahedesi yoktur. Onun yüce mertebeletden, esrar dolu hallerden söz etmesi doğru olmaz. Ufacık bir tohumun içinde neler gizli olduğu onun için bir meçhuldür. İşte; daha elzem olan bir takım ahvali sinesinde toplamış olmayan bir kimsenin; degil bir takım sır dolu mânaları anlamak; sadece Arapça «Nün» harfinin bile mânasını anlaması mümkün değildir. Fakat... Al labü Teâlâ bir kuluna da ilmi ihsan edince ona da mâni olacak bir kimse çıkamaz.
* kk
Bir sohbetinde Seyyid Düsüki Hazretleri:
— Ceset üç kısımdır, dedi ve şöyle ilâve etti:
— Kalb, dil ve uzuvlar.
Devam etti ve dedi ki: — Dil ile uzuvlar, meleklerin idaresi altındadır. Kalbi ise; bizzat Allahü Teâlâ Hazretleri idare eder.
rk *
Düsüki Hazretleri buyuruyor ki: — Rabbimiz Teâlâ Hazretleri bir gün ve gecede kullarının
SEYYİD İBRAHİM BÜRBANEDDİN DÜSÜBİ 29 kalbine yetmiş iki kere nazar eder. O halde ey müridlerim ve ey insanlar! Kalblerinizi temiz ve pâk tutunuz. Onu cilâlandırınız, Güzel ve parlak ediniz. Süslü ve aydınlık kılınız, Orada ihlâs ve doğruluk bulunsun.
Ve kalbleriniz yukardaki gibi olsun ki; yakınlığa ermek suretiyle ilâhi bahçeden nasibini almış ve orada nur parıldamış ola...
Şu husus da bilinmeli ki; şeffaf olmayan bir kandilin; yanan fitilinin nuru dışarı vurmaz.
44 *
Bir gün Seyyid Düsüki Hazretleri:
— Veliyyullah zümresinin içtiği bir mâna şarabı vardır, dedi ve şöyle ilâve etti:
— Lâkin o öyle bir şaraptır ki; onu herkes içemez. Kal binde işlediği isyan ve hatânın kalıntısı olanlar ve bilhassa kal binde günab kiri kalıntısı bulunanlar hiç içemezler..
— Kin taşıyanlar, kibir yolunu tutanlar, şeytani bir dâvası bulunanlar ve nefsinde kötü hazzı olanlar o şuruptan içemezler. '
İşte o öyle bir şurupdur ki, onu her bakımdan arı-duru, temiz ve pâk olanlar içebilir.
Mi 1
Seyyid İbrahim Düsüki Hazretleri şöyle anlatıyor:
— Ben ve veliyyullahdan'bir gurup ezeli ve kadim zâtın huzurundaydık. Ben, Fahr-i Kâinat (S.A.V.) Efendimizin önünde idim, Ardımda kardeşim Abdülkadir Geylâni Hazretleri vardı. Ahmeder Rufâi Hazretleri de onun arkasında bulunuyordu.
Fahr-i Kâinat (S.A.V.) Efendimiz bana iltifat buyurarak: — Ya İbrahim, cehennem mâlikine git ve ona cehennemi
kapamasını söyle. Cennetin rıdvanına da git, cennetin kapılarını açmasını söyle, dedi.
Cehennem mâliki ve cennetin rıdvanı kendilerine söyleni-
leni ifa ettiler, o kudsi emri yerine getirdiler.
* X *
Bir keresinde Seyyid Düsüki Hazretlerine:
— Ne emir buyuruyorsunuz, matlubunuz nedir? Diye sordular. Hazret cevaben:
— Hak Teâlâ neyi emir buyurmuşsa onu işlemenizi, neden nehy etmişse ondan kaçınmanızı istiyorum, dedi.
** *
Seyyid Düsüki Hazretleri buyuruyor ki:
— Kim ki Allahü Teâlâ Hazretlerinin BİR olan evine girer de kendisine Celâl ve Azamet perdesi açılacak olursa, o var diye düşünülen varlığı olmayan bir, o varlık olarak kalır, Böylece zaman geçer ve o halde fena halini bulmuş bir varlık olarak durur.
Sonra bir derece daha yükselir. Hak Teâlâ'nın muhafazasına geçer. Kendisine gerekli işleri görür ve her türlü fenalıkdan muhafaza olur, Durum bu merkeze erişince o zat ister kendinde yaşasın, isterse bir gaybubet halinde bulunsun, Hak Teâlânın muhafazası için fark yoktur. O kula Rabbının bu yüce lütfu eriştikten sonra, onun kendi şahsına karşı bir arzu ve isteği kalmaz. Nefsine ait bir söz, dilek ve istekte de bulunmaz. Kerametlere dahi göz dikmez olur.
Bu duruma erişen bir zat, Rabbının arzu ettiği, onun razı olduğu halis bir kuldur. O kul, Rabbı Teâlâ'ya özünü bağlamış, O'na tam bir kulluk için ibadet ve tâate yönelmiştir.
* k* #
Seyyid Düsüki Hazretleri buyuruyor ki:
Tarikata sülük edenin yapması gereken iş; Nefsinden siyrılmak, mâna sebebiyle maddeden geçmek.. Nefsi bu yolda öl dürmek.. Ve yine nefsi ibâdet ve tâate de zorlamak, onu sıkıntıya sokmak... Maddi ve fâni zevklerle uğraşmamak, onlardan
vazgeçmektir.
SEYYİD İBRAHİM BÜRHANRDDİN DÜSÜKİ 241
Şu husus da sâlik için mühim ve bilinmesi gereken bir esasdır. Tutulan yolda menzil almak, kurtuluşu bulmak, arzulanana kavuşmak, mânevi kazanç temin etmek ve arzulananın atzuladığı halde olmak için; fâni hazzı, maddi zevki bırakmak, ondan vazgeçmek gerektir. |
İşte bütün bu işlerin husülü; yukardaki arzulanan şekilde eza ve cefaya sabır etmekle olur.
Bütün bunları kazananlar; sabırlı hiç bir şey için gönül leri darılmayan, daralmayan kimselerdir.
Bu yola sülük edenin veli-derviş, dilsiz, elsiz, sözsüz olması gerek.. Onun zâtına ait hiç bir tasarrufu ve böbürlenecek hali yoktur. Rabbının rızasına muhalif bir işi de olmaz. Zira bir mürid veya veli, Rabbına içten gelen bir sevgi ile bağlı ve onu daima murakabe halindedir.
Hal böyle olunca mürid veya velinin, Rabbının emrinden ayrılıp kötü bir fiil işlemesi, onun rızasına muvafık olmayan bir hareketde bulunması mümkün değildir.
#k
Kişiyi Rabbına kavuşturan yol şudur ki; onun uğrunda vücudda olan yağların erimiş ve ciğerlerin parçalanmış olması gerekir. Fâni ayıklık olmaması, kalbin fâni arzulara karşı hastalanması, özünün erimesi ve vücud nurunu bir başka yerden alması lâzım olur, Ki ancak bu şekilde olduktan sonra aradan perde kalkar. Perde kalkınca da ilâhi hitap duyulur ve levhvi mahfuzdaki işaretler okunur. Pek dikkat olunması gereken mânalar bile kolayca kendiliğinden çözülür, Ve o âlemin mânevi şurubu kadehler içinde ikram olunur.
Bunlar bir mâna yolcusunun halleridir. Bu haller önce kalben yaşanır. Sonra aradan kalb çıkarak kalbin sahibi kalır. Daha sonra kalbin sahibinin dili açılır. Lâkin bu zâhiri dil değil. Yine bu hal sahibi kimse zahiri amel işlemekten geri durmaz. Ve en güç olanları yapmaya çalışır. Daha sonra da Batıni amellere geçer.
Bu hallere tam olarak vâkıf olan bir kulda ses ve söz kal-
242 ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ
maz, Sadece bir fısıltı halinde olan duyulması güç bir ses vardır. Ve o hal sahibi bir süküt içindedir. İhlâstan ihlâs seçmiş, safanın safasına kavuşmuştur. O hal sahibi yine bir makama erer ve o makamın hakiki sahibiyle oturur, sohbete dalarlar.
Bu sohbet âleminin kendine has bir özelliği, edep ve erkânı vardır. Başkasına benzemez,
Fakat bu husus, gerçek âriflere gizli kalmayıp onlarca mâ- Tümdur.
ik Rİ
Tarikata sülük eden sâlikin sermayesi mehabbet ve teslimiyetdir. Muhalefeti bırakmaktır. Mürşidinin emri altında arzuladığı şekilde durmaktır.
Bir mürid muhabbet ve teslimiyet hususunda ileri adım attıkça yolda kalmaktan kendisini kurtarmış olur. Zira bu yol da meşakkat ve sıkıntı vardır. Bunlar birtakım maddi ve fâni hazlardır. Müride gelecek yardımı kesip vuslata ermesine engel
olabilirler. Ak
Arif olan zat mârifet makamında kemâle ulaşınca, Rabbi Teâlâ Hazretleri ona veraset yoluyla vasıtasız ilim ihsan eder.
Bu hâle kavuşan zat mâna sayfalarından ilimleri yazılı olarak alır, Onlarda olan işaretleri anlar, Yine mârifet yoluyla onların mâna ummanına dalar. Orada bulunan tılsımları çözer. Öğrendiği her şeyin sadece ismini değil, resmini de görüp bilir. Hulâsa; Hak Teâlâ Hazretleri, bir noktaya sığdırılmış olan ilimlere vâkıf eder. Yukardaki hallere ulaşan zatlar eğer inkâr korkusu duymamış olsalar, öyle hikmet dolu sözler konuşurlar ve işaretler taşıyan çeşitli mânalarla anlaşırlar ki; onların o hal lerine vâkıf olup da azıcık mânasını anlayabilenler dahi hayran olurlar. '
Onlara harflerin de mânaları malüm olur, İster kesik, ister bitişik. Ne şekilde olursa olsun.. Keza üstün, esre ve ötrenin de gizli mânaları onların malümudur, Onların malümu bır
SEYYİD İBRAHİM BÜRHANEDDİN DÜSÜKİ 43
lunduğu mânalar hesapsızdır. Bu yüce kimseler kendilerine bil. dirildiği şekilde her şeyi bilir ve su üzerinde, havada, denizde, her nerede olursa olsun her şeyin alın yazısını okurlar. Keza gök kubbede yazılı olan yazıları, ins ve cinnin alnındaki yazıları okur, dünya ve âhiretde onların başlarına gelecek şeyleri görür ve bilirler.
Bunlar böyle olmasına rağmen halleri şaşılacak bir şey değildir. Zira onlar ilmini, hâkim ve âlim olan bir zattan almışlardır. Bu nesneler de olmamış şey değildir. İşte bunlara Ledünni sır denir. * Aş
Yolumuza sülük eden sâlikin gıdası açlıktır. Onu ıslatan yağmur da göz yaşlarıdır. Meramının biteceği makam ise; Hakka dönmekten başka şey değildir.
Sâlik, oruç tutmakla incelir ve yumuşar. Ve böylelikle kalbinde yumuşaklık hâsıl olur, Sonra... Özünde gizli olan işitme duyguları açılır ve Hakka karşı kulağını tıkamış olan kötü halleri ondan sıyrılır gider,
Bundan sonra Kur'ân-ı Azimüşşândaki kudsi kelâmı, ilâ hi vaazları duyar olur,
Yukardaki hallerin aksi olan, yâni; yiyip içen, uyuyup ge zen ve boşu boşuna kelâm eden, hattâ daha da ileri giderek;
—- Bana kimse karışamaz, diyen kimseden bir hayır gelmez.
LE NK
Cenâb-ı Şeyh Seyyid İbrahim Bürhaneddin Düsükt Hazretlerinin bazı hikmetli sözleri. Buyuruyorlar ki:
Bir mürşide mürid olan kimsenin dışını şer'i taharetle temizlemesi, kalbini gafletten uyarması lâzımdır.
..*
Kur'an ehlinin dillerini şeriatın men ettiği şeylerle kirletmemeleri lâzımdır.
tir
Ey evlâd ve müridlerim! Bütün dervişler ve fakirler benim mahbublarımdır. Siz de onlara muhabbet edip şefkat gösteriniz.
k4#*
Şeyhinden müsaade almadan konuşmamak mürid üzerine vâcibdir. Şeyhi hazır ise bizzat, gâib ise kalb yoluyla müridin müsaade istemesi lâzımdır. Çünkü şeyh, müridin bu gibi şeyle. re riâyet ettiğini gördüğünde onu mânevi sırlarla donatır, menzile ulaştırır.
#k#X
Mürebbisiyle beraber edebini düzeltene beşaretler, saâdetler olsun. '
kk **
Şeriat asıldır. Hakikat onun fer'idir. Şeriat şer'i şerifin zâhiri hükümleridir. Bilâmum meşrü ilimleri, Hakikat ise onun mahrem hükümleridir; bütün gizli ilimleri câmi'dir. Bütün makamlar bu ikisinde toplanmıştır. Bu iki makamdan her birinin ehli vericâli vardır. Her iki hususu da nefsinde bulunduran kimse kâmil mü'mindir.
#4*
İn'ikâsdan nazarını hâlis kılan iltibasdan sâlir olur.
4k *
Farz ve sünneti edâ edecek kadar tahsil etmesi mürid üzerine vâcibdir.
Lik iki
Müridin fesâhat ve belâğatla fazla meşgul olmaması gerekir. Zira bu gibi şeylerle meşgul olması onu muradından alakoyar. Belki ona yarayacak amel, sâlihlerin izini tâkib etmek ve ezkârına devamdır.
rak
SEYYİD İBRAHİM BÜRHANEDDİN DÜSÜKİ, AS
Ey evlâd ve müridlerim! Biliniz ki bu yolun kaide ve esası kiffâf-ı nefsdir, Eğer ebedi saâdeti arzu ederseniz her hususda iftikarı ihtiyâr ediniz. Mübtedinin (Tarikata yeni girmiş kimsenin) gıdası kanaat, feyz yağmuru ise; İyi niyet ve doğruluk göz yaşlarıdır. Ruhu feth olunup kalbine rikkat duygusu girinceye kadar oruç tutar. İşte o zaman huzur-u kalb ile Kur'ânı okur, va'z u nasihatı hakkıyla dinler, ondan müstefid olur.
kk #
Bir kimse dindar, nazif, afif, doğru ve dürüst olmazsa böyle bir kimse benim sulbümden gelen öz evlâdım bile olsa benim evlâdımdan değildir. Ve kim ki şeriat âdâbına riayet eder, hakikata mülâzim ve ilmiyle âmil olursa en uzak yer halkından ve benim yabancımı bile olsa işte böyle bir kimse benim evlâdımdır.
hi#
Zâhiri (dış görünüşü) şer'i şerife muhalif olmadıkça, bir müridin hâl ve hareketine, yemesine, içmesine ve giymesine itiraz etmeyiniz, Böyle bir itiraz vahşet ve medeniliğe aykırıdır. Böyle bir durum, Cenâb-ı Allah'dan korkmağı icabettirir. Ve bu hal Allah Teâlâ'nın yolundan ayrılmağa sebeb olabilir.
Hiçbir veli yahut derviş; bütün insanları sevip onlara şefkat göstermedikçe ve ayıpları olursa onlari örtmedikçe kemâle eremez.
Lİ
Kim; yekdiğerini severse, sevilir, Kim kime arka dönerse karşılığını görür.
#k*
Cenâb-ı Hakka kulları arasında en sevgili olanı şu evsafda olan kullarnıdır:
a) Temiz bir kalbe sâhip olan,
b) Edeb yerini koruyan,
c) Dilini gıybetden ve lüzumsuz sözden koruyan, d) Elini fenalıkdan men eden,
e) İffetli olan ve afvetmeyi çok seven,
f) İyilik etmeye, ikram, ihsâna koşan,
g) Geniş bir gönüle sahip ve zikri pek çok olan..
#ik
Allahü Teâlâya muhabbet et ve muhabbete vesile ol ki; yer ve gök ehli de sana muhabbet etsin, Ona itâat et ki; insanlar da sana itâat etsin, cinler emrine muti olsun. Cenâb-ı Hakka muhabbet eden ve ona itâat eden kuluna Rabbının ikram ve ihsanı bu kadarla da kalmaz. Denizler onun için donar, sular ona yol olur. Hava emrine âmâde kalır.
at*
a) Kulluğun gerçek mânasını anlamak;
b) Hakka tam kulluk etmek, sözü üzerinde toplanmıştır. Kim ki; bu iki işi yerinde ve zamanında işlerse, hakikatı ve işin aslını bulur.
*k*#
O kul ki; seherlerde kalkıp Rabbına ibâdet ve tâatde bulunur, yalvarır, tevbe ve istiğfar eder. Rabbi ona envar penceresini açar. Ona ne parlak ay ve mâna güneşi doğar.
Ey gözümün nuru evlâdım; sana söylediklerimle ame! et.
Ki; felâha ermişlerden olasın. m Mİ
Bir mürid, virdini bir gün bıraksa Rabbı da o gün ondan yardımını keser. Ey gözümün nüru evlâdım; bizim tuttuğumuz yol:
1) Bulmak, hakikate ermek, o |
2) Söyleneni doğrulamak ve dürüst olmak,
3) Devamlı ve çok çalışmak,
4) İbâdet ve tâatden geri kalmamak,
SEYYİ0 İBRAHİM BÜRHANEDDİN DÜSÜKİ 241
5) Zâhir ve Bâtınını temiz tutmak,
6) Harama karşı gözünü kapamak,
7) Elini harama uzatmamak,
8) Dilini gıybet ve mâlâyâniden korumak ve
9) Edeb yerini temiz tutmak yoludur.
Ey oğlum, kim bu sayılanlara aykırı hareketde bulunursa; o istese de istemese de bizim bu tuttuğumuz yolun dışında ka- Tır.
Li
Kim ki; fena hâlinden ilerde bir fena haline ulaşırsa Beka içinde bir beka hâlini bulur ve aradan perdeler de kalkar.
kt
Müridin seccadesi ve halvet hâli ve sır âlemidir.
set
Kim müridlerimin arasında isminin yazılmasını arzuluyorsa nefsini şeriat şişesi içine koysun. Üzerine hakikat mühürünü vursun. Mücahede kılıncı ile de onu öldürmeye baksın. Sonra.. Nefsine acı gelen şeyleri işlemeye çalışsın.
#?#
Gıybet o demektir ki; yalancı âbidlerin meyvesi, fısk u fücur sâhibi kimselerin ziyafeti, şâh olanların bahçesi, kadınlarm otlağı ve müttakilerin de çöplüğüdür.
b Lik
Şeyh Seyyid İbrahim Düşüki Hazretleri ömrünün son z&manlarında dahi ibadetle meşgul oluyordu, Bir gün tekkede buuman nakiplerinden birine: Camiül Ezherde ders vermekle meşgul bulunan biraderim Seyyid Musa Düsüki'ye git, selârmmı tebliğ et ve zâhirinden önce bâtınmı temizlemesini söyle dedi.
Nakip, Camiülezherde Şeyh İbrahim Düsüki'nin fermanın biraderi Şeyh Musa Düsüki'ye tebliğ etti.
Şeyh Müsa hemen dersi bırakıp beldeleri olan Düsüki'ye döndü. Fakat hane-i sandetlerine eriştiğinde Şeyh Seyyid İbra
248 AÂRİPFLERİN MENKIBELERİ
him Düsüki'yi secdede iken Allahın rahmetine kavuşmuş buldu.
*k*
DÜSÜKİYE TARİKATI ŞUBELERİ
Düsükiye tarikatının dört şubesi vardır. Bunlar: 1) Şernubiye, 2) Tâziyye, 3) Süyutiyye, 4) Aşuriyye'dir. 1 — Şernubiye:
Bu şübeyi Şeyh Ahmed bin Osman Şernubi kurmuştur. Bu şeyh Mısırda Şernub kasabasında doğdu. Yedi yaşında koyunlarını otlatırken kendisini ilâhi bir cezbenin istilâ etmesi üzerine ibadetle meşgul olmağa başladı. Validesinin vâki olan vefatından sonra Mekke-i Mükerreme'ye giderek yedi yıl mücavir olarak kaldı. Ondan sonra hicretin 945 nci yılı doğduğu belde olan Şernube döndü. Oradan da Demanhur'a giderek ibadetle
meşgul oldu.
Sonra âlem-i mânada Fahr-i Kâinat Aleyhi Ekmelittahıyyât Efendimiz Hazretlerinin:
— Ya Ahmed! Kostantaniyede Şeyh Nureddinzadeye git ve ondan tarikat al, öğren. Zira kendisi şu anda âriflerin reisidir. Diye şerefsâdır olan fermanlarına imtisalen hicri 975 yılında İstanbul'a geldi.
Daha evvelce kendisine bu husus malâm olan Şeyh Nureddin, Şeyh Ahmed Şernubiyi:
— Merhaba ey Peygamberin emriyle teşrif eden, merhaba ey dervişzâde derviş, diye karşıladı.
Şeyh Ahmed Şernubi bir müddet Şeyh Nureddin'in yanında kaldıktan sonra tarikatı yaymak üzere memleketine döndü. Orada evliya ziyaret etmek maksadıyla Sueyd'e, Sueyd'den de Menufiye yakınlarında zaviyet-ül-bukla denilen mahalle gitti.
Sonra müridlerinden bir kaçıyla tekrar İstanbul'a dönmek üzere Mısır'da Dimyat iskelesinde bir gemiye bindi. Antalya yakınlarında Erkali adlı yere vardıkları zâman şiddetli bir has-
SEYYİD İRRAHİM BÜRHANEDDİN DÜSÜKİ 249
talığa tutuldu, Onüç gün sonra biraz iyileşir gibi oldu. İsmi Celâli zikir ile meşgul iken 994 yılında seher vaktinde rahmet-i İlâhiyeye kavuştu. Sabah olunca oranın cami imamı şeyhin bulunduğu yere geldi. Müridlerine:
— Şeyh hazretleri bu gece vefat etmiş, dedi.
Müridler: — Evet vefat etdi dediler, İmam da:
— Bu gece Resûli Ekrem Efendimiz Hazretleri rüyamda zuhur edip:
Şimdi zamanın kutbu Şeyh Ahmed Şernübi vefat etmiştir. Git gasl eyle diye ferman etti, dedi ve:
Peygamber Efendimizin emrini ifa edip camii şerifin batısına defn ettiler, Kabri şerifleri yukarda zikredilen yerde bir ziyaret mahallidir.
Şeyh Ahmed Şernübi Hazretlerinden pek çok keramet z8hir olmuştur. Şeyh Hazretlerinin pek çok mürid ve halifeleri vardı. Bunların içinde en meşhurları: Zamanın birer bilgini olan Şeyh Nasirüddin İbrahim Likani ile Şeyh Muhammed Belkinidir.
Ahmed Şernubi Hazretlerinin vefatından sonra kendi tarikatma mensup olanlar hayatındakilerden sayıca daha fazla idi. Şeyh Ahmed Şernubi Hazretlerinin Tabakat-ı Evliyâ isimli pek meşhur bir te'lif eseri de vardır.
Şeyh Ahmed Şernubi Hazretlerinin silsile-i neseb-i şerifleri şu suretle Ali bin Ebü Tâlib Radıyallahü Anh Hazretlerine ulaşır: Ahmed bin Osman bin Ahmed bin Ali bin Ahmed Ebul Abbas Mukrebe bin Muhammed bin Ahmed bin Eşşeyh Ahmed bin Ali Ebu) Vaka Hızır ibni Ali bin Muhammed bin Yusuf bin Süleyman bin Abdel Muhayman bin Abdül Hâlik ibni Muhammed Şâkir bin Hasan bin Hasan Sayd bin İbrahim El Galbi bin Ömer ibni Muhammed bin Abdüsselâm bin İbrahim El - Merdi bin Müsâ Kâzım bin Câfer Sâdık, bin Muhammed Bâkır
bin Zeynel Âbidin bin Hüseyin bin Aliyyül Murtaza Radıyallahü Teâlâ aleyhim ecmain. Tarikat silsilesi de şöyledir:
Celâlüddin Kerki, Hafız Celâlüddin Süyüti, Muhanımed bin Abdüsselâm Mağribi, Muhammed Gazâli, Muhammed Diruti, Muhammed Atris, Ebul Mekârim Celâlüddin, Pederi Ebu Imren Müsa Şerâfüddin, biraderi Seyyid İbrahim Düsüki.
2 — Tâziye:
Düsükiye tarikatının bir şubesi olan Tâziyeyi Şeyh Seyyid İbrahim Tazi Kaddesallahüi Sırrahül Âli Hazretleri kurmuştur. Şeyh İbrahim Tazi, Şeyh Mecdiiddin Sâlih bin Muhammed bin Müsa Zevav'den, o da Şeyh Ahmed bin Muhammed bin Mubhlisden, o da Şeyh Ahmed bin İder'den, o da Şeyh Ebu Abdullah Şerâfüddin Ömerden, o da Şeyh Muhammed bin Yahya bin Ali Telmasaniden, o da Şeyh Muhammed bin Şerafüddin Müsa bin Ebsal Mecd Düsüki'den, o da biraderi Seyyid İbrahim Düsüki Hazretlerinden feyz almıştır.
3 — Süyutiye:
Düsükiye tarikatının bu şubesini Celâlüddin Abdurrahman Süyuti Hazretleri kurmuştur. Ârif-i billâh Şeyh Celâlüddin Abdurrahman Süyüti, Şeyh Muhammed Mağrıbiden, Şeyh Muhammed Mağrıbi, Muhammed Gazâli'den, Muhammed Gazâli, Veli-i Rabbani Şeyh Muhammed Diruti'den, Muhammed Diruti, Şeyh Muhammed Kureşi'den, Şeyh Celâlüddin, Şeyh Muhammed Şerâfüddin Musa'dan, Şerâfüddin Müsa, biraderi İbrahim Düsüki Hazretlerinden feyz almış ve tarikatı öğrenmiştir.
4 — Aşuriye:
Düsükiye tarikatının bir şubesi olan Aşuriyeyi de Şeyh Seyyid Salih Aşürül Mağrıbi kurmuştur. Şeyh Salih Aşürül Mağribi Hazretleri büyük babası Şeyh Müsa Şerâfüddin Kemşişden, Şerâfüddin Kemşiş, Seyyid Muhammed'den, Seyyid Muhammed, Şeyh Abdullah Ebut-tuyurdan,. Şeyh Abdullah Ebuttuyur, Seyyid Müsa Şerâfüddin Ebul Imren'den, Müsa Şerâfüddin Ebu Imren, Şeyh Seyyid İbrahim Düsüki Hazretlerin-
SEYYİD İBRAHİM BÜRHANEDDİN DÜSÜKİ 51
den tarikatı öğrenip feyz almıştır. Kaddesallahü Sirrahu ve nef” anâ biberekâtihi ve ftiyuzâtihi. Amin.
**#k
Tarikatı âliye-i Düsükiye ricali silsilesi;
1 — Hazret- Mahbubi Rabbül âlemin, Hâtemennebiyyin Seyyidil evvelin vel âhirin, sırrül vücud, sâhibül makamül Mahmüd efdalül halâik ve feyzişşer'i vettarik Seyyidinâ ve şefiina Muhammed Mustafa Resûlüllabi Sallâllâhü Teâlâ aleyhi ve aliyyil alâ ve sahbihi ve sellem.
2 — Hazret-i İmam Ali (K.V.) 3 — Hazreti İmam Hüseyin (R.A.) 4 — Hazreti İmam Zeynel Âbidin (RA.) 5 — Hazreti İmam Muhammed Bâkır (RA.) * 6 — Hazreti İmam Câfer Sâdık (R.A) 7 — Hazreti İmam Müsa Kâzım (RA,) 8 — Hazreti İmam Rıza (R.A.) 9 — Hazret-i Mâruf Kerhi (K.S.) 10 — Hazret-i Sır Sekati (K.S.) 11 — Hazret-i Cüneyd-i Bağdâdi (K.S.) 12 — Hazret-i Ebu Ali Rudbari (K.S.) 13 — Hazreti Ebu Osman Mağrıbi (K.S.) 14 — Hazreti Ebu Ali Kâtip (K.S.) 15 — Hazreti Ebul Kasım Gürgâni (K.S.) 16 — Hazret-i Ebubekir Nessac (K.S.) 17 — Hazret-i Ahmed Gazâli (K.S.) 18 — Hazreti Ziyâeddin Ebün Necip (K:S.) 19 — Şehâbüddin Sühreverdi (K.S.)
r*k
Şeyh Ziyaüddin Ahmed Veteri Bağdâdi «Menâkıbü's-Sâlihin» adlı eserinde Şeyh Seyyid İbrahim Düsuki Hazretlerinin nesebinin şu suretle Hazret-i İmam Ali (K.V.) ye ulaştığını zikreder:
ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ
1 — Seyyid İbrahim Bürhaneddin Düsüki, 2 — Seyyid Ebül-Mecd,
3 — Seyyid Ali,
4 — Seyyid Muhammed,
5 — Seyyid Ebün-Neccâr,
6 — Seyyid Zeynel Âbidin,
7 — Seyyid Abdül Hâlik,
8 — Seyyid Muhammed,
9 — Seyyid Muhammed Kâzım, 10 — Seyyid Cevad, 11 — Seyyid Müsa El Kasım, 12 — Seyyid Cafer-üz-Zeki,
14 — Seyyid Muhammed Bâkır,
15 — Seyyid Ali Rıza,
16 — Seyyid Müsa Kâzım,
17 — Seyyid Câfer Sâdık,
18 — Seyyid Muhammed Bâkır,
19 — Seyyid Zeynel Âbidin,
20 — Seyyid İmam Hüseyin,
21 — Emirül Mü'minin Ali bin Ebü Tâlib (K.V.)