Gelenek içi anlatı
Bu bölüm kaynak biyografideki bağlamıyla verilir; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.
irâdelerini, muhaddisîn-i kirâmdan Şeyh İzzeddîn Ahmed el-Fârûsî hazretlerinin, Nefha
ismiyle mevsûm olan kitâbında sâlifü’z-zikr Şeyh Mansûr el-Batâyıhî hazretlerinin kerîme-
zâdesi Şeyh Bedr hazretlerinden rivâyet edildiği hikâye-i mevsûka dahi te’yîd eder:
Şeyh Bedr demiştir ki:
Ben bir gün, vâlidemin pederi Şeyh Mansûr’un meclis-i va’zında bulundum idi.
Dersin hitâmında, “Âh, eğer Şeyh efendimiz hazretleri çırçıplak soyunsa da, ben de
elbisemi çıkarup cism-i nizârımı onun vücûd-ı mübârekine sürsem.” diye hâtırımdan
geçirdim. Ben bu fikirde iken Hz. Şeyh, “Ey Bedir! Elbiseni çıkar da gel.” diye hitâb
etmesiyle, hemen soyunup koştum. Savt-ı bülend ile bağırıp, bana öyle bir şamar vurdu ki,
sadme-i darbeden kendileri de, ben de bir tarafa düştük. Aklım başıma geldiği sırada Hz.
Şeyh, “Evet, evet.” demekte idi. Biraz sonra o dahi ayılıp, beni çağırdı. Ağlayarak gittim.
“Niçün ağlıyorsun?” diye vâki’ olan bir suâline, “Nasıl ağlamayım ki, bana bir şamar
vurup yere düşürdün.” deyince, “Oğlum elbiseni soyun da gel diye, seni çağırdığım sırada
gayret-i ilâhîyye zuhûr etmiş ve sana doğru taraf-ı gaybtan bir ok atılmış idi. Sana
vurduğum şamarla, seni okun isâbetinden kurtarıp, onu kendim telakkî ettim.” cevâbını
aldım ve bu cevâbtan iktibâs-ı nûr cür’et ederek, hemen kendini kucaklayıp, esnâ-yı
gaşyinde, “Evet, evet.” demesinin hikmetini sordum. Makâm-ı cevâbta, “Her zamân
yanımıza gelen hemşîre-zâdem Seyyid Ahmed’i bilirsin ya. Bu çocuğun, benim hiç
bilmediğim ve görmediğim bir makâma vâsıl olarak beni geçmiş olduğunu görüp
kıskanmış idim. O anda, kalbime, “Ey Mansûr! Edebini takın, Ahmed bizim sevdiğimizdir,
kendisini istediğimiz vechle gavâmız-ı gaybiyyeye muttali’ ederiz. Kendisi, nâib-i devlet-i
Muhammediyye, arûs-ı memleket-i Mustafaviyye, şeyh-i ümmet-i Muhammediyye’dir.
Senin de şeyhindir. Buna “evet” demelisin.” diye bir nidâ-yı hâtifî geldi. “Mülkümüzde
istediğimiz gibi ederiz.” denildi. Cevâb olarak, “Evet, evet.” dedim idi. Senin işittiğin
“evet”ler bunlardır. Seyyid Ahmed, hilkaten benim şeyhimdir. Ben de hırka ile onun
şeyhiyim, dediler.