Ara
Menü

Sanki şâirin hayâl-i tasavvuf-nişîni ser-çeşme-i tevhîdde bir tarâvet-i dâime buluyordu.” Süleymân Nazîf…

Şeyh Gâlib etrafında nakledilen anlatı

Gelenek içi anlatı

Bu bölüm kaynak biyografideki bağlamıyla verilir; tarihî biyografiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.

ve “cezbetu’llâh” (‫ )حذبة ﷲ‬cümleleri târîhdir. Hz. Gâlib, Mevlevî ibn-i Mevlevî’dir. Çünki ceddi Muhammed Efendi için, Ârif Ahmed Dede’den ahz-i inâbetle zâhirü’l- kerâme bir zât-ı âlî oldukları gibi, pederleri Mustafa Reşîd Efendi dahi Mûsâ Dede’den telebbüs-i külâh-ı Mevlevî eylemiştir. Şeyh Gâlib, esnâ-yı tufûliyyette vâye-mend-i ulûm u fünûn olup, pederlerinden Şâhidî manzûme-i ma’rûfesini okumuş ve II. cildde 95. sahîfede bahs eylediğim Hoca Süleymân Neş’et Efendi merhûmdan Mesnevî taallüm etmiştir. “Es’ad” mahlasını müşârünileyh Neş’et Efendi vermiştir. Neş’et didi pîrân zebânından idüp gûş Mahlas ana Es’ad ne saâdet bu ne şândır Yirmialtı yaşında iken Hüsn ü Aşk’ı yazmıştır ki, manzûm bir eserdir. Şiir âleminde yeni bir çığır açan Şeyh Gâlib’in nâm-ı bülendi bu sebeble âleme yayılmıştır. Üdebâ-yı kirâmdan Recâî-zâde Ekrem Bey merhûm, müşârünileyh hakkında diyorlar ki: “Hüsn ü Aşk şâiri kimdir?” diye bana böyle bir suâl îrâd eden bulunsa, “Evreng-i bülend-i hayâlin sultân-ı ebed-nişîni bir dâhîdir.” cevâbını vermekte tereddüt etmem. Tarz-ı selefe tekaddüm itdim Bir başka lugat tekellüm itdim da’vâsı nasıl teslîm olunmaz ki, o lehce-i hâssü’l-hâs beyânı ile istînâsı hâsıl edilmedikce şâiri bi-hakkın anlamak mümkin değildir.” Üdebâdan Cenâb Şahâbüddîn Bey der ki: “Şeyh Gâlib, ne Fuzûlî kadar yanık bir bülbül-i muhabbet, ne Nedîm gibi bürehne-dil bir rind-i sevdâ-perest, ne de Nef’îler ve hattâ Nazmîler, Sâmîler derecesinde metîn ü mukâvim bir şeh-suvâr-ı elfâz olmamakla berâber, bizim büyük şâirlerimizden biridir. Şeyh Gâlib, Nedîm gibi bîhûş-ı huzûzât bir sadr-ı a’zamın peymâne-i sefâhatinde devrân parlamış değildi. Dede’nin dest-i perestişi ancak sâye-zâr-ı i’tikâfda ma’bûd-ı eâzıma müteveccih kalmıştı. Maa-mâ-fîh Şeyh’in tasavvurâtında bir tâzelik vardır. Sanki şâirin hayâl-i tasavvuf-nişîni ser-çeşme-i tevhîdde bir tarâvet-i dâime buluyordu.” Süleymân Nazîf Bey der ki:

“Şeyh Gâlib’in meziyyât-ı edebiyyesini ahlâfı olan eslâfımız takdîr edememişti. Bunu en evvel keşf ü i’lân eden üstâd Ekrem'dir.” Muallim Nâci merhûm der ki: “Hz. Şeyh tabîat-i şâir-âne ashâbının fevka’l-âde yaradılmışlarından ma’dûddur. Bize göre Şeyh Gâlib, pek büyüktür. Eşher-i âsârı olan Hüsn ü Aşk’ı Galattan, haşivden sâlim olmamakla berâber pek parlak parçaları hâvîdir. Lisânımızda Mesnevî tarzında yazılmış eş’âr-ı eslâfın en güzellerindendir.” Ahmed Hikmet merhûm der ki: “Şeyh Gâlib merhûm, reng ü âheng, hayâl-i muhâl ve tezâd u iğrâk şâiridir. Bülbülden ziyâde gülün meftûnudur. Aşktan fazla hüsne mâildir. Hassâs (çok hisli) olmaktan ziyâde hayâlîdir.” Hüsn ü Aşk’ı Ebuzziyâ Tevfîk Bey merhûm tarafından tab’ olunmuş idi. Bi’l- âhare Tâhirü’l-Mevlevî Beyefendi tarafından da sene-i ahîrede tab’ u neşr edilmiş idi. Urefâ-yı Mevleviyye ve üdebâ-yı lisâniyyemizden Muhammed Bahâeddîn Veled Çelebi Efendi, Şeyh Gâlib hakkında yazdığı bir makâle-i mufassalada87 bi- hakkın medhiyye-hân olmuştur. Mecmûa-i Muallim’in 15. sahîfesinde Nâcî merhûm, müşârünileyh hakkında terâne-senc-i medh oldukları sırada, Şeyh’in mahlası Es’ad idi. Zamânında zuhûr eden yâve-gû Es’adlardan temeyyüz maksadıyla “Gâlib” tahallus etmiş, evâil-i hâlinde “Hüznî” tahallus ederdi. Surûrî nâm şâir ta’rîzen: Bilmem ey menhûs adın Es’ad mıdır Gâlib midir Zâtını ta’rîf kıl kimsin kime mensûbsun Gerçi dirsin şâirâna ben tagallüb eyledim Pîş-i erbâb-ı sühanda gâlibâ mağlûbsun demesiyle, Şeyh Gâlib cevâbında: Mağrûrluğun olmada günden güne efzûn Şâyeste idi mahlasın olsaydı gurûrî Gâlib görünen Es’ad’a menhûs diyorsun Hüznî’yi unutduk mu ne yapdın a Surûrî buyurmuştur.

Hak Gazetesi 121 numaralı ilâvesi.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir anlatıdır. Tarihî olay, belge veya kronolojiyle aynı kesinlik düzeyinde değerlendirilmez.