İrşad III · kaynak sayfaları 663–669
--663 - (Her defasında, bu cennet meyvelerinden bir şeyle rızıklandıkları vakit: BİZ BUNU DÜNYADA DA YE- MİŞTİK diyecekler.)
âyet-i celilesi ile beyan buyrulmaktadır. Üçüncü nimet olarak Ve lehüm fiyhâ ezvâcün mutahhareh El-Bakara: 25 Ve onlar için orada hayız gibi, kir gibi, kötü huy gibi eylerden tamamen temiz, tertemiz eşler de vardır.)
buyrulmaktadır.
Acaba, o nimetler de dünya nimetleri gibi elimizden çıkar mı endişesini kalplerden bertaraf etmek için de:
.9 = Ve hüm fiyhâ halidûn...
El-Bakara: 25 (Ve orada, bir daha çıkmamak üzere daimi olarak kalacaklardır.)
âyet-i kerimesi ile temin buyurulmuştur. Demek oluyor ki, bütün bu nimetler, ebediyyen mü'minlerin olacak ve aslâ geri alınmayacaktır. Bahşolunan o mülkün fenâsı ve zevali olmayacağını, verilen ebedi hayatın ölümü bulunmayacağını, verilen sıhhatin hastalığı, gençliğin ihtiyarlığı. güzelliğin çirkinliği. kuvvet ve kudretin zayıflığı olamayacağı da temin ve tebşir bururulmaktadır.
Bilindiği gibi. dünya kadınları iki güzelliğe maliktirler. Bu güzelliklerden birisi ivaz güzelliği. diğeri ise atâ-i ilâhî güzelliğidir. Allah celle, kadınlara da o kadar güzellik ihsan buyuracaktır ki, hurilerin güzellikleri dünya kadınlarının güzellikleri yanında aya nisbetle yıldızın güzelliği gibi kalacaktır. Hurilerden
birisi, denizlere tükürse, denizlerin suyu tatlı olurdu. Onların güzellikleri yanında ay ve güneş kararırdı, denilmektedir: Allahu teâlâ, dünya kadınlarına cennette öyle bir güzellik atâ buyuracaktır ki, bunların güzellikleri yanında hurilerin güzellikleri ayın yanında yıldız mesâbesindedir.
Hanım kardeşim:
Erkek mü'minin kırk senede eremediği makama, sen kırk günde erebilirsin. Hanımlığını bil, ırzına ve iffetine sahip ol, namazını kıl, kocana itaat et, kanaat ehli ol, israftan kaçın, kocana karşı hiç bir zaman: (SENIN NEYINI GÖRDÜM KI..)
deme, nankörlük etme, erkeğinin yüzüne çatık kaşla ve asık suratla bakma, tatlı dil ve güler yüzle onu teselli eyle, derdine ortak ol, onun için Allahu teâlâ'ya dua et, âsi bile olsa islâhı için dua et, yine de kendisine itaatte kusur etme, getirdiğine razı ol ve kanaat eyle, hakkını ödeyemezsin. Kadının, kocasına itaati, kulun Allah'a itaati gibidir.
Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
(Bir kadın, beş vakit namazını kılar, ramazanda orucunu tutar, irz ve iffetini muhafaza eder ve kocasına da itaatte bulunursa, o kadın sekiz cennetin hangi kapısından dilerse cennete girsin.) buyurmuşlardır.
Yine aleyhisselâtü vesselâm efendimiz: (KOCASINA İTA-
AT EDEN BİR SALİHA KADIN, YÜZ FÂSIK ERKEKTEN HA-
YIRLIDIR. BİR KADIN, LÂYIKI ILE KOCASINI RAZI KILAR
VE KOCASINA YEDİ GÜN HİZMET EDERSE, ALLAHU TE-
ALA O KADINA YEDI CEHENNEM KAPISINI KAPAR VE
SEKİZ CENNET KAPISINI AÇAR. AZAPSIZ VE HESAPSIZ HANGI KAPISINDAN DILERSE, CENNETE GIRER,) buyurmuşlardır.
Diger bir hadis-i şerifte de:
KADININ HAYIRLISI, IRZ VE IFFETINI MUHAFAZA EDEN, KOCASININ MALINI ISRAF ETMEYEREK KORUYAN, NEFSİNİ NA-MAHREME KARŞI SAKINANDIR buyurulmaktadır.
Allahu teâlâ'ya ve kocasına muti bir kadın, erkeğinin esvabını yıkadığı vakit, Allah o kadına bin sevap yazar, geçmiş gü-
ahlarından bin günahını affeder, yerde ve gökte ne kadar mahlûkatı ilâhi varsa o kadın için istiğfar ederler, Cenab-1 Hak o kadın için cennette bin derece ihsan buyurur.
Selman-1 Fârisi radıyallahu anh rivayet ediyorlar:
Bir gün, aleyhissalâtü vesselâm efendimiz, Hazreti Fatıma radıyallahu anhanın yanına girdiler ve sevgili kızlarının rengi solmuş bir halde ağladığını gördüler ve sordular:
— Rahatsız mısın, niçin ağlıyorsun?
Hz. Fatıma, kendilerine cevap verdiler:
- Babacığım.. Bu gece, imam-ı Ali aramızda geçen bir sözden dolayı kızdı ve çıktı gitti. Bir müddet sonra, eve döndügünde öfkesinin yatışmadığını gördüm ve esasen nâdim olduğumdan, bağışlanmarnı rica ettim ve defalarca etrafinda dönerek beni affetmesini istirham eyledim. Nîhayet, benden razı olarak yüzüme güldü, barıştık. Her ne kadar Imam-ı Ali benden razı olduysa da, acaba Allahu teâlâ da benden razı olur ve beni bağışlar mı diye içime Allah korkusu düştü, işte bundan dolayı ağlıyorum.
Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz saadetle buyurdular:
— Ey benim kızım Fatıma.. Beni, Hak nebi olarak gönderen Allahu teâlâ'ya yemin ve kasem ederim ki. kocan Ali'yi gücendirsen ve onun rizasını almadan o dargınlık üzere Allahın emriyle vefat edecek olsan, cenaze namazını kılmam... Yâ Fatıma.. Kocanın rizası, Allah'ın rizasıdır. Kocanın gazabı, Allah'ın gazabıdır. Ey benim kızım.. Hangi kadın, Hz. Meryem gibi ibadet etmiş olsa da, kocası kendisinden razı olmazsa. Allahu teâlâ onun ibadetlerini kabul buyurmaz. Kadınların, dünyada en büyük ibadetleri, kocalarına itaat ve kocalarının rizasıdır. Kadınların, en efdal olan hizmetleri, kocalarına hizmet etmektir.
Bir kadın, kocasına bir saat hizmet etse, o bir saatlik hizmeti bir senelik ibadetinden hayırlıdır. Kocasının gömleğini, düğmesini veya söküğünü dikerken, batırdığı her iğne başına Cenab-1 Hak kendisine bir şehit sevabı ihsan buyurur. Ey kızım.. Bir kadın, kocası ve evlâtları için elbise dikerek onlara giydirse, o
kadına cennete girmek vacip olur. Diktiği elbisenin parçası kadar, Allahu teâlâ kendisine cennette bir köşk ihsan buyurur.
Hz. Ömer Ibn-il-Hattab radıyallahu anh:
— Ben resûl aleyhisselâmdan işittim. Bir kadının, yeryüzünü dolduracak kadar altın ve gümüşü bulunsa, bu parasin!
kocasına verse ve birlikte yeseler, günlerden bir gün o kadın kocasına gücenerek: (Bu mal senin değil, benimdir. Sen kim oluyorsun?) diyecek olsa, o kadının yeryüzü dolusunca hayırlı ameli bulunsa dahi. bu kötü muamelesinden ötürü indallah bütün amelleri merdut olur. Kabul olunmaz, buyurmuşlardır.
Ibn-i Abbas radıyallahu anh da şöyle buyurmuşlardır:
- Ben, Resülüllah sallallahü aleyhi ve sellemden işittim.
Bir kadın, kocasından izinsiz sokağa çıkarsa, o kadın evine dönünceye kadar. dünyada bulunan bütün mahlükat kendisine lânet ederler.
Talha bin Abdullah diyor ki:
— Ben. Resülüllah sallallahu aleyhi ve sellemden işittim.
Hangi kadın kocasını incitir ve kocasını üzmek için yüzünü ekşitirse. kocasını tekrar hoşnut edip razı kılıncaya kadar o kadın Allahu tâlâ'nın kahr-1 gazabındadır. Eğer, o hal üzere ölürse, iymansız gitmesinden korkulur.
Fahr-i kâinat aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyat efendimiz buyurmuşlardır ki:
— Bir erkek, kadınını döşegine davet eder, kadın da bundan imtinâ eylerse, ne kadar melâike varsa sabaha kadar o kadına lânet ederler.
Abdurrahman Ibn-i Avf radıyallahu anh, Resûl aleyhisselâmdan rivayetle buyurmuşlardır ki:
— Hangi kadın olursa olsun, kocası eve geldigi vakit bir şey getirmediğini görerek yüzünü ekşitir, kocasının vüs'ati yetmediginden bir şey almamasına surat ederek: (Yâhu.. Şunu istemiştim, almamışsın..) diyerek kocasını üzerse, öyle kadını Cenab-1 Hak dünyada ve âhirette kulluğuna kabul etmez.
Esved bin Mikdat radıyallahu anh da, Rahmeten-lil-âle-
miyn'den rivayet ederek şöyle buyurmuşlardır:
- Hangi kadın, kocasına gazap ederse, Allahu tâlâ'nin, meleklerin ve bütün insanların lânetleri, o kadının üstüne olsun.
Kadının iplik dokuması, elbise dikmesi, yemek pişirmesi, dünyaya çocuk getirmesi ve çocuğunu emzirmesi, düşman ile gazası gibidir. Kendisine düşmanla cenk etmiş kadar sevap verilir.
Imam-ı Ali kerremallahu vechehu efendimiz, bir gün Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin ağladıklarını gördü ve sebebini sordu. Buyurdular ki:
— Mi'raçta, ümmetimden bir çok kadınların azaplandırıldıklarını gördüm. Şimdi, onların hallerini hatırladım da onun için ağlıyorum.
Hz. Ali radıyallahu anh sordular:
— Acaba, onların azaplarına sebep neydi?
Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz buyurdular:
— Kocalarına ihanet etmeleri, kocalarını dilleriyle incitmeleri dolayısiyle bu azaba müstehak olmuşlardı.
Hz. Osman radıyallahu anh buyurmuştur:
Ben, Resûl aleyhisselâmdan işittim. Bir kadın: (Ben, senden ne hayır gördüm?) diyerek kocasını incitse, Cenab-1 Hak o kadının yetmiş senelik ibadetini mahveder. Yetmiş sene, gündüzleri oruç tutsa ve geceleri sabahlara kadar namaz kılsa, bütün bu ibadetleri bu sözü ile mahvolur.
Ey Hak yolcuları, ey Hakka talip olanlar:
Saliha olan kadınlara daha nice müjdeler, fâsıka olan kadınlara da daha nice korkulu haberler vardır. Bunların hepsini vazmağa. risâlemizin hacmi müsait değildir. Kaldı ki, insan olanlara, Allahu teâlâ'ya ve peygambere iyman edenlere de bu yazdıklarımız kâfi ve vâfidir:
Anlayana sivri sinek saz, Anlamayana davul zurna az.
Insan, ne yapıp yapmalı, kendisini çekip çevirmeli, Kur'an boyasiyle boyanmalı, Resûl aleyhisselâmın ahlâkı ile ahlâk-
lanmalı, her nefes ölümü düşünmeli, kabrin haşyetini, mahşerin şiddet ve dehşetini tefekkür etmeli ve Allahu teâlâ'ya hesap vermege hazırlanmalıdır.
Mü'minlere, cennetin nimetleri hazırlandığı gibi, iymanlarını yitiren kâfirlere de cehennem azapları ihzar olunmuştur.
Dünyada en zor iş iymanın muhafazasıdır. İymanlarını muhaaza edebilenlere, daima ihlâs üzere bulunanlara, kalplerini ve kalıplarını pâk tutabilenlere ve âhirete her mânada pâk olarak gidebilenlere müjdeler olsun..
Kalplerini pâk edemeyenlere, yalnız kalıplarını temizleyenlere de nedametler, her ikisini de kirletenlere ve o kirli halleriyle âhirete gidenlere de cezalar olsun..
Ne mutlu şu kimseye ki, Allah'a kul, Resûlüllah'a ümmet oldu, zâhirini ibadet ve bâtınını muhabbet ile doldurdu.
Ne yazık şu kimseye ki, zâhirini ibadetle süsledi de, bâtınını Allahu tâlâ'nın sevmediği çirkin sıfatlardan arıtamadı.
Bir kimse, dünyada yaşarken, ne için yaratıldığını anlamadi, helâk oldu.
Ömrünü ibadetsiz geçiren kişi, hayatını hevaya verdi.
Yazık, yazık şu kimseye ki, Allah'a kul ve Resûlüllah'a ümmet oldu da, bu büyük nimetin kadr-ü kıymetini bilemedi, iyman cevherini kaybetti. Zira, Resûl aleyhisselâma ümmet olanlar, en yüce nimete erdi demektir. Allahu teâlâ, Habibine ümmetini bağışlayacak ve ümmet-i Muhammed'i her halde şâd edecektir.
Allahu azim-üş-şânın, Habib-i edibine miraçta olan müjdesine bakınız:
— Ey Resûlüm.. Gece-gündüz ümmetini benden ister. onlara şefaatçi olursun. Biz azim-üş-şânın senin ümmetine öyle lûtf-u keremimiz vardır ki, bu ihsanlarımdan bazılarını, sayavım da kalb-i şerifin memnun ve mesrur olsun, buyurmuştur.
Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, bu haberi te'yiden şöyle buyurmuşlardır:
— Rabbim bana vahyederek: (Ey Habibim.. Senin ümmetine dokuz nimetim vardır:
1) Ümmetinden bir kimse, bana her ne tâ'at ederse, ben onun tâ'atini reddetmem, kabul ederim.
2) Ümmetine takatleri kadar teklif ederim.
3) Ümmetine olan ikram ve ihsanım, Zât-ı ülühiyyetime yakışan keremü lütfum iledir.
4) Ümmetinden bir kimse, bir günah işleyerek bana isyan etse, sonra sıdk ile tövbe eylese ben onu affederim. Onu, öyle pak ederim ki, anasından doğdugu gün gibi tertemiz olur.
5) Ümmetinden bir kimsenin, yedi azasından bir azası bana itaatta olup, altı azası günah işlese, günah işleyen o altı azayı, itaat eden bir azaya bağışlar, o kulun üzerine yedi cehennem kapısını kaparım. O kulu cennete müstehak kılarım.
6) Ümmetinden bir kimse, bir günah işlese ve o günaha nâdim olsa ve kalbi gamlansa onu affederim. Af kalemimi, onun günahı üzerine çekerim. Günah işleyen ve fakat bu günahinda israr etmeyenleri dertler, hastalıklar ve musibetlerle müptelâ kılar ve bunları onun günahlarına kefaret sayarım.
Yılda iki kerre, cehennem kapılarını açarak biri yaz sıcağı ve diğeri kış soğuğu ile onları muazzep eder, dünyada iken cehennemden nasiplerini verir, âhirette cehennemden mahfuz kılarım.
7) Senin ümmetine, yarın kıyamette adlimle değil, affımla muamele ederim. Ümmetinden bir kimse, bir günah işlerse, o günahını kendisine zulmedenin boynuna yüklerim.
8) Senin ümmetine mübarek geceler ve şerefli günler ihsan ettim. Tâ ki, sevapları ez'af-ı müza'af yani kat kat olsun ve kıyamette sevapları, seyyiatlarına galip gelsin..
9) Senin ümmetine kıyamet günü, keremimle muhasebe ederim. Fazlımla günahlarını affederim. Rahmetimle onları cennetime ithal eylerim)
Görülüyor ki, Allahu tâlâ'nın bütün bu sonsuz nimetleri, ümmet-i Muhammed'edir. O halde, ümmetlikte sabit-kadem ol.
âkibet ümmet-i Muhammed'indir. Akibet müttekilerindir. Ummet-i Muhammed, müttekidir. Mütteki olduğumuz için de, âkibet bizimdir. Şimdiki zilletimizi nazar-ı itibara alma... Yine izzet'in saadetin Allah'ta ve Resûlüllah'ta olduğunu anlayarak