Ara
Menü

Sayfalar 513–521

1.621 kelime

İrşad III · kaynak sayfaları 513–521

dilerine şeriat-i islâmiyyeyi ögretmelidir. Buna mukabil, Allah ve Resûlünün müsaade etmedikleri yerlere kadınları göndermemeli ve asıl buna mâni olunmalıdır. Ne yazıktır ki, asıl men' edilmesi gerekeni men'e kadir olamayan bazı kaba sofular, kadınların ve çocukların cami-i-şeriflere gelmelerine muhalefet etmekte, aşk ve şevkle ibadete koşan muhterem anneleri ve onların şeriat-i garrayı Ahmediyyeye âşık yavrularını men'e yeltenmektedirler. Kadınları ve çocukları cami-i-şeriften kovan akılsız sofuların ne kadar büyük bir günaha girdiklerini farkedebildiklerini sanmıyorum. Farkedebilselerdi, yarın kendi yerlerini alacak o mâ'sum yavruları cami-i-şeriften kovmağa hayâ eder, onların ibadetlerine mâni olmakla çok büyük bir günaha girmezlerdi. Kulu. Allah'ın evinden ve ibadetinden men'edenden daha zâlim kimse var mıdır?

Ben fakiri okutarak, bu meslege sahip olmama sebep olan merhume annem Hace A'işe hanım, Mevlû-du Nebevi okunduğu bir gün bizi cami-i-şerife götürmüştü. Çok küçük yaşta olduğum halde, o gün müezzin efendinin bizi kovmasını ömrüm oldukça unutamayacağım. Halbuki, mahallemize yakın bir yerde bir de kilise vardı ve o kilisenin hademeleri de, bize şeker ikram eder, akıllarınca hıristiyanlığa muhabbet ettirmeğe çalışırlardı. Müezzin efendi ise, mevlidde halka dağıtılmak üzere kendisine teslim olunan şekerleri karşımızda agzını şapırdata şapırdata yerken, bize de bir külâh vermemek için kovmaktan utanmazdı.

Oysa, çoğumuz şehit çocuğu ve yetim idik. Bereket versin, mahallemiz sâkinlerinden olan meşâyihi kiramdan Şeyh Abdurrahman Sami efendi, bizlere de ikram etmek suretiyle müezzin efendinin hatasını tamir etmiş ve mini mini kalplerimizde ona karşı beliren nefret duygularını tadil eylemişti.

Bu zat-ı şerif, Tarikat-i Kadiriyye, Nakşiyye ve Uşşakıyye'den halkı Allah ve Resûlüne dâvet ve muhabbet ettiren kâmil bir insandı. Cömert, güler yüzlü ve tatlı sözlü bir zat-ı akdesti. Cuma günleri, kandillerde, ramazanlarda ve bayramlarda sofrasına yetim ve yoksulları çağırır, onlara bizzat kendisi hizmet eder.

Irgad, Clld 3 - T: 33

çıplakları giydirir, ağlayanların gözyaşlarını dindirirdi. Bu zatın gayret ve himmetiyle, mahalle çocuklarında dine karşı bir muhabbet ve alâka uyanmış, bir çoklarının hidayetine sebep olmuştu. Rahmetullahi aleyh ve etba'ihim.

Sofunun cahili, şeytanın maskarasıdır, demişlerdir ki. pek doğrudur.

Ey âşık-ı sadık ve râh-ı-hakka talip:

Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri, Imam-ı Ali kerremallahu vechehu efendimize hitaben:

- Yâ Ali... Bir kimse, sûre-i ihlâsı okursa, Allahu teâlâ o kulunu kıyamette herkesin korku ile ağladığı o demde korkutmaz ve ağlatmaz, memnun ve mesrur eder. Okuduğu âyetin harfleri sayısınca, o kuluna Nebiler sevabı ihsan eder, buyurmuştur.

Ibn-i Abbas radıyallahu anhtan rivayet olunmuştur ki; Resûl-ü zişân efendimiz Mirâca çıktıklarında, taht-el-arşta bir çok meleklerin, sûre-i ihlâsı tilâvet ederek:

— Yâ Rabbi.. Okuduğumuz bu ihlâs-ı şeriflerin sevabını, veryüzünde ihlâs okuyanlara bagışladık, dediklerini haber vermektedir.

Bu sûre-i şerifin ecri gayet büyüktür. Şefi-il-âhire'dir. Munis-i kabirdir. Enis-i mahşerdir. Nârdan azadına sebeptir. Cennete girilmeğe vesiledir.

HIKÂYE Bir zat, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize, fakr-ü zaruretinden şikâyet etti. Efendimiz, kendisine:

— Evine girerken. sûre-i ihlâsı oku, buyurdular.

O zat-ı şerif, bu tavsiye-i Nebiyyi yerine getirdi ve bu sayede Allahu teâlâ, kendisinin fakr-ü zaruretini giderdi ve aziz eyledi.

Her kim, Resûl-ü efham efendimizin bu tavsiyesini yerine getirirse, Allahu teâlâ o kulunu dünya ve âhirette aziz ve mükerrem kılar. Her kim Mefhar-i âlem efendimizden yüz çevirirse, Allahu teâlâ da ondan yüz çevirir ve o kulunu dünyada ve âhirette zelil ve sefil eyler.

Bir çok sûrelerin, bir çok hassaları vardır. O halde, daima Kur'anı azimi tilâvet et, gece ve gündüz Rabbini zikir ve tesbih eyle..

Bazı kimseler, Kur'anı kerimi yüzünden okumayı bilmezler. Böyleleri, Kur'an-ı azim-üş-şânın her satırına bir ihlâs-ı şerif okurlarsa, hatm-i Kur'an etmiş olurlar. Bu güzel bir âdet ve büyük bir kolaylık ise de, müslümanlar her halde Kur'an-ı azim -ül-bürhanı okumayı öğrenmelidirler.

Bir kimse, ziyaret ve ibadet kasdı ile, Kur'an-ı azimin sahifelerine nazar ederse, Allahu teâlâ Kur'ana hürmetle bakan gözü ve yüzü, nârında yakmaz, büyük ecirler verir ve Kur'anı ziyaret sevabına eriştirir.

Sözlerimizi bitirirken, bir hususu daha açıklayalım:

Ashabı kiramdan Hz. Ubey radıyallahu anhtan rivayet edildiğine göre; Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri:

— Kur'an, bana âyet âyet, harf harf nâzil oldu. Tevbe ve Ihlâs sûreleri nâzil olduğu vakit, yetmiş bin saf melâike beraberinde inmiştir, buyurmuşlardır.

Tâhi Ya Rabbi!

Hamd-ü senâlar sana mahsustur. Salât-ü selâm, senin Habibinin ve diğer enbiyâ-i mürseliynin üzerlerine olsun.. Habibinin alini, evlâdını, ezvacını, ashabını, ensarını ve ahbabını bizlerden memnun eyle.. Bu nâçiz risâlemizi, indinde ve Habibinin indinde makbul, mergup ve mahbup eyle.. İhlâs ile okuyana, okutaria, dinleyene libas-i ihlâsı ihsan eyle.. Nur-u ihlâsı kalplerine ilka buyurarak kendilerini muhlislerden eyle.. Ben fakirin hata, nisyan ve kusurlarımı da af ve setreyle.. Cûmle ümmet-i Muhammed'i de affeyle.. Asileri islâh ve şekavetlerini saadete tebdil eyle.. Bizleri, şefaat-i Kur'ana, şefaat-i ihlâsa ve şefaat-i Mustafa'na nail eyle.. Bu risâlemizin tesirini halk eyle.. Bi-hürmeti seyyid-ii-mürseliyn ve bi-hürmet-i âl-i evlâd-ı ashab-i ensar-ı muhibbi seyyid-il-mürseliyn velhamdü lillahi Rabbil alemiyn.. EL-FÂ- TIHA..

Mukbil-i Akdâm-il-ulemâ El-Fakir

MUZAFFER OZAK

Ehl-i aşkın bikes-ü bi-nevâsı, Bezm-i vuslât bulmayınca hastadır, Zikr-ü tevhid iksiridir devâsı, Derde derman sûre-i ihlâstadır..

Ihlâs oku, ihlâsa gel, hâlis ol;

FiMAK'AD-I SIDK'a eriş, câlis ol;

Enbiyâ-ü Evliyâ'ya vâris ol, Vasl-ı canân sûre-i ihlâstadır..

Virdin olsun KUL HÜVALLAHÜ AHAD, Ol kerimin lûtf-u ihsanı bi-had, Ger dilersen bulasın revh-ü rahat, Sırrı Sübhan sûre-i ihlâstadır..

ihlâs nasip eyle AŞKi kuluna, ihlâs ile ilet aşkın yoluna, ihlâs ile huzurunda buluna, Hükm-ü ferman sûre-i ihlâstadır..

Aşk-i-Halveti-i-Cerrahi

İRŞÂD

OTUZUNCU DERS MÜNDERECAT:

Eş-Şûra sûresinin 19 ve 20. âyetlerinin tefsiri ve şerhi - AIlahu tâlâ'nin lûtuf ve ihsanları - Amellerinin karşılığını dünyada isteyenler, nasiplerini dünyada alır ve âhirette nasipsiz kalırlar - Âhiret sevabı isteyenler de hem dünyada hem de ahirette büyük ecir ve nimetlere nail olurlar - Sorgusuz sualsiz cennete dahil olacak üç zümre hangileridir - Ehl-i fazl ve ehl-i sabır kimlerdir - Garazsız ivazsız birbirlerini sevenlerin ecri nedir - Yezidin âşık olduğu Ummü-Halid'in ibret-âmiz kıssası - Hz. Imam-ı Hüseyin efendimizin eşsiz fazileti - Kerbelâ faciasının kısa farihçesi - Kıyamette insanların bütün yaptıklarına şehadet edecek yedi şahit nedir - Kızgın demiri eliyle tutarak döğen demircinin hikâyesi - İbrahim aleyhisselâmın duası ve niyazı - Islâm düşmanlarının ve münafıkların gayret ve faaliyetlerinin hedefi nedir - Bağdatlı Beşir Hafi'nin kıssası - Ilme ve âlime sevgi ve saygı gösterilmesi lüzumunu anlatan vâ'z-ü nasihatleri muhtevi mühim bir risâledir

Sallû alâ seyyidinâ Muhammed Sallû alâ şefi-i-zünubinâ Muhammed Sallû alâ tabib-i-kulûbinâ Muhammed El-evvelü Allah.. El-âhirü Allah.. Ez-zâhirü Allah.. El-bâtınü Allah.. Hayrihi ve şerrihi min'Allah.. Men kâne fi kalbihi Allah. Fe-mu'inuhu ve nâsırıhu fid-dâreyni Allah.. Rabbişrahli sadri ve yessir-li emri vahlül ukdeten min lisâni yefkahu kavli ve ufevvidu emri ilallah vallahü basiyrün bil-ibâd..

Sübhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ent-el alim-ül-hakim.

Sübhaneke lâ fehme lenâ illâ mâ fehhemtenâ inneke ent-el cevvad-ül-kerim.

Bismillah-ir-ahman-ir-ahiym.

Allahü lâtifün bi-ibâdihi yerzuku men yeşö'ü ve hüvel-kaviyyül-aziyz men kâne hars-el-ahireli nezid lehu fiy harsih ve men kâne yüriydü harsed-dünya nü'tihi minhâ ve mâ lehu fil-âhireti min nasiyb...

Eş-Sûrâ: 19 - 20

(Allahü teâlâ, kullarına lütuf ve ihsan edicidir. Ayıplarını setr ve günahlarını affeder. Ve lütfiyle dilediginin rızkını verir. O, lutuf ve rahmetinde kavi, hüküm iradesinde galiptir. Kim, ameliyle âhiret sevabını isterse, biz onun sevabını arttırırız ve kim ameliyle dünya sevabını dilerse, biz de ona dünyada ezelden kısmet ettiğimiz şeyi veririz. Fakat, onun âhirette hiç bir nasibi yoktur.)

Yukarıda, meal-i münifini sunduğumuz âyet-i celile, basiret sahibi olanlar için ibret vericidir. Allah celle, kullarına karşı cidden ve hakikaten lûtuf ve ihsan edicidir. Bu ihsan-ı Rabbanisine, hiç bir veçhile, hiç bir kimsenin aklı ermez. Kullarına ihsan ve inayetleri nihayetsizdir. O Allahu tâlâ'nın kudret ve kuvveti öyle yüce ve öyle büyüktür ki, bütün mahlükatının rızıklarını, dilediği zaman dilediği kadar verir. Hiç bir şeyden âciz değildir. Bir kimse, âhireti için hazırlık yapar ve â'mal-i saliha işlerse ve bundan dolayı sevaba nail olmayı dilerse, Allahu teâlâ o kulun sevabını bire on, bire yedi yüz ve daha fazla arttırır. Bir kimse de, amelinin karşılığını dünyada bulmayı dilerse, ona da dünyada ezelden takdir olunan şeyleri ihsan buyurur. Fakat, dünyada ecrini alanların, âhirette nasipleri yoktur.

Zira, amellerin sıhhati niyyete göredir.

Ey ihvân-ı bâ-safa v'ey cemaat-i pür-vefâ:

Allahu azim-üş-şân, gerçekten kerem sahibidir ve lûtuflarının nihayeti yoktur. Bütün mahlükatının rızıklarını ihsan eder.

O kadar ki, zat-ı ülûhiyyetini tanımayan ve inkâr eden kâfirleri ve zâlimleri ve münafıkları dahi mahrum etmez. Nerede kaldı ki; vahdaniyyetini, ferdaniyyetini ve samedaniyyetini tasdik eden, zat-ı ülûhiyyetine iyman eyleyen sadık kullarını mahrum etsin.. Şu kadar ki, kâfirler, zâlimler ve münafıklar; eltaf-1 Rabbaniyyeyi ancak dünya hayatlarında görürler. Küfür ve inkârlarından, gurur ve inatlarından ötürü bu güruhun âhirette nasipleri yoktur. Bunların çalışma ve didinmeleri, ancak dünya için olduğundan ve âhireti inkâr ettiklerinden, gayret ve faali-

yeterinin semeresini de yalnız dünyada görürler.

Mü'minler ise, dünya hayatında hayırlı ve salih ameller işlediklerinden ve âhirete de iyman ile intikâl eylediklerinden, imanlarının ve salih amellerinin berekâtı ile hem dünyalarını, hem de âhiretlerini kazanırlar ve dünyada mazhar oldukları lûtf-ü ilâhinin en az on mislini âhirette hazır bulurlar. Her niyyet gibi, bu da çalışanın niyyetine ve gayretine bağlıdır. Gayret ve himmetlerinin karşılığını, ya dünyada veya âhirette mutlâka görürler. Allahu sübhanehu ve tâlâ'nın rizasını istihsale mâ'tuf hiç bir çalışmanın karşılığı zayi olmaz.

Yalnız hayırlı ve salih ameller değil, riza-i ilâhiyye muhalif çirkin ve kötü ameller de böyledir. O kötü ve çirkin amelleri işleyenler de behemehal karşılığını göreceklerdir. Hasılı, bütün amellerin karşılığı, o amelleri işleyenlerin önüne çıkarılacaktir.

Meselâ, bir kimse gösteriş maksadiyle ve kendisine (IYI INSAN) dedirtmek için, halka iyilik yaparsa; o iyiliği yapan kâfir dahi olsa, Allahu teâlâ o kula lûtufta bulunur, bu iyiliğinin karşılığını dünya hayatında iken görür. Hattâ, bu şekilde iyiliklerde bulunan kâfirlere, iyman dahi nasip olabilir. Eğer, kendisine iyman nasip ve müyesser olmazsa, dünya hayatında gördüğü lûtf-u ilâhi ile kalır. Kâfir olduğundan, âhirette nasibi yoktur. Zira, âhiretteki lûtf-u ilâhiyye, ancak mü'minlere mahsus ve münhasırdir.

Bir müslüman da, Hak rizasından ziyade, gösteriş maksadiyle ve halkın teveccühünü kazanmak gayesiyle, bir hayırlı amel işlerse, gösteriş ve teveccüh celbi için yapılan bu amelin ecri de yalnız dünya hayatında verilir. Müslüman olmasına rağmen, işin içine riyâ karıştırdığından, bu amelinden dolayı âhirette nasibi olamaz. Demek ki, riyâ dahi olsa, yapılan iyilikler zayi olmamaktadır. O mürâi, gösteriş veya teveccüh kazanmak gayesiyle yaptığı iyilige karşılık kullar indinde izzete ve şerefe nail olur. Kendisinden (IY| ADAM) olarak bahsolunur.

Fakat, bu hayırlı amelinden dolayı, onun da âhirette nasibi ol maz.

Sayfalar 513–521 · İrşad III — tarikat.org