Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

1 sonuç · “ağfer

01
Sözlük

ağfer

ağfer s. (>l) [Ar.] Çok bağışlayan, mağfiret eden. 2. “Esmâ'ü’lhüsnâ” (Allah’ın güzel isimleri) arasında zikredilen, daha çok da O’nun vasfinı ifede eden söz. ağıt a. 1. Sosyal ve toplumsal felâketler veya çok sevilen bir kişinin kaybı için söylenen doğmaca söz veya ezgi. 2. ed. Bu tür olaylarm yarattığı tahribatı veya sevilen bir kimse ya da din ve devlet büyüklerinin ölümünden duyulan acıyı şiirle anlatma tarzı, sagu, mersiye. 3. İslâmî inanışa göre ağıt, ölüye üzülme, onun iyi huylarmı sayıp dökerek ağlama, mümkün olduğunca “takdir-i İlâhî” (bk. bu madde) ye bağlanarak sızlanma mubah görülmüştür. Sünnî çevrelerde bilim adamlarmm karşı çıkmalarına karşın ağıt, her dönemde var olmuştur. Özellikle Anadolu’da özellikle köylerde ağıt yakma, ağıtçıhk, toplu ağıt söyleme âdeti yaygın olarak devam etmektedir. Öte yanda, saçmı başmı yolma, üstünü başmı yırtma, dizini veya vücudunu dövme gibi eylemler ile Şii-Alevî çevrelerinde ise ağıt geleneği ileri seviyededir. Hatta Şiî-Alevî bilginleri bu geleneği teşvik etmişlerdir. Nitekim Hz. Ali’nin şehit edilmesi dolayısıyla ramazan aynım on sekiz, on dokuz ve yirminci günlerinde; Hz. Haşan ve Hüseyin’in öldürüldüğü Kerbelâ faciasınm yıl dönümü olan on muharrem günü ağıt yakma, üzülme, o olayı yeniden hatırlamak amacıyla toplu ağıt törenleri düzenlenmektedir. Tasavvuf ehli ise ağıt konusunda farklı bir yaklaşım içine girmişlerdir. Ölüye ağıt yakma yerine, “Âşık maşukuna, kul mevlâsına vasıl oldu.” diyerek şiirler söylemişlerdir, sema yapmışlardır. Bunun en çarpıcı örneğini Hz. Mevlânâ’nm ölüm gecesini “şeb-i arûs” (bk. bu madde) olarak niteleyen Mevlevîlik tarikati sergilemekte; bu gelenek gümüzde de yaşatılmaktadır. Sosyal ve toplumsal felâketler veya çok sevilen bir kişinin kaybı için söylenen doğmaca söz veya ezgi. 2. ed. Bu tür olaylarm yarattığı tahribatı veya sevilen bir kimse ya da din ve devlet büyüklerinin ölümünden duyulan acıyı şiirle anlatma tarzı, sagu, mersiye. 3. İslâmî inanışa göre ağıt, ölüye üzülme, onun iyi huylarmı sayıp dökerek ağlama, mümkün olduğunca “takdir-i İlâhî” (bk. bu madde) ye bağlanarak sızlanma mubah görülmüştür. Sünnî çevrelerde bilim adamlarmm karşı çıkmalarına karşın ağıt, her dönemde var olmuştur. Özellikle Anadolu’da özellikle köylerde ağıt yakma, ağıtçıhk, toplu ağıt söyleme âdeti yaygın olarak devam etmektedir. Öte yanda, saçmı başmı yolma, üstünü başmı yırtma, dizini veya vücudunu dövme gibi eylemler ile Şii-Alevî çevrelerinde ise ağıt geleneği ileri seviyededir. Hatta Şiî-Alevî bilginleri bu geleneği teşvik etmişlerdir. Nitekim Hz. Ali’nin şehit edilmesi dolayısıyla ramazan aynım on sekiz, on dokuz ve yirminci günlerinde; Hz. Haşan ve Hüseyin’in öldürüldüğü Kerbelâ faciasınm yıl dönümü olan on muharrem günü ağıt yakma, üzülme, o olayı yeniden hatırlamak amacıyla toplu ağıt törenleri düzenlenmektedir. Tasavvuf ehli ise ağıt konusunda farklı bir yaklaşım içine girmişlerdir. Ölüye ağıt yakma yerine, “Âşık maşukuna, kul mevlâsına vasıl oldu.” diyerek şiirler söylemişlerdir, sema yapmışlardır. Bunun en çarpıcı örneğini Hz. Mevlânâ’nm ölüm gecesini “şeb-i arûs” (bk. bu madde) olarak niteleyen Mevlevîlik tarikati sergilemekte; bu gelenek gümüzde de yaşatılmaktadır. İslâmî inanışa göre ağıt, ölüye üzülme, onun iyi huylarmı sayıp dökerek ağlama, mümkün olduğunca “takdir-i İlâhî” (bk. bu madde) ye bağlanarak sızlanma mubah görülmüştür. Sünnî çevrelerde bilim adamlarmm karşı çıkmalarına karşın ağıt, her dönemde var olmuştur. Özellikle Anadolu’da özellikle köylerde ağıt yakma, ağıtçıhk, toplu ağıt söyleme âdeti yaygın olarak devam etmektedir. Öte yanda, saçmı başmı yolma, üstünü başmı yırtma, dizini veya vücudunu dövme gibi eylemler ile Şii-Alevî çevrelerinde ise ağıt geleneği ileri seviyededir. Hatta Şiî-Alevî bilginleri bu geleneği teşvik etmişlerdir. Nitekim Hz. Ali’nin şehit edilmesi dolayısıyla ramazan aynım on sekiz, on dokuz ve yirminci günlerinde; Hz. Haşan ve Hüseyin’in öldürüldüğü Kerbelâ faciasınm yıl dönümü olan on muharrem günü ağıt yakma, üzülme, o olayı yeniden hatırlamak amacıyla toplu ağıt törenleri düzenlenmektedir. Tasavvuf ehli ise ağıt konusunda farklı bir yaklaşım içine girmişlerdir. Ölüye ağıt yakma yerine, “Âşık maşukuna, kul mevlâsına vasıl oldu.” diyerek şiirler söylemişlerdir, sema yapmışlardır. Bunun en çarpıcı örneğini Hz. Mevlânâ’nm ölüm gecesini “şeb-i arûs” (bk. bu madde) olarak niteleyen Mevlevîlik tarikati sergilemekte; bu gelenek gümüzde de yaşatılmaktadır.