HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Trabzon'da doğumu ve ailesi
Yahyâ Efendi, Şam kökenli kadı Ömer Efendi'nin oğlu olarak 900/1495'te Trabzon'da doğdu. Kaynak, doğumunun Şehzade Süleyman'ın doğumuyla aynı haftaya rastladığını ve iki çocuğun aynı sütanne tarafından emzirildiğini anlatır. Bu sütkardeşliği, onun Kanûnî Sultan Süleyman'la hayat boyu süren yakınlığının tarihî zemini olarak kaydeder.
İlim ve riyâzet yılları
İlk tahsilini Trabzon'da yaptı. Şehrin dışında bir mağarada yaklaşık yedi yıl inziva, riyâzet ve mücâhedeyle meşgul olduğu nakledilir. İstanbul'a geldikten sonra Zenbilli Ali Cemâlî Efendi'nin ders halkasına katıldı ve onun 932/1526'daki vefatı üzerine mülâzemet aldı.
Medrese kariyeri
Canbâz Mustafa, Hacı Hasanzâde ve Efdaliyye medreselerinde müderrislik yaptı; ardından Mustafa Paşa Hârici, Mihrimah Sultan ve Sahn-ı Semân derecelerine yükseldi. İlmî itibarı kadar ihtiyaç sahipleri için yazdığı şefaat mektuplarıyla da tanındı; evi talep ve yardım için başvurulan bir kapı hâline geldi.
Sarayla ihtilâf ve Beşiktaş'a çekiliş
Şehzade Mustafa'nın öldürülmesinden sonra annesinin saraya dönmesi için aracılık etmesi Kanûnî'nin tepkisine yol açtı ve medreseden uzaklaştırıldı. Daha sonra kendisine maaş bağlansa da ömrünün kalan kısmını Beşiktaş'ta kurduğu hayır ve irşad çevresinde geçirdi.
Beşiktaş'taki külliye ve hizmet ağı
Kaynak, Yahyâ Efendi'nin Beşiktaş'ta denize bakan bir arazi üzerinde yerleştiğini; burada mescid, medrese, hamam, çeşme ve misafir ağı meydana getirdiğini bildirir. 945/1538-39 tarihli çeşme kitâbesi de metinde korunmuştur. Yapılarını sürekli genişletmesi, “Beşiktaşında toprağıla oynar” mısraıyla latifeli biçimde anlatılmıştır.
Saraydan, vezirlerden ve ziyaretçilerden gelen para ve hediyeleri mutfak, misafir, derviş ve ihtiyaç sahipleri için harcadığı; ziyaretçilerin kayık ücretinden dervişlerin kahve parasına kadar küçük giderleri dahi karşıladığı kaydedilir. Bu çevre yalnız bir tekke değil, iaşe, barınma, eğitim ve aracılık işlevlerini bir araya getiren şehir içi bir hayır odağıydı.
İlim, hekimlik ve şiir
Nev‘îzâde onu zâhir ve bâtın ilimlerini birleştiren âlim, hekim, edip ve şair olarak tasvir eder. Ziyaretçilerin onun ilminden, hikmetli sözlerinden, tıbbî bilgisinden ve şefaatinden faydalandığını söyler. “Müderris” mahlasıyla şiir yazdığı ve “Ferhâd kimdürür ki külüngüm sala benüm / Uşşâk içinde bencileyin taş dögen mi var” beytinin meşhur olduğu belirtilir.
Vefatı ve cenazesi
978 Zilhiccesinde, Kurban Bayramı gecesinde (Mayıs 1571) vefat etti. Bayram namazından sonra cenaze namazını Ebüssuûd Efendi kıldırdı; vezirler, âlimler, zenginler ve yoksulların katıldığı cenazenin ardından Beşiktaş'taki bahçesi yakınında hazırladığı kabre defnedildi. Kaynak ay ve dinî gün verir; kesin milâdî gün ayrıca türetilmemiştir.
Kaynakların dili ve menkıbe sınırı
Nev‘îzâde'nin keramet, rüya ve cezalandırıcı keşif anlatıları tarihî biyografinin içinde yer alır. Bu sayfada görevler, yapılar, tarihler ve şiirler biyografik katmanda; olağanüstü anlatılar ise gelenek içi hafıza olarak ayrı kayıtlarda gösterilir.
