Ara
Menü

Ebû Hureyre

Meşhûr Sahâbî. Eshâb-ı kiram arasında en çok hadîs-i şerîf bilen ve rivâyet edenlerdendir. İsmi hakkında değişik rivâyetler olup, en doğru rivâyete göre isminin Abdurrahmân bin Sahr olduğu bildirilmiştir. Yemen’in Devs kabilesindendir. Künyesi Ebû Hureyre’dir. Bu künyenin verilişi hakkında kendisi şöyle demiştir: “Ben çocukken koyunlarımızı güderdim. Küçük bir kedim vardı. Gündüz onu yanıma alır, onunla oynardım. Gec…

Kaynak kaydı
826
Nesil
Sahâbe
İsim bağlantısı
171

Meşhûr Sahâbî. Eshâb-ı kiram arasında en çok hadîs-i şerîf bilen ve rivâyet edenlerdendir. İsmi hakkında değişik rivâyetler olup, en doğru rivâyete göre isminin Abdurrahmân bin Sahr olduğu bildirilmiştir. Yemen’in Devs kabilesindendir. Künyesi Ebû Hureyre’dir. Bu künyenin verilişi hakkında kendisi şöyle demiştir: “Ben çocukken koyunlarımızı güderdim. Küçük bir kedim vardı. Gündüz onu yanıma alır, onunla oynardım. Gece otların arasına bırakırdım. Bu sebeple babam bana Ebû Hureyre (Kedicik babası)” dedi. Bir rivâyeti de şöyledir: “Bir gün kaftanımın içinde küçük bir kedi taşıyordum. Resûlullah ( aleyhisselâm ) gördü. “Nedir bu?” buyurdu. Ben de, “kedicik” dedim. Bunun üzerine Resûlullah bana “Ey kedicik babası” buyurdu. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) 57 (m. 678) senesinde 78 yaşında iken Medine-i Münevvere’de vefât etti.

Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) hicretin 7. senesinde (m. 628) Hayberde müslüman oldu. Gençliğinde fakîrlik ve sıkıntı içinde yaşamıştır. Müslüman olduğunda 30 yaşını geçmişti. Yemendeki Devs kabilesinin en ileri gelenlerinden ve meşhûr şair olan Tufely bin Amr ( radıyallahü anh ) vasıtasıyla müslüman oldu. Tufeyl bin Amr ( radıyallahü anh ) Peygamber efendimizin ( aleyhisselâm ) duâsı ve emri üzerine kabilesini İslama davet edince ilk kabûl eden Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) oldu. Hicretin 7. yılında Tufeyl bin Amr ( radıyallahü anh ) îmân edenlerle birlikte Yemen’den ayrıldılar. Yetmiş kişiden fazla bir kâfile halinde Medine’ye geldiler. Ebû Hureyre bir an önce Peygamberimizi ( aleyhisselâm ) görmek, Ona kavuşmak aşkıyla yanıyordu. Yolculuğun uzun sürmesinden sıkılıyor, sabırsızlanıyordu. Bu halini su beyitle dile getirmiştir:

“Yâ leyleten min tûlihâ ve anâihâ,

Âlâ ennehâ min daret-il-küfri necceti.”

(Ey yolculuk gecesi! Bıktım yolun uzunluğundan ve sıkıntısından. Fakat bu yolculukdur, kurtaran beni küfür ve inkâr yurdundan...)

Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ), Medine’ye geldiği sırada Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) Hayber’in fethine gitmişti. Bu gelişini şöyle anlatmıştır: “Resûlullah ( aleyhisselâm ) Hayber’de bulunduğu sırada Medine’ye Muhacir olarak geldim. Sabah namazını Resûlullahın ( aleyhisselâm ) vekîl bıraktığı Siba’ bin Urfuta’nın ( radıyallahü anh ) arkasında kıldım. Birinci rek’âtte Meryem sûresini, ikinci rek’âtte Mutaffifîn sûresini okudu. Namazdan sonra Siba’ bin Urfuta’nın ( radıyallahü anh ) yanına vardık, bize bir miktar yiyecek ikram etti.”

Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) Hayber’de olduğu için Medine’ye gelen bu kâfile doğruca Haybere hareket etti. Oraya vardıklarında Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) Natat kalesini fethetmiş, Kâtibe kalesini de kuşatmıştı. Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) yanına vardıklarında Ebû Hureyre’ye bakıp, “Sen kimlerdensin?” buyurdu. O da: “Devs kabilesindenim!” dedi. Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) “Devs içinde kimi gördümse, onda hayır gördüm” buyurdu. Bundan sonra Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) Peygamberimize ( aleyhisselâm ) müslüman olduğuna dair bîat etti. Eliyle musafeha ederek, müslüman olduğunu bildirdi. Gelirken yolda kölesini kaybetmişti. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) Peygamberimizle ( aleyhisselâm ) otururken kölesi çıkageldi. Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) “İşte kölen geldi!” buyurdu. Bunun üzerine Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ): “Şahid ol ki o, hürdür. Ben onu Allah rızası için âzâd ettim” dedi. Hayber’in fethinden sonra Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) Ebû Hureyre’ye ( radıyallahü anh ) ve Yemen’den gelen Devs’lilere Hayber’de alınan ganîmetlerden hisse verdi. Sonra Medine’ye döndüler. Bundan sonra Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) Yemen’e dönmeyip Medine’de kaldı.

Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ), Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) yanına geldikten sonra artık O’ndan hiç ayrılmadı. Ticâret, mal, servet gibi hiçbir meşgalesi yoktu. Bunlarla hiç uğraşmadı. Eshâb-ı kiramın en fakîri olup, Eshâb-ı Suffa arasına katıldı. Eshâb-ı Suffa, Mescid-i Nebî’de kalır hep ilimle meşgûl olurdu. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ), Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) hep huzûrunda bulundu. Bu hal Peygamberimizin vefâtına kadar dört sene sürdü, işçilik yaparak geçimini temin ederdi. Yemen’den gelen annesi de yanında kalmakta idi.

Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) yanında devamlı bulunduğu için pekçok hadîs-i şerîf işitmiş ve rivâyet etmiştir. Bir gün Peygamberimize ( aleyhisselâm ) şöyle demiştir: “Yâ Resûlallah ( aleyhisselâm ) senden işittiklerimi hafızamda fazla tutamıyorum.” Bunun üzerine Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) “Örtünü uzat” buyurdu. O da ridasını uzattı. Resûlullah ( aleyhisselâm ) Ona duâ etti. İki mübârek eliyle üç defa O’na doğru nûr saçtı ve “Örtünü göğsüne sür” buyurdu. O da sürdü. Böylece Allahü teâlâ O’na öyle bir hafıza ihsân etti ki, işittiği hiç bir şeyi unutmadı, ömrü de uzun oldu. Böylece çok hadîs-i şerîf rivâyet etti.

Ebû Hureyre, Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) yanına geldikten sonra hizmetine girmiş ve başka hiç bir işle meşgûl olmamıştır. Bilmediği ve öğrenmek istediği herşeyi, Peygamberimizden ( aleyhisselâm ) sorup öğrenmiştir. Bir zât, İbn-i Ömer’e ( radıyallahü anh ) “Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) Resûlullahtan ( aleyhisselâm ) bu kadar çok hadîs rivâyet ediyor, doğru mu?” dediğinde İbn-i Ömer ( radıyallahü anh ) “Yemîn ederim ki, hiç birinde şek ve şüphe yoktur. Çünkü Ebû Hureyre her zaman Resûlullaha ( aleyhisselâm ) sual sorar, aldığı cevapları ezberlerdi.” demiştir.

Eshâb-ı kiram arasında Muhâcirîn ve Ensârın bir çoklarının bilmediği hadîs-i şerifleri Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) bilirdi. Çünkü Eshâb-ı kiramın çoğu iş güç sahibi olduğundan, bir kısmı çarşıda, pazarda çalışır, bir kısmı ziraatle meşgûl olurdu. Bu sebeple her zaman ve her saat Resûlullahın ( aleyhisselâm ) yanında bulunma fırsatını elde edemezlerdi. Eshâb-ı kiramdan bir kısmı ise kendini tamamen ilme vermiş olup, Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûrunda bulunurdu. Bunların en başında gelen Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) idi. Bu bakımdan o herkesin duymadığı hadîs-i şerifleri işitip rivâyet etmiştir. Onun bu hali Eshâb-ı kiramın ileri gelenleri tarafından da bildirilmiştir. Ebû Âmir şöyle rivâyet eder: “Bir gün ben Talha ( radıyallahü anh ) ile konuşuyordum. Biri gelip, Ebû Hureyre’den ( radıyallahü anh ) bahsederek “Bu Yemenli mi, Resûl-i Ekrem’in ( aleyhisselâm ) hadîs-i şerîflerini çok biliyor yoksa sen mi?” dedi. Elbette O çok bilir, çünkü O, hergün Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûrunda ve hizmetinde bulunmuştur. Biz eşlerimizle ve ailemizle, evimizde oluyorduk. Onun böyle bir meşgalesi yoktu. Bu bakımdan O bizden daha fazla bilir dedim.”

Bir defasında Hazreti Âişe’den soruldu: “Resûlullahın ( aleyhisselâm ) sözlerini ve hallerini siz mi çok biliyorsunuz, yoksa Ebû Hureyre mi?” Hazreti Âişe şöyle cevap verdi: “Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) bilir. Çünkü ben ev işleriyle meşgûl olurdum. Yemîn ederim ki, Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) bütün vaktini Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûrunda geçirmiştir.” buyurdu. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) dört sene gibi kısa bir zamanda pek çok hadîs-i şerîf rivâyet etmesini başkalarının yadırgamasına şöyle cevap vermiştir “Evet ben Hayber gazâsı sırasında Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûruna kavuştum. O sırada 30 yaşlarında idim. Ondan sonra, hep Resûlullahın ( aleyhisselâm ) yanında bulundum. Evine girip çıktım, hizmet ettim. Birçok muharebede de hizmetinde bulundum. Resûlullah ( aleyhisselâm ) ile birlikte hacca gittim. Elbette daha fazla hadîs-i şerîf bilirim. Çünkü Resûlullah ( aleyhisselâm ) ile temasım diğerlerinin temasından daha çoktur.”

Hadîs-i şerîf öğrenme husûsundaki, gayreti bizzat Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) tarafından açıkça ifade edilmiştir. Bir gün Peygamberimize ( aleyhisselâm ), “Kıyâmet günü şefaatinize nail olacaklar kimlerdir yâ Resûlallah” diye sormuştum. Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) “Ey Ebû Hureyre, senin hadîse karşı hırsını bildiğim için hiç kimsenin senden önce bu suâli bana sormayacağını biliyordum. Kıyâmet günü benim şefaatime kavuşacak olan kimse hulûs-i kalb ile “Lâ ilahe illallah” diyen kimse olacaktır.” buyurmuştur.

Ebû Hureyre, 5374 hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Peygamberimizden ( aleyhisselâm ) bizzat işiterek ve Eshâb-ı kiramdan Hazreti Ebû Bekir’den, Hazreti Ömer’den, Hazreti Âişe’den hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Kendisinden de Abdullah İbn-i Abbas, Abdullah İbn-i Ömer, Enes bin Mâlik, Vasile bin Eska, Cabir bin Abdullah başta olmak üzere 800’den fazla Eshâb ve Tabiîn hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Rivâyetleri toplanıp yazılmıştır. Ebû Hureyre’nin ( radıyallahü anh ) rivâyet ettiği hadîs-i şerîfler bütün hadîs kitaplarında olup, 325 rivâyeti Buhârî ve Müslim’de ittifâk halinde yer almıştır. Sahih-i Buhârî’de ayrıca 93 ve Sahih-i Müslim’de ayrıca 189 rivâyeti vardır. Ondan hadîs-i şerîf rivâyet edenlerden biri olan Beşîr bin Nûhayk’dır. Ebû Hureyre’den işittiği hadîs-i şerîfleri yazmış ve sonra da bizzat Ebû Hureyre’ye ( radıyallahü anh ) okuyup dinleterek rivâyet izni almıştır. Ömer bin Abdulazîz, Eshâb-ı kiramdan işitilen hadîs-i şerîflerin yazılıp, bir kitapta toplanmasını Kesir bin Mürre el-Hadramî’ye bir mektûb yazarak emir vermişti. Bu mektûbta Ebû Hureyre’nin ( radıyallahü anh ) rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerin yazılmamasını, çünkü onların yanında yazılı olarak bulunduğunu ayrıca belirtmiştir. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) ve diğer Sahabe daha Resûlullah ( aleyhisselâm ) hayatta iken işittikleri hadîs-i şerîfleri yazmaya başlamışlardır. Böylece asr-ı se’âdetten itibâren Sahabe ve Tabiîn devrinde hadîs-i şerîfler yazılmıştır. Ebû Hureyre’nin ( radıyallahü anh ) rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden 140 kadarını içine alan bir kitap vardır. Bu kitap kendi talebesi Hemmam bin Münebbih tarafından yazılmış ve “es-Sahife’tüs-Sahiha” ismi verilmiş ve zamanımıza kadar muhafaza edilmiştir. Ebû Hureyre’ye ( radıyallahü anh ) âit bu sahife müsteşriklerin “Hadîs-i şerîfler Resûlullahın ( aleyhisselâm ) vefâtından üç asır sonra yazılmıştır” şeklinde ileri sürdükleri iddianın saçma ve kasıtlı olduğunu ortaya çıkartmaktadır.

Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) şöyle buyurmuştur: “Ben Resûlullahdan ( aleyhisselâm ) iki çeşit ilim öğrendim. Eğer ikincisini söylesem bana mecnun dersiniz” buyurmuştur. Dört sene gibi bir zaman içerisinde, gece-gündüz Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûrundan ayrılmamış, bütün işini gücünü bırakmıştır. Hep Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) buyurduklarını dinleyip, hıfz etmiştir (ezberlemiştir). Hatta günlerce aç kaldığı halde dîni öğrenme gayretiyle buna katlanmıştır. Bu husûsta kendisi şöyle anlatmıştır: “Bir gün açlığa dayanamayarak evimden çıkıp mescide gittim. Günlerce bir şey yememiştim. Oraya varınca bir grup Eshâbın da orada olduğunu gördüm. Yanlarına varınca “Bu saatte niçin geldin Yâ Ebâ Hureyre” dediler. Ben de “Açlık beni buraya getirdi” dedim. Onlar, “Biz de açlığa dayanamayarak buraya çıkıp geldik” dediler. Bunun üzerine hep birlikte Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûruna gittik. Huzûruna varınca “Bu saatte buraya gelmenizin sebebi nedir?” buyurdu. Biz de “Açlık, Yâ Resûlallah ( aleyhisselâm )” dedik. Bir tabak hurma getirdi. Hepimize ikişer tane hurma verdi. Ben birini yedim, birini sakladım. Resûlullah ( aleyhisselâm ) görüp, “Niçin onu da yemedin?” buyurdu. “Birini de anneme ayırdım” dedim. Resûlullah ( aleyhisselâm ) “Onu da ye, sana annen için iki tane daha vereceğiz” buyurdu. Annem için iki tane daha verdi.

Yine Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) şöyle anlatmıştır: “Bir gün Resûlullaha ( aleyhisselâm ) bir kâse süt hediye getirildi. Ben o gün çok açtım. Resûlullah bana “Git Eshâb-ı Suffayı çağır” buyurdu. Çağırmaya gittim. Giderken bu sütün hepsi bana ancak yeter diye aklıma geldi. Eshâb-ı Suffa’yı çağırdım, yüz kişi kadar vardı. Resûlullahın ( aleyhisselâm ) emri üzerine o süt kâsesini alıp her birine ayrı ayrı verdim. Hepsi doyasıya içti. (Resûlullahın ( aleyhisselâm ) mu’cizesi ile artıyordu). Sonra Resûlullah ( aleyhisselâm ) “Ben ve sen kaldık iç.” buyurdu. Ben de biraz içtim, “İç” buyurdular. Tekrar içtim, içtikçe “İç” buyurdular. O kadar içtim ve doydum ki, artık hiç içecek halim kalmadı. Sonra da kâseyi alıp Resûlullah ( aleyhisselâm ) içti...”

Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) müslüman olduktan sonra annesinin de müslüman olmasını çok istiyor, bunun için çok uğraşıyordu.

Fakat bir türlü muvaffak olamıyordu. Bu husûsta şöyle anlatmıştır: “Bir gün Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) huzûruna gidip, Yâ Resûlallah ( aleyhisselâm ) annemi İslama da’vet ediyorum, bir türlü kabûl etmiyor. Bu gün de müslüman olmasını söyledim. Bana hoş olmayan sözlerle karşılık verdi, kabûl etmedi. Hidayete kavuşması için duâ buyurunuz dedim. Bunun üzerine “Allahım! Ebû Hureyre’nin annesine hidâyet ver!” buyurdu. Duâyı alınca sevinerek eve gittim. Eve varınca annem “Yâ Ebâ Hureyre ben müslüman oldum” dedi ve kelime-i şehâdeti söyledi. Ben sevincimden yerimde duramıyordum. Tekrar Resûlullahın ( aleyhisselâm ) yanına koştum. Sevincimden ağlayarak annemin müslüman olduğunu müjdeledim. Yâ Resûlallah ( aleyhisselâm ) annemi ve beni mü’minlerin sevmesi için, bizim de mü’minleri sevmemiz için duâ ediniz dedim. Resûlullah ( aleyhisselâm ) “Allahım şu kulunu ve annesini mü’min kullarına, mü’minleri de onlara sevdir.” buyurarak duâ etti. Artık beni bilen ve gören her mü’min sevdi.

Ebû Hureyre’nin ( radıyallahü anh ), Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) vefâtından sonra en çok sevdiği ve meşgûl olduğu iş hadîs-i şerîf rivâyet etmek ve yaymak olmuştur. Hazreti Ebû Bekir’in halifeliği sırasında idarî işlerle meşgûl olmamıştır. Hazreti Ömer’in halifeliği sırasında Bahreyn vâliliğine tayin edildi. Bir müddet bu vazîfeyi yaptı. Hazreti Osman’ın halifeliği sırasında Mekke kadılığı yaptı. Hazreti Muâviye’nin halifeliği sırasında da Medine vâlisi oldu.

Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ), Peygamberimizden ( aleyhisselâm ) bizzat öğrendiği din bilgilerini ve işittiği hadîs-i şerîflerin İslâm dünyâsına yayılması husûsunda çok büyük hizmet yapmıştır. Her Cum’a günü namazdan önce hadîs-i şerîf dersleri verirdi. Hadîs-i şerîf öğrenmek için gelenler onun etrâfında toplanırdı. Onun ders meclisi pek geniş olup, bir çok kimse ondan ilim öğrenip, ilimde yükselmiş ve hizmet etmiştir. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) fazîleti ve İslâmı yaşamasıyla en mükemmel bir nümûne idi. Çok geceleri ibâdet ile geçirir, sabaha kadar namaz kılar, Kur’ân-ı kerîm okurdu. Her ayın başında üç gün oruç tutardı. İbâdetlerde çok ihtiyâtlı hareket ederdi. Hep abdestli bulunur ve Resûlullah ( aleyhisselâm ) “Abdestli olan vücûd a’zâsına Cehennem ateşi dokunmaz” buyurdu, derdi.

Osman en-Nahaî şöyle nakletmiştir: “Ebû Hureyre’yi ( radıyallahü anh ) yedi gün misâfir ettim. Aile efradı ile birlikte çok kere geceleri namaz kılarak ve Kur’ân-ı kerîm okuyarak geçirirlerdi.”

İkrime ( radıyallahü anh ) da, Ebû. Hureyre ( radıyallahü anh ) her gün onbirbin tesbih çekerdi, demiştir. Ölümü yaklaştığında ağlamıştı. Sebebi sorulunca “Âhıret azığının azlığından ve yolculuğun zorluğundan” demiştir. Allah korkusu, mahşer gününün hesabından bahsedilince titremeye başlar, bazan ağlayarak kendinden geçerdi.

Şakya Eshahi şöyle rivâyet etmiştir: “Bir defasında Medine’ye Ebû Hureyre’yi ( radıyallahü anh ) ziyâret için gelmiştim. Resûlullahın ( aleyhisselâm ) kıyâmet gününe dair bir hadîs-i şerîfini rivâyet ederken, birdenbire feryad edip, kendinden geçti. Bir müddet sonra kendine gelince neden böyle yaptığını sordum. Biliyormusun? Kıyâmet günü için Resûlullah ( aleyhisselâm ) buyurdu ki: “Kıyâmet günü Allahü teâlânın insanları hesaba çekeceği gündür. Kur’ân-ı kerîme, O’nun emirlerine uyanlar (hak yolu tutanlar) makbûl olup, uymayanlar cezalandırılacaktır. Kur’ân-ı kerîmi bilip okuyan, öğrenip öğretenlerden amel etmeyenlerin vay haline” Kur’ân-ı kerîmde insanlara emirler vardır. Fakîri himâye etmek, sadaka vermek, akrabayı ziyâret etmek... Bunların hepsini yerine getirmek gerekir. İşte bunun için kıyâmet gününden korkarım dedi.”

Ömrünün son günlerinde hastalandı. Hastalığını duyanların ziyârete gelmesiyle büyük bir kalabalık toplandı. Bu hastalığı sırasında “Allahım sana kavuşmayı seviyorum. Bunu bana nasîb eyle” demiştir.

Ebû Hureyre’nin ( radıyallahü anh ) rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bir kısmı şunlardır:

“Bir kimse bir mü’minin dünyâ üzüntülerini giderip ferahlandırırsa, Allah da kıyâmet günü onun üzüntülerinden birini giderir.”

“Her kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünyâ ve âhirette onun ayıbını örter.”

“Her kim eli dar olan borçluya kolaylık gösterirse, Allah da dünyâ ve âhirette ona kolaylık gösterir.”

“Bir kul din kardeşine yardımda bulundukça, Allah da ona yardım eder.”

“Bir kimse ilim tahsili için yola çıkarsa, bundan dolayı Allah ona Cennet yolunu kolaylaştırır.”

“Herhangi bir cemaat câmilerden birinde toplanıp, Kur’ân-ı kerîm okur, onların üzerine sükunet nâzil olup, onları rahmet kaplar, melekler onları kuşatır. Cenabı Hak da onları, nezdinde olan melekler ve peygamberlerle zikreder.”

“Ameli kendisini geride bırakan kimseyi, nesebi ileri götüremez.”

“Allahü teâlâ bir kulunu sevdiği vakit Cibrîl’e, Allah filânı seviyor, onu sen de sev, diye emreder. Cibrîl de onu sever ve ehli semâya (meleklere) Allah filanı seviyor, siz de onu seviniz, diye seslenir. Bunun üzerine melekler o kimseyi severler. Sonra da yeryüzünde (insanlar arasında) onun sevgisi, kalblerde yerleşir.”

“Müslümanın müslüman üzerinde hakkı beştir. Bunlar: Selâm almak, hastayı ziyâret etmek, cenâzeyi teşyi etmek, davete icabet eylemek (kabûl edip, gitmek), aksırana “Yerhamükellah” Allah sana rahmet etsin, demek.”

“Herhangi bir kul dünyâda diğer bir kulun ayıbını örterse, kıyâmet gününde Allah da onun ayıbını örter.”

“Birbirinize hased etmeyiniz. Alış verişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize dargın durmayınız ve birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Birinizin bitmek üzere olan pazarlığını bozmayınız. Allah’ın kulları kardeş olunuz. Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulm etmez, onu yardımsız bırakmaz, ona hor bakmaz.”

Resûl-i Ekrem ( aleyhisselâm ) üç defa göğsünü işâret buyurarak:

“Takvâ işte buradadır. Bir kimsenin şerir olması için müslüman kardeşini hor görmesi kâfidir. Müslümanın müslümana kanı, malı, ırzı haramdır” buyurdu.

“Ramazan ayı gelince Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır.”

“İnsanların Cennete girmelerine en çok yardımcı olan, takvâ, Allah korkusu ve güzel ahlâktır.”

“Kadın elbisesi giyen erkeğe ve erkek elbisesi giyen kadına la’net olsun.”

“Allahü teâlâ, kulum farzları yapmakla bana yaklaştığı gibi başka şeyle yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetleri yapınca, onu çok severim, öyle olur ki, benimle işitir, benimle görür, benimle herşeyi tutar. Benimle yürür, benden her ne isterse veririm. Bana sığınınca, onu korurum buyurdu.”

“Bir zaman gelir ki, müslümanlar birbirlerinden ayrılır, parçalanırlar. Şeriati bırakıp kendi düşüncelerine, görüşlerine uyarlar. Kur’ân-ı kerîmi mizmarlardan, ya’nî çalgılardan, şarkı, gibi okurlar. Allah için değil keyf için okurlar. Allahü teâlâ bunlara lâ’net eder. Azâb verir.”

Ebû Hureyre’nin ( radıyallahü anh ) şöyle dediği rivâyet edilmiştir.

“Biri “Ey Allahın Resûlü, kime iyilik edeyim?” diye sordu. Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) “Annene” buyurdu. “Sonra kime?” diye sordu. Resûlullah ( aleyhisselâm ) “Annene” buyurdu. “Sonra kime?”, diye sordu. “Annene” buyurdu. Adam tekrar “Sonra kime” diye sordu. Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) “Babana” buyurdu.

“Mü’minlerin îmân bakımından en mükemmel olanı, ahlâkı en iyi olanlarıdır ve hayırlı olanlarınız da, kadınlara karşı hayırlı olanlardır”

“Allaha ve Kıyâmet Günü’ne îmân edenler, komşusuna eziyet etmesin. Allaha ve Âhıret Gününe imânı olan, misâfire ikram etsin. Allaha ve Âhıret Gününe îmân etmiş olan, ya hayır söylesin ya sussun.”

“Kadın dört şey için nikâh edilir. Malı, soyu, güzelliği ve dini. Sen dindar kadını seç, mes’ûd olursun.”

“Yedi sınıf insan vardır ki, Allahü teâlâ onları hiç bir gölge bulunmayan günde (Kıyâmet Gününde) Arş’ının gölgesinde gölgelendirir. Adâletli Devlet Reîsi, Allaha ibâdet ederek büyüyen genç. Kalbi mescidlere bağlı olan kimse, Allah için sevişen ve bu uğurda birleşip bu sevgi ile ayrılan iki kişi, mevki sahibi olan güzel bir kadın tarafından zinâya çağırıldığı halde “Ben Allah’tan korkarım” cevabı ile mukabale eden kimse, sağ elinin verdiği sadakayı sol eli duymayacak sûrette gizli sadaka veren kimse, tenha yerde Allahı zikrederek gözleri yaşla dolup taşan kimsedir.”

“Sadaka, malı eksiltmez, insan afvettikçe Allah da onun izzetini ve şerefini arttırır. Her kim Allah için tevâzu ederse, Allah onu yükseltir.”

Birgün Eshâb-ı kirama karşı “Müflis kime denir biliyor musunuz?” buyurunca, Eshâb-ı kiram “Parası ve malı olmayan kimseye diyoruz.” dediler. Resûlullah ( aleyhisselâm ) buyurdu ki:

“Ümmetim arasında müflis, şu kimsedir ki, kıyâmet günü defterinde, çok namaz, oruç ve zekât sevâbı bulunur. Fakat, bir kimseye sövmüş, iftira etmiş, malını almış, kanını dökmüş, dövmüş. Sevâbları, bu hak sahiblerine dağıtılır. Hakları ödenmeden önce, sevâbları biterse, hak sahiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilir. Sonra Cehenneme atılır.”

Biri Ebû Hureyre’ye ( radıyallahü anh ) ilim öğrenmek isterim, fakat sonra kaybederim diye korkuyorum demesi üzerine; Ebû Hureyre, “Asıl ilmi kaybetmek bu düşünce ile onu öğrenmemektir.” diye cevab verdiler. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) buyurdu ki:

“Kıyâmet günü, Allahü teâlânın huzûrunda kıymetli olanlar verâ ve zühd sahibleridir.”

“Kur’ân-ı kerîm okunan eve bereket, iyilik gelir. Melekler oraya toplanır. Şeytanlar oradan kaçar.”

“Kıyâmet günü kul Allahü teâlânın huzûruna getirildiğinde, Cenab-ı Hak ona: “Ey kulum, sen benim için dostlarımı sevdin mi? Tâ ki ben de o dostlarım için seni seveyim.” buyuracak.

¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾

1) Sahîh-i Buhârî cild-5, sh. 123

2) Sahîh-i Müslim cild-4, sh. 1957

3) Müsned-i Ahmed İbn-i Hanbel cild-2, sh. 243, cild-4, sh. 399

4) Sünen-i Tirmizî, Kitab-ul-ilm, bab-12

5) Sîret-i İbn-i Hişâm cild-2, sh. 24

6) El-İstiâb cild-4, sh. 202

7) El-İsâbe cild-4, sh. 202

8) Hilyet-ül-evliyâ cild-1, sh. 375

9) Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-4, sh. 325

10) Tehzîb-ül-esmâ, ve’l-luga cild-12, sh. 270

11) Tezkiret-ül-Huffâz cild-2, sh. 32

12) El-A’lâm cild-3, sh. 308

13) Metâli’-un Nücûm cild-3, sh. 128

14) Kâmûs-ul-A’lâm cild-2, sh. 767

15) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye sh. 999

16) Dürr-ül-meârif sh. 42, 43

Bu biyografiyle bağlantılı kişiler

Bağlantılar biyografi metinlerindeki açık isim anmalarından üretilmiştir.

BU METİNDE ANILIYOREnes Bin MâlikSahâbeBU METİNDE ANILIYORCâbir Bin AbdullahSahâbeBU METİNDE ANILIYORÖmer Bin AbdülazîzÂlimler ve İslâm büyükleriBU METİNDE ANILIYORHemmam Bin MünebbihTâbiînBU METİNDE ANILIYORİbn-i Sa’dÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAbdullah Bin Ahmed Bin HanbelÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAbdullah Bin Amr Bin âsSahâbeBU KİŞİYİ ANIYORAbdullah Bin BüreydeTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORAbdullah Bin DînarTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORAbdullah Bin HubeykÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAbdullah Bin MübârekÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAbdullah-ı İsfehânî (kutbüddîn-i İsfehbezî)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAbdurrahmân Bin MehdîTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORAbdurrahmân CevzîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAbdülazîm MünzirîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAbdülazîz Bin Ca’fer El-hallâlÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAbdülazîz Bin MuhammedTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORAbdülhak-ı DehlevîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAbdülhâdî BedevânîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAbdülkâhir Sühreverdî (ebü’n-necîb)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAbdülvehhâb Bin Ali Es-sa’lebîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAffân Bin MüslimÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAhmed BîcânÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAhmed Bin Ca’fer El-vekîîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAhmed Bin Ebî Gâlib BağdâdîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAhmed Bin MuhammedÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAhmed Bin İsmâil-i KazvînîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAhmed GazâlîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAhmed RıfâîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAli Bin Abdullah Bin AbbâsTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORAli Bin Hüseyn (ibn-i Harbeveyh)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAli Şevnî MısrîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORAtâ Bin Meysere El-horasânîTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORAtâ Bin YesârTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORAvn Bin AbdullahTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORBegavîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORBekr Ez-zerencerîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORBeydâvî (abdullah Bin Ömer)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORBeyhekî (ahmed Bin Hüseyn)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORBosnalı Abdullah Efendi (abdullah-ı Rûmî)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORBirgivîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORCa’fer-i TayyarSahâbeBU KİŞİYİ ANIYORCübeyr Bin NüfeyrTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORDehhâk Bin MüzâhimTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORDeylemîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORDâre Kutnî (ali Bin Ömer)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORDârimîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORDimyâtî (abdülmü’min Bin Halef)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYOREbû Abdurrahmân Es-sülemîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYOREbû Bekr KettânîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYOREbû DâvûdÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYOREbû Muhammed Abdullah Bin Ebü’l-hasenÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYOREbû Muâviye Şeyban Bin AbdurrahmânTâbiînBU KİŞİYİ ANIYOREbû Nuaym İsfehânîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYOREbû Seleme Bin AddurrahmânTâbiînBU KİŞİYİ ANIYOREbû İdris HavlânîTâbiînBU KİŞİYİ ANIYOREbû İshâk İbrâhim Bin El-müvelledÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYOREbû İshâk-ı Sa’lebîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYOREbül-ferec İbni CevzîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYOREbü’l-hasen Ali Bin MuhammedTâbiînBU KİŞİYİ ANIYOREbü’l-hasen Kureşî (ali Bin Ahmed)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYOREbü’l-leys-i SemerkandîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORFahr-ül-fârisî (muhammed Bin İbrâhim Fârisî)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORFîrûz âbâdîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORHakîm NişâbûrîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORHammad Bin ZeydÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORHazreti Aişe-i SıddîkaÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORHazreti Fâtıma-tüz ZehrâÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORHazreti Hafsa Binti ÖmerÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORHazreti Hasan Bin AlîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORHazreti Osman-ı ZinnûreynÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORHazreti Talha Bin UbeydullahÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORHazreti Ömer-ül-fârûkÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORHumeyd Bin Mahled ZenceveyhÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORHuzeyfet’übnü YemânSahâbeBU KİŞİYİ ANIYORHâlid Bin Ma’dânTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORHibetullah Bin Hasen Bin Mensûr (el-lâlkâî)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORKazvînî (ahmed Bin İsmâil)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORKuteybe Bin Sa’îd Es-sekafîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORKâdı Bedrüddîn Şiblî (muhammed Bin Abdullah)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORKâdı IyâdÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORKâsım Bin MuhammedTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORLeys Bin Sa’dTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORMevhûb Bin Ahmed El-cevâlikîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORMeymûn Bin MihrânTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORMolla CâmîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORMolla MiskinÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORMuhammed Bin Ahmed El-hirevî (ebû âsım El-abbâdî)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORMuhammed Bin Hüseyn Bin Abdullah (el-âcürrî)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORMuhammed Bin Hüseyn Eş-şeybânîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORMuhammed Bin Ka’b El-kurazîTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORMuhammed Bin Muhammed (ebû Nasr Et-tûsî)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORMuhammed Bin Muhammed Et-tâîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORMuhammed Bin MünkedirTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORMuhammed Bin Selâme El-mısrî (el-kudâ’î)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORMuhammed Bin Tâhir Makdisî (ibn-i Kayserânî)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORMuhammed Bin Ömer El-isfehânî (ebû Mûsâ El-medînî)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORMuhammed Bin İshâk (ibn-i Huzeyme)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORMuhammed Bin İsmâil El-buhârîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORMuhammed RebhâmîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORMuhyiddîn-i ArabîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORMûsâ Bin Talha (et-teymî)TâbiînBU KİŞİYİ ANIYORMücâhid Bin CebrTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORMünzir Bin MâlikTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORNafî’ Mevlâ İbn-i ÖmerTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORNafi’ Bin Abdurrahmân Bin Ebû NaîmTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORNecmeddîn-i KübrâÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORNevevîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYOROsman Bin Sa’îd Bin Hâlid Ed-dârimîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORRumeysâ HatunSahâbeBU KİŞİYİ ANIYORSaîd Bin CübeyrTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORSaîd Bin MüseyyibTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORSehl Bin Sa’dSahâbeBU KİŞİYİ ANIYORSelmân-ı FârisîSahâbeBU KİŞİYİ ANIYORSemhûdî (abdullah Bin Ahmed)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORSeyyid Abdülkâdir-i GeylânîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORSüddî-i Kebîr (ismail Bin Abdurrahmân)TâbiînBU KİŞİYİ ANIYORSüleymân Bin YesârTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORSüyûtîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORSilefî (ahmed Bin Muhammed)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORSirâcüddîn Ali ûşî (ali Bin Osman)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORTaberânîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORTakıyyüddîn SübkîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORTalha Bin MusarrıfTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORTartûşî (muhammed Bin El-velîd)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORTeftâzânî (sa’deddîn Mes’ûd Bin Ömer)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORTufeyl Bin Amr Ed-devsîSahâbeBU KİŞİYİ ANIYORTâcüddîn-i İskenderîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORTâvûs Bin KeysânTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORUbeydullah Bin UtbeTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORUrve Bin ZübeyrTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORVehb Bin MünebbihTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORVeliyyüddîn TebrîzîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORYahyâ Bin MaînÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORYahyâ Bin Ya’merTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORYa’kûb Bin Seyyid AliÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORYa’kûb Bin ŞeybeÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORYezîd Bin AbdullahTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORYezîd Bin Es’amTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORZehebîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORZeyd Bin SabitSahâbeBU KİŞİYİ ANIYORZeynel âbidînTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORÖmer Bin Şebbe En-numeyrîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORÜmmü Süleym (rumeysâ)SahâbeBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i AbdilberrÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i Allân MekkîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i CevzîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i Cezerî (şemseddîn Muhammed Bin Muhammed)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i Düreyhim (ali Bin Düreyhim)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i Ebî Cemre Endülüsî (abdullah Bin Sa’d)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i Ebî Dâvûd-i Sicistânî (abdullah İbni Ebî Dâvûd)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i EbiddünyâÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i Fehd (muhammed Bin Muhammed)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i Hacer-i AskalânîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i Hacer-i Mekkî HeytemîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i HibbânÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i Kudâme Muvaffakuddîn MakdisîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i NeccârÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i NâsıruddînÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i Receb (abdürrahmân Bin Ahmed)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i SabbâgÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i SalâhÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbn-i Ziyâ (muhammed Bin Ahmed)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbni SemmâkÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİbni SîrînTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORİkrimeTâbiînBU KİŞİYİ ANIYORİmâm-ı BuhârîÂlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİmâmzâde (muhammed Bin Ebî Bekr)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORİsmâil Bin Muhammed El-isfehânî (kıvâm-üs-sünne İsmâil Teymî)Âlimler ve İslâm büyükleriBU KİŞİYİ ANIYORŞefi Bin Mati’TâbiînBU KİŞİYİ ANIYORŞehr Bin HavşebTâbiîn